İran’ın bağımsızlığını koruyabilmesi için güce ihtiyacı vardır. Bu güç, millî iradeden, caydırıcılık kapasitesinden ve halkın birlikteliğinden kaynaklanır.
Giriş
Uluslararası siyasette bağımsızlık, yalnızca tutum açıklamakla ve bildiri yayımlamakla korunamaz. Bağımsızlık, bir ülkenin güvenliğinin ve bağımsızlığının gerçek bir dayanağa sahip olmasıyla mümkündür. Bir milletin kendi stratejik egemenliğini, güvenliğini ve çıkarlarını koruyabilecek kapasiteye sahip olması gerekir. İran’ın geleceğine ilişkin kararlar, İran halkının iradesine dayanmalı; başkalarının baskı ve tehditleri altında alınmamalıdır.
Bu bakış açısından Hürmüz Boğazı, İran için yalnızca bir deniz geçidi değildir. Aynı zamanda dünyanın en hassas bölgelerinden birinde yer alan ülkenin jeopolitik konumunun ve stratejik kapasitesinin bir parçasıdır.
Dış baskıların ve bölgesel çatışmaların İran’ın güvenliği ve millî çıkarları üzerinde gölge oluşturduğu bir dönemde, ülkenin gücünü savunmak yalnızca belirli bir siyasi grubun meselesi değil; millî bağımsızlıkla ve İranlıların kendi kaderlerini tayin etme hakkıyla ilgili bir meseledir. Hiçbir bağımsız millet, kendi topraklarını, güvenliğini ve meşru çıkarlarını savunma kapasitesine kayıtsız kalamaz.
Kürt ve Sünni bir İranlı olarak, İran’ın gücünün bütün İranlılara ait olduğuna ve bu gücü savunmanın belirli bir etnik kimlikle ya da mezheple sınırlandırılamayacağına inanıyorum. İran hepimizin ortak evidir. Onun onurunu, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak millî bir sorumluluktur.
Millî güç, bağımsızlığı korumanın şartıdır
Uluslararası ilişkilerin gerçekliği şudur: Ülkeler, çıkarlarını savunabilmek için siyasi, ekonomik, diplomatik ve savunmaya ilişkin çeşitli kapasitelere ihtiyaç duyarlar. Yeterli caydırıcılık gücüne sahip olmayan bir ülke, tehditler ve dış baskılar karşısında bağımsız karar alma konusunda daha fazla kısıtlamayla karşılaşabilir.
Bu nedenle savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve millî egemenliğin korunmasına hazırlıklı olunması, her devletin kendi halkına karşı taşıdığı sorumluluğun bir parçasıdır. Savunma gücü, bir saldırının gerçekleşme ihtimalini azaltabildiği, vatandaşların güvenliğini koruyabildiği ve başkalarının tek taraflı taleplerini dayatmasını engelleyebildiği ölçüde önem kazanır.
Ancak İran’ın gücü yalnızca askerî kapasiteyle veya siyasi tutumların sertliğiyle ölçülemez. Gerçek güç; savunma kapasitesi, sürdürülebilir ekonomi, etkili diplomasi, sorumlu yönetim ve halkın güveni arasındaki bütünlükten doğar.
Kürt ve Sünni bir İranlı olarak, İran’ı savunmanın hepimizin ortak evini savunmak anlamına geldiğine inanıyorum. Bu evin korunması, halkın dayanışmasını, farklılıklara saygıyı ve ülkenin geleceğine yönelik ortak sorumluluk bilincini gerektirir.
İran öyle güçlü olmalıdır ki hiçbir güç onun bağımsızlığını sorgulayamasın. Öyle akıllı olmalıdır ki sahip olduğu gücü millî çıkarları için kullanabilsin. Öyle birlik içinde olmalıdır ki her etnik kökenden ve mezhepten İranlı, ülkenin onurunda ve geleceğinde kendine bir pay bulabilsin.
Savunduğum güç anlayışının anlamı budur: Bağımsızlığı, güvenliği, İran’ın onurunu ve bütün İranlıların saygınlığını korumak.
