Merkeziyetçilik, ABD’nin Irak’ı Yağmalama Parolası

Washington, Irak’ın finansal yollarını ve petrol gelirlerini kontrol edip Bağdat’ın ekonomik ilişkilerine baskı uygulayarak, bu ülkedeki nüfuzunu korumak adına askeri varlığın da ötesine geçen bir strateji izliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 23 Eylül Çarşamba günü direniş gruplarının silahsızlandırılmasına ilişkin olarak Washington’ın Irak’ın “Balkanlaşmasını” önlemeyi amaçladığını söyledi. (Doğu Avrupa tarihine ve büyük imparatorlukların dağılarak bölgede kriz, gerilim ve bölünmelere yol açmasına atıfta bulunan bir terim).

Görünüşte Rubio’nun kastı; ABD’nin coğrafi olarak Irak’ın bölünmesini engellemeye ve egemenlik bakımından Irak’ta merkezi hükümetin dışında güç odaklarının oluşmasının önüne geçmeye çalıştığıdır.

Ancak Washington’ın asıl hedef ve gayesi, merkeziyetçilik talebi ve yalnızca resmi silaha dayanan bir egemenlik kılıfı altında, günümüz Irak’ının sahip olduğu güç unsurlarını zayıflatmaktır. Washington, merkezin esas alınması bahanesiyle, 30 Eylül’de askeri çekilmenin tamamlanmasının ardından dahi Irak’ın tüm organları üzerindeki kontrolünü sürdürmeye çabalamaktadır.

Irak ekonomisi yüzde 90’dan fazla bir oranla petrol gelirlerine bağımlıdır ve bu bağımlılık, ülkenin finans sistemini dış baskılara karşı savunmasız hale getirmiştir. Böyle bir yapıda Washington, Bağdat’ı bir nevi finansal vesayet altına almak ve Irak’ın ekonomik bağımsızlığa kavuşmasını ya da ABD çerçevesinin dışındaki bölgesel ve uluslararası ittifaklara yönelmesini engellemek amacıyla “dolar kartını” ve ABD Federal Rezerv Bankası’nı siyasi ve güvenlik baskı aracı olarak kullanmaktadır.

Bu süreç devam ettiği takdirde Irak’ı, belirli yönlerden Venezuela’ya dayatılan tecrit ile benzerlik taşıyan bir yola yaklaştıracaktır; her ne kadar Irak’ta kullanılan araçlar, ülkenin farklı siyasi, ekonomik ve güvenlik yapısına bağlı olarak farklı bir biçim alsa da.

Finansal Kaldıraç: Petrol Gelirlerinin ve Bankacılık Sisteminin Kontrolü

Bu baskının uygulandığı en önemli düzeylerden biri Irak’ın finans ve bankacılık sistemidir. Irak’ın petrol gelirleri, bu ülkenin Merkez Bankası’nın New York’taki ABD Federal Rezerv Bankası nezdindeki hesabına yatırılmaktadır. Bu durum Washington’a, Irak’a finansal kaynak girişini denetleme ve gerekli gördüğünde bunu bir baskı aracı olarak kullanma imkanı sağlamaktadır.

Bu meseleyle birlikte, ABD Hazine Bakanlığı son yıllarda onlarca Irak bankasına yaptırım uygulayarak bunların dolar bazlı işlemlerine erişimini kısıtlamıştır. Bu eylemler “döviz kaçakçılığı” ile mücadele kılıfıyla gerekçelendirilmekte, ancak nihai sonuç ABD’nin Irak bankacılık sistemi üzerindeki kontrolünün artması olmaktadır.

Eş zamanlı olarak, Irak’ın dış havalelerini denetlemek için Amerikan elektronik sistemlerinin kullanılması bu kontrolün kapsamını genişletmiştir. Böyle bir mekanizma pratikte Washington’a, Irak’ın dış finansal işlemlerini denetleme ve bir ticari alışverişin ABD politikaları ve çıkarlarıyla bağdaşmadığı durumlarda gerçekleşmesini engelleme imkanı sunmaktadır. Bir başka deyişle ABD, Irak’ın ticari işlemlerinin bir kısmı üzerinde adeta bir “veto hakkı” rolü oynayabilecek bir finansal araca sahiptir.

