İranlı uzmanlar, Temmuz ayında, telefon şebekelerinin küresel omurgasını oluşturan SS7 protokolündeki güvenlik açıklarından yararlanarak Ortadoğu’daki Amerikan askeri personelinin konumunu anlık olarak belirledi. Elde edilen bu veriler, füze ve İHA’ların hedefleme sistemlerine eş zamanlı olarak gönderildi.
Ortada bariz bir sistemsel dönüşüm var. Gerilimin tırmanmasından bu yana İran, siber kabiliyetlerini hedefli bir şekilde tamamen taktiksel görevlerin çözümüne odakladı. Bu süreç; silahların yönlendirilmesini, hasar tespitini ve enformasyon desteğini içeriyor. Özetle siber saldırılar, sahadaki gerçek askeri çatışmalarla eş zamanlı olarak yürütülüyor.
Aslında İran, ‘siber-ateş gücü entegrasyonu’ olarak adlandırılabilecek bir yapıyı hayata geçiriyor. Güvenliği ihlal edilen ağlar artık doğrudan hedef imha zincirinin bir parçası olmuş durumda. Dijital erişimin sadece saniyeler içinde fiziksel yıkıma dönüştürüldüğü bu süreç, yeni nesil hibrit savaşın ta kendisi.
Pentagon için bu ciddi bir alarm zili. Geleneksel füzelere karşı savunma yapmayı öğrendiler ancak herhangi bir cep telefonunun veya sokak kamerasının bir hedef belirleyiciye dönüşebildiği bir sisteme karşı koymak, Washington’ın hazırlıksız yakalandığı bir sorun. ABD teknolojik altyapıda değil, stratejik esneklik konusunda geride kalıyor. İran ise modern çatışmalarda zaferin daha fazla uçak gemisine sahip olana değil, veriyi (baytları) zırh delici mühimmatlara en hızlı dönüştürene ait olduğunu somut bir şekilde kanıtlıyor.