Hürmüz Boğazı: İran için stratejik bir kapasite
Hürmüz Boğazı’nın önemi, deniz ticaretindeki ve enerji naklindeki stratejik konumundan kaynaklanmaktadır. Bu konum, İran’a Fars Körfezi’ndeki güvenlik hesaplamalarında önemli bir rol kazandırmakta ve bölgedeki gelişmelerin büyük güçlerin ve enerjiye bağımlı ekonomilerin dikkatini çekmesine neden olmaktadır.
Ancak böyle bir konumdan yararlanmak, öncelikle ülkenin sahip olduğu imkânların ve kararların sonuçlarının sorumlu biçimde değerlendirilmesini gerektirir. İran’ın egemenliğini ve meşru çıkarlarını savunma ve güvenliğini hedef alan tehditler karşısında kararlı bir tutum sergileme hakkı vardır.
Millî çıkarları savunmadaki kararlılık, ölçülü ve dikkatli karar alma süreciyle çelişmez. Aksine stratejik güç; koşulların doğru değerlendirilmesi, savunmaya hazırlık, akıllı diplomasi ve ekonomik ve güvenlik alanındaki sonuçların anlaşılmasıyla daha etkili hâle gelir.
İran’ın gücü öyle bir biçimde kullanılmalıdır ki ülkenin güvenliğini güçlendirsin, pazarlık kapasitesini artırsın ve başkalarının tek taraflı taleplerini dayatmasını engellesin. Güç sahibi olmanın nihai amacı yalnızca güç gösterisinde bulunmak değil; bağımsızlığı, güvenliği ve ülkenin geleceğini korumaktır.
İran’ın savunulması, yabancı güçlere bağımlılık anlamına gelmez
Millî bağımsızlığın temel ilkelerinden biri, hiçbir yabancı gücün askerî tehdit, ekonomik baskı veya ülke içindeki farklılıklardan yararlanma yoluyla bir milletin geleceğini belirleme hakkına sahip olmamasıdır.
İran da diğer bağımsız ülkeler gibi kendi çıkarları, güvenliği ve kalkınma yolu hakkında karar verme hakkına sahiptir. Yabancı bir devletin politikalarıyla yaşanan anlaşmazlık, o ülkenin halkına düşmanlık anlamına gelmemelidir. Aynı şekilde İran’ın çıkarlarını savunmak da başka milletlere karşı nefret söylemine dönüşmemelidir.
Benim tutumum açıktır: İran’ın güvenliği ve bağımsızlığı tek taraflı bir pazarlığın konusu olmamalı, dayatılan taleplere tabi kılınmamalıdır. Diyalog ve müzakere, dış politikada etkili araçlar olabilir. Ancak bunlar millî çıkarların korunması ve karşılıklı saygı temelinde yürütülmelidir.
Diplomasi ile millî güç birbirine zıt iki kavram değildir. Güçlü bir dayanağa sahip diplomasi, ülkenin pazarlık kapasitesini artırabilir. Buna karşılık hesaplama ve sağduyudan yoksun bir güç kullanımı, siyasi fırsatları sınırlayabilir. Devlet yönetiminin sanatı, milletin çıkarlarını korumak için her iki imkândan da yararlanabilmektir.
Ben Kürt ve Sünniyim; İran’ın gücünü kendi onurumun bir parçası sayıyorum
İran’ın gücünün, toplumsal düzeyde de karşılığı bulunmalıdır. Çünkü daha fazla güvenlik, daha emin bir gelecek ve daha güçlü bir toplumsal yapı, bu gücün halkın refahına katkıda bulunmasına bağlıdır.
İran’ın gücü; yerli üretimin geliştirilmesi, geçim koşullarının iyileştirilmesi, ekonomik bağımlılığın azaltılması, bilimsel ve endüstriyel kapasitenin artırılmasıyla birlikte düşünülmelidir.
İran halkının, ülkelerinin geleceği karşısında beklentileri ve hakları vardır. İran’ın gücünün yalnızca siyasi ve askerî bir mesele olarak ele alınması yeterli değildir. Bu güç, ülkenin bütün vatandaşlarının haklarını ve meşru taleplerini de korumalıdır.
Kürt ve Sünni kimliğimle İranlı olmak arasında herhangi bir çelişki görmüyorum. İran’a aidiyetimi kanıtlamak için dilimden, kültürümden veya dinî inançlarımdan uzaklaşmam gerektiğine inanmıyorum. İran, bütün vatandaşlarına aittir.
İran’ın bağımsızlığını ve güvenliğini savunmak, aynı zamanda bütün vatandaşların ortak geleceğini savunmaktır. Bunun gerçekleşmesi için ülkedeki etnik ve mezhepsel farklılıkların bir çatışma aracına dönüştürülmemesi gerekir.
Kürtlerin, Beluçların, Türkmenlerin, Azerilerin, Huzistanlıların ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşayan insanların kimlikleri, toplumsal ayrışma oluşturmanın araçları hâline getirilmemelidir. Hiç kimse, yerel kimliklerin veya farklılıkların dışarıdan dayatılan bir anlayışla şekillendirilmesini ve insanların iradesinin dışında bir kalıba sokulmasını doğru göremez.
Bununla birlikte vatandaşların haklarına saygı gösterilmesi, adalet taleplerinin karşılanması ve yasal hakların korunması; ülkenin kalkınması ve toplumsal katılımın güçlendirilmesiyle uyumludur. Bütün vatandaşların daha derin bir toplumsal saygı ve katılım duygusuna sahip olması, İran’ın güvenliği ve millî çıkarları bakımından da önemlidir.
İran’ın gücü, halkın güvenliği ve geleceğiyle birlikte düşünülmelidir
İran’ın gücünün gerçek anlamda sürdürülebilir olabilmesi için toplumun güvenini kazanması gerekir. Halkın güveninden yoksun bir güç, ülkenin karşı karşıya bulunduğu zorlukların üstesinden gelmekte yetersiz kalabilir.
İranlıların ülkelerinin geleceğine ilişkin beklentileri vardır. Dış tehditler karşısında istikrarın sağlanması kadar, ülke içindeki ekonomik ve toplumsal sorunların çözülmesi de önemlidir. Bu nedenle millî güç, ekonomik ve toplumsal kalkınma çabalarıyla birlikte ele alınmalıdır.
İran’ın gücünün kalıcı olabilmesi, ülkenin bütün vatandaşlarının kendilerini ortak bir geleceğin parçası olarak görmelerine bağlıdır. Millî dayanışma, farklılıklara saygı ve ortak sorumluluk duygusu, ülkenin dış tehditler karşısındaki direncini artıracaktır.
Sonuç: İran bağımsız, güçlü ve halkının güvenine sahip bir ülke olmalıdır
İran’ın bağımsızlığını ve millî onurunu koruması için güçlü olması gerekir. Ancak bu güç, yalnızca askerî kapasiteyle veya sert siyasi söylemlerle ölçülemez. Gerçek güç; savunma imkânlarının, sürdürülebilir ekonominin, etkili diplomasinin, sorumlu yönetimin ve halkın güveninin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar.
Kürt ve Sünni bir İranlı olarak İran’ın savunulmasını, hepimizin ortak evinin savunulması olarak görüyorum. Bu ortak evin korunması, vatandaşlar arasında dayanışmayı, farklılıklara saygıyı ve ülkenin geleceğine yönelik ortak sorumluluk bilincini gerektirir.
İran öyle güçlü olmalıdır ki hiçbir güç onun bağımsızlığını tehdit edemesin; öyle akıllı olmalıdır ki gücünü millî çıkarları doğrultusunda kullanabilsin; öyle bütünleşmiş olmalıdır ki her etnik kökenden ve mezhepten vatandaşı ülkenin onurunda ve geleceğinde kendine bir yer bulabilsin.
Benim savunduğum millî güç anlayışı budur: İran’ın bağımsızlığını, güvenliğini, egemenliğini ve bütün İranlıların onurunu korumak.
* Mamusta Dr. Abid Nakibi, Sünni ilim medresesi müderrisi ve üniversite hocasıdır. Dinler ve İslam mezhepleri alanında çalışan Mamusta Abid Nakibi, Sakkız geçici Cuma İmamı görevini yürütmektedir. Mamusta Dr. Abid Nakibi, Sünni toplumuna yönelik Veliyy-i Fakih temsilciliği sorumlusudur.