Irak’ın Çin ve Komşu Ülkelerle Olan İlişkilerine Baskı

Baskıların kapsamı yalnızca finans sistemiyle sınırlı kalmamaktadır. Ekonomik ve jeopolitik alanda Washington, Irak’ın Çin ile stratejik ilişkilerini geliştirmesini engellemeye çalışmaktadır. Irak’ın Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne katılımı ve Pekin ile uzun vadeli stratejik anlaşmalar imzalaması, ABD’nin hassasiyetle yaklaştığı alanlar arasında yer almaktadır.

Büyük altyapı projeleri de bu çerçevede önem kazanmaktadır. Irak’ın ekonomik bağımlılığını azaltabilecek ve ülkeyi daha bağımsız ekonomik yollara bağlayabilecek projeler, ABD’nin baskılarıyla karşı karşıya kalmaktadır.

Bu esnada Washington, Irak’ın komşu ülkelerle olan serbest ticari ve finansal işlemlerini kısıtlamak için de baskı uygulamaktadır. Bu süreçte İran özel bir öneme sahiptir; zira Tahran ile Bağdat arasındaki ekonomik bağlar geniştir ve bu ilişkilerin kısıtlanması, Irak’ın bölgesel ekonomik münasebetlerinin önemli bir bölümünü olumsuz etkileyebilir.

Elektrik Kriz: En Önemli Baskı Kaldıracı

Enerji, Irak üzerindeki en önemli baskı araçlarından biridir. Ülkedeki elektrik krizi yıllardır devam etmekte olup Irak, enerji ihtiyacının bir kısmını karşılamak için İran’dan gaz ithalatına bağımlıdır.

Bu koşullar altında ABD, “geçici muafiyetler” sistemini kullanarak Bağdat’a İran gazı ithal etme imkanı tanımaktadır; ancak bu muafiyetler kalıcı değildir ve birkaç ayda bir yenilenmek zorundadır. Bu durum Washington’a, Irak’ın enerji ithalatını siyasi bir baskı aracına dönüştürme ve bunu Bağdat’ı kendi taleplerine uymaya zorlamak için kullanma imkanı vermektedir.

Eş zamanlı olarak, elektrik krizini kökten çözmemesi yönünde Irak üzerindeki baskı da sürmektedir. Bu çerçevede ABD, Irak’ı mevcut bağımlılıktan kurtarabilecek olan Alman ve Çinli şirketler dahil uluslararası firmalarla büyük sözleşmeler yapılmasını engellemektedir.

Finansal Kaynaklar Üzerinden Siyasi Baskı

Bu konularla eş zamanlı olarak Washington, Irak siyasi sınıfına; ABD nüfuzunu azaltmaya yönelik her türlü adımın Irak’ın ABD Federal Rezerv Bankası’ndaki varlıklarının dondurulmasıyla karşılık bulacağına dair dolaylı mesajlar vermektedir. Böyle bir adım, Irak dinarının değerinin anında çökmesi, ülkenin geniş çaplı bir kaosa sürüklenmesi ve Venezuela ekonomisinin başına gelenlerin tekrarlanması anlamına gelecektir.

Buna ek olarak ABD Büyükelçiliği; hassas siyasi, güvenlik ve ekonomik atamalara, özellikle de başbakan seçimine doğrudan müdahale etmekte ve bağımlı ya da zayıf ve kontrol edilebilir hükümetlerin Irak’ta iş başında kalmasını sağlayacak şekilde siyasi ittifakları denetlemeye çalışmaktadır.

Böyle bir ortamda Irak, iki zorlu yol ayrımında kalmaktadır: Ya ABD’nin tanımladığı yapı içinde yer almaya devam edecek ve bunun sonucunda bağımsız gelişme ile Washington çerçevesi dışında stratejik ilişkiler kurma imkanını kaybedecek; ya da bu bağımlılıktan kurtulmaya çalışacak ve ABD’nin sert finansal, ekonomik ve siyasi tepkisiyle yüzleşecektir.

Sonuç olarak belirtilmelidir ki; silahların yalnızca devlet elinde toplanması meselesi, ABD’nin Irak’taki nüfuz araçlarına ve “finansal işgaline” zarar gelmemesi için sunulan bir bahaneden ibarettir. Aslında bugün Irak’ta tanık olduğumuz olgu, işgalin ta kendisidir; ancak finansal araçlarla yürütülen bir işgal.

Fars Haber Ajansı

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın