Amerikalı analist; Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki aksamaların Suudi yetkililer ve küresel enerji piyasaları için istenmeyen bir rüya olabileceğini, ancak İran’ın körükleyebileceği Suudi Arabistan’ın doğusundaki bir ayaklanmanın Riyad için gerçek bir kâbus olacağını vurguluyor.
Orta Doğu ve İran uzmanı Michael Rubin, Amerikalı düşünce kuruluşu “Middle East Forum” için kaleme aldığı analizde, İran tarafından Suudi Arabistan için hazırlanan en kötü senaryonun henüz başlamadığını ve İran yönetimi ile direniş güçlerinin Suudi Arabistan’ın Doğu Vilayeti’nde huzursuzlukları yeniden alevlendirmek üzere harekete geçmelerinin muhtemelen sadece bir zaman meselesi olduğunu vurguluyor.
Raporda şu ifadelere yer veriliyor:
Ensarullah saldırılarının Riyad Havalimanı’nı hedef alması ve Babü’l-Mendeb Boğazı’nın stratejik kontrolünün onların eline geçmesinin ardından Suudi Arabistan, petrol ihracatı ve hava ulaşımı üzerinde ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldı. NATO benzeri bir savunma paktına rağmen müttefiklerin sınırlı müdahalesi, Krallığı Ensarullahın sürekli baskısı karşısında savunmasız bıraktı ve Suudi Arabistan’ın askeri stratejisini karmaşıklaştıran bir çıkmaza yol açtı.
Şimdi daha büyük tehdit Yemen değil, Suudi Arabistan’ın Doğu Vilayeti’nde İran desteğiyle bir kaosun şekillenmesi ihtimalidir; kilit petrol rezervlerine ve büyük bir Şii nüfusa ev sahipliği yapan bir bölge…
Beklenen taktikler arasında enerji üretimini aksatmak amacıyla sabotajlar, İHA saldırıları ve Aramco şirketinin yabancı mühendislerine yönelik hedefli şiddet yer alıyor.
Şeyh Nemr an-Nemr’in 2015 yılındaki idamından ve tarihsel baskılardan kaynaklanan derin hoşnutsuzluk, Doğu Vilayeti’ni huzursuzlukların yeniden tırmanması için birincil hedef haline getiriyor.
Yemen’deki Ensarullah güçleriyle sükûnet karşılığında yıllarca süren taviz politikasının ardından Suudi Arabistan bir kez daha ateş altında kaldı. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, anti-Ensarullah koalisyonunun en etkili savaşçı gücü olan Yemen Güney Geçiş Konseyi’ni tasfiye etmesinden yalnızca 9 ay sonra Ensarullah, Babü’l-Mendeb Boğazı kıyısındaki stratejik ve hayati Muha Limanı’nı ele geçirdi.
Babü’l-Mendeb’in Ensarullahın kontrolüne geçmesi, diğer bölgelerdeki varlıklarının genişlemesiyle birlikte, Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattındaki Yenbu terminali üzerinden güvenli bir şekilde petrol ihraç etme kabiliyetini kısıtlıyor. Bin Selman başlangıçta bir miktar petrol akışına izin verilmesi için görünüşte Ensarullahın taleplerine bir kez daha boyun eğdi, ancak zayıflık asla barış getirmez.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması NATO benzeri bir ittifak vaat etse de, Suudi Arabistan’da yalnızca Pakistan birlikleri konuşlandırılmıştır ve onların da Ensarullaha karşı operasyonlara doğrudan katılacaklarına dair hiçbir işaret yoktur.
8 Ekim 2026’da Ensarullah, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na saldırdı ve Saudia havayolu şirketine ait park halindeki bir Airbus A320 tipi uçağı ateşe verdi.
10 Ekim 2026’daki füze saldırısında ise 3 ve 4 numaralı yolcu terminalleri hedef alındı; aralarında en az bir ABD vatandaşının da bulunduğu 12 kişi hayatını kaybetti.
Birçok analist, Ensarullahın -belki de bizzat İran tarafından desteklenen- stratejisinin Suudi Arabistan’ı havadan ve denizden izole etmek olduğunu belirtti. Eğer öyleyse, bu strateji başarılı olmuştur. Lufthansa, Air India, IndiGo, Emirates, Etihad, KLM, Air France ve British Airways dahil olmak üzere birçok havayolu şirketi, Suudi başkentine uçuşlarını zaten askıya almış durumdadır.
