Rasthaber – İslâm ve İman:
İslâm: İslâm, kanunî ve zahirî (hükmü olan) bir olgudur. Kim kelime-i şahadeti diliyle söylerse Müslüman zümresine dâhil olur ve İslâmî hükümleri uygulaması farz olur. İslâm’ı kabul eden birinin kanı (muhterem) mahfuz, emanetlerini geri iade etmek zarurî, onunla evlenmek helal, cenazesini defnetmek ve diğer İslâmî ve insanî haklarını korumak farz olur.1
İman: İman, batınî bir olgudur. Onun yeri insanın kalbidir. İnsanın zahiri ve dili değildir. İman ilim ve marifetten kaynaklanarak insana hayat verir ve semeresi ise takvadır. İslâm’ın yeri insanların zahirinde, imanın yeri ise insanların batınındadır. Yapılan hayır ve hasenatların sevabı, insanların imanına göre verilir, İslâm’ına göre değil.2
İmanın manası
İmanın manası ikrar etmek ve bu ikrarla Allah’ın karşısında huzu etmek, O’nun katına yaklaşmak, tevhid ve Allah’ı tanımaktan başlayarak itaat edilmesi gereken bütün farzları sonuna kadar sayısıyla, küçük veya büyük olsun, hepsini yerine getirmektir. Bunların hepsi birbirleriyle bir arada ve birbirine bağlıdır. Söylendiği şekilde bildiği ve öğrendiği farzları eda eden kimse mümin sayılır, imanlı olma sıfatını hak eder ve sevaba da layık olur.
“İman İslâm ile şeriktir ama İslâm, iman ile şerik değildir. (Diğer bir tabirle her mümin Müslümandır ama her Müslüman mümin değildir.) İman, insanın kalbinde yer bulur, İslâm ise insanın dilinde yer bulur. İslâm, lafzî ikrar ile münhasır olur, iman ise dilde ikrar ve amelde icra ile ispat bulur.”3
“…Eğer Allah’a ve Resulü’ne iman ederseniz, O sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Hiç şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” 4
——————————————–
1- Usul-u Kâfi, c. 2.
2- el-Beyan, c. 9, s. 138, Hz. Muhammed (s.a.a).
3- Hz. Cafer Sâdık (a.s).
4- Hucurât, 14.
