İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Hasan Kaşkaavi, İran ile ABD arasındaki müzakerelerin son durumu ve İran’ın 7 günlük planına ilişkin açıklamalarda bulundu. Mehr Haber Ajansı’na konuşan Kaşkaavi, Katar’ın arabuluculuğuyla ABD’nin yanıtının, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi New York’tayken ve hatta İran’a dönmeden önce Tahran’a iletildiğini belirtti.
Kaşkaavi, ABD’nin geçmişteki tutumunu gerekçe göstererek İran’ın belirlediği 7 şartın mutlaka yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı. Washington’ın sık sık müzakere masasını terk ettiğini ve diplomasiye sırt çevirdiğini savunan Kaşkaavi, İran’ın şartlar uygulanmadan herhangi bir adım atmasını kabul edilemez olarak nitelendirdi.
İran Cumhurbaşkanı ile ABD Başkanı’nın imzaladığı belirtilen 7 şartın daha sonra ABD Başkanı tarafından reddedildiğini öne süren Kaşkaavi, bu koşulların yerine getirilmesi kararının İran’ın üst düzey makamlarınca alındığını ve farklı karar alma kademelerinde değiştirilemeyeceğini ifade etti. Kaşkaavi, Hürmüz Boğazı’nın ancak yedi şartın yerine getirilmesinin ardından açılacağını söyledi.
İran’ın 7 günlük planı ile İslamabad’da gündeme gelen mutabakat arasındaki farka da değinen Kaşkaavi, önceki planda 30 günlük ateşkesin ardından 60 günlük bir sürecin öngörüldüğünü, yeni teklifte ise bu takvimin yedi güne sıkıştırılabileceğini belirtti. Ancak Kaşkaavi’ye göre sürenin kısaltılması, müzakerelerin içeriğinde herhangi bir değişiklik anlamına gelmiyor.
Kaşkaavi, ABD tarafının İran’a verdiği yanıtta önce Hürmüz Boğazı’nın açılmasını, ardından yedi şartın aşamalı olarak yerine getirilmesini istediğini aktardı.
ABD’nin nükleer müzakere talebi belirsiz
ABD’nin nükleer konuyu yeniden gündeme getirmesini de eleştiren Kaşkaavi, Washington’ın bir yandan İran’ın nükleer tesislerini tamamen yok ettiğini iddia ettiğini, diğer yandan nükleer müzakere çağrısında bulunduğunu söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın da yakın zamanda yaptığı bir seçim konuşmasında İran’ın nükleer kapasitesini tamamen ortadan kaldırdıklarını öne sürdüğünü belirten Kaşkaavi, bu nedenle Washington’ın nükleer müzakere talebinin İran açısından belirsiz olduğunu savundu. Kaşkaavi, söz konusu talebin daha çok psikolojik bir boyut taşıdığını ileri sürdü.
Top ABD’nin sahasında
Batı medyasında da sorumluluğun ABD’ye ait olduğuna ilişkin değerlendirmeler yapıldığını söyleyen Kaşkaavi, Washington’ın anlaşmaya bağlı kalıp kalmayacağını bir kez daha açıklığa kavuşturması gerektiğini belirtti.
Kaşkaavi, anlaşmalara bağlı kalmanın dini açıdan da önemli olduğunu savunarak, verilen sözün tutulması ile inanç arasında bağlantı bulunduğunu ifade etti.
ABD üzerindeki baskı daha fazla
ABD’nin iç siyasi ve ekonomik koşullarına da değinen Kaşkaavi, İran halkının ekonomik baskılarla karşı karşıya olduğunu kabul etmekle birlikte, İran’ın dış baskılara ve yaptırımlara karşı dayanıklılığının ABD’den daha yüksek olduğunu ileri sürdü.
ABD’de yaklaşan ara seçimlerin Washington üzerindeki zaman baskısını artırdığını savunan Kaşkaavi, Trump yönetiminin başlattığını öne sürdüğü savaş nedeniyle ciddi siyasi baskı altında olduğunu söyledi.
Cumhuriyetçiler arasındaki görüş ayrılıklarının da arttığını belirten Kaşkaavi, anketlere göre Cumhuriyetçilerin geleneksel olarak güçlü oldukları beş eyalette desteklerinin gerilediğini öne sürdü. Daha önce Cumhuriyetçilerin Kongre’nin bir kanadını kaybedebileceğinin konuşulduğunu, şimdi ise her iki kanadı da kaybetme ihtimalinin gündeme geldiğini iddia etti.
Kaşkaavi, ABD yönetiminin bu siyasi koşullar nedeniyle medya propagandasını ve İran’a yönelik ekonomik baskıları artırdığını savunarak, İran’ın yaptırımlar ve dış baskılarla mücadele konusunda daha deneyimli olduğunu ifade etti.