Raporlar, Yemenli güçlerin Muha Limanı’nı bir kez daha geri aldığını gösteriyor; bu durum ağırlıklı olarak Suudi Arabistan’ın Güney Geçiş Konseyi’nin serbestçe faaliyet göstermesine izin vermesinden kaynaklandı. Suudiler BAE eğitimli bu gücün adını anmaktan alenen kaçınsalar da, kişisel olarak tanıdığım Güney güçlerinin bir komutanı çatışmalar sırasında öldürüldü; onun bu güçlere olan sadakati kimseden gizli değildi.
Suudi Arabistan yetkilileri, Muha’yı geri almak ve muhtemelen ilerleme güzergahındaki ana liman olan Hudeyde’yi ele geçirmek için 100 bin kişilik bir kara harekatı başlatmaktan söz ediyorlar; ancak böyle bir operasyonu yürütmek hakkında konuşmaktan çok daha zordur. Suudi yetkililer bunu zaman zaman on yıldan uzun süredir tartışıyorlar. Buna rağmen, Bin Selman’ın tutarsız stratejisi ve birliklerinin astlarının iddia ettiğinden daha az yetenekli olduğuna dair görünürdeki bilgisizliği, Ensarullahın daha fazla ilerleme kaydetme olasılığını artırıyor.
Bu durum bir çıkmaza işaret ediyor, ancak bir kâbusa değil. Yine de ideolojik düşmanların sorunu, uzlaşmaya yanaşmamalarıdır.
Suudi Arabistan yapay bir ülkedir; adını yaşayan bir kişiden alan çoğu ülke bu durumdadır. İngiliz tarihçi Malcolm Yapp, 19. ve 20. yüzyıllar boyunca Basra Körfezi bölgesindeki toplam ülke sayısının neredeyse sabit kaldığını, ancak yalnızca iki ülkenin -Yemen ve Umman- eski şeklini koruduğunu kaydetmiştir. Suudi Arabistan, toprakların fethi yoluyla şekillendi ve Hicaz Krallığı, Nechid Sultanlığı, Cebel Şammar Emirliği ve Asir gibi daha küçük birimleri bünyesine kattı.
Birçok araştırmacı, iktidardaki Suud Hanedanı ile dini kurum arasında bir anlaşmadan söz ederken, istisnalar hariç birçok akademisyen bölgeciliği tartışıyor; bu konu Suudi yetkililerin aşırı hassas bulduğu ve müsamaha göstermediği bir konudur.
Bununla birlikte, Suudi Arabistan’ın Aşil topuğu asla Yemen olmamış, her zaman bu ülkenin Doğu Vilayeti olmuştur. Çoğunluk olmasa da büyük bir Şii nüfusa sahip olan Doğu Vilayeti, Suudi Arabistan’ın petrol ve gaz rezervlerinin de büyük bir kısmını barındırmaktadır. Suudi Veliaht Prensi’nin zafer kazanmak yerine sükûneti korumaya öncelik verdiği bir ortamda, doğuda huzursuzlukları tırmandırma çabalarının olması beklenmelidir. 15 yıl önce Arap Baharı sırasında bu yönde dağınık çabalar gösterildi, ancak Suudi güvenlik güçleri direnişin büyük bölümünü önceden bastırmıştı.
Bugün, İHA’ların uçtuğu ve Suudilerin baskı altında ve kafaları karışmış göründüğü bir ortamda, İran yönetiminin ve vekillerinin Suudi Arabistan’ın Doğu Vilayeti’nde huzursuzluğu ve ayaklanmayı yeniden tırmandırmaya çalışmaları muhtemelen sadece bir zaman meselesidir. Enerji sektörü analistleri sadece İHA ve füze saldırılarını değil, aynı zamanda sabotajları da beklemelidir. Suudi Aramco şirketinin bağımlı olduğu yabancı mühendisler hedef alınacak; araçlarına yerleştirilen mıknatıslı bombalarla ve suikastlarla karşılaşacaklar, buradaki amaç yabancıları ülkeyi terk etmeye zorlamaktır.
Ne Suudi Arabistan Şiileri ne de İran yönetimi, Suudi Şii din adamı Şeyh Nemr an-Nemr’in on yıl önceki idamını unuttu, ne de bunu bağışladı. Bin Selman ve Riyad’daki çevresi Doğu Vilayeti’ndeki sükûneti kendi yönetimlerinin onayıyla karıştırmış olabilirler, ancak onlarca yıllık baskıdan doğan kin ve kan davaları derindir.
Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki aksamalar Suudi yetkililer ve küresel enerji piyasaları için kötü bir rüya olabilir, ancak İranlı unsurlar bunu körükleyebilirse Suudi Arabistan’ın doğusundaki bir ayaklanma gerçek bir kâbus olacaktır.
Not: bu analiz tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
