Tesnim Habere verdiği özel röportajda, işgal altındaki Filistin dosyası
hususunda ve İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamanei ile görüşmesi hakkında
konuştu.
Röportajın ayrıntıları şöyle:
* Haberlerde Filistinliler ile Siyonist Rejim askerleri
arasında karşılıklı operasyonun gerçekleştiğini, direniş gruplarının Siyonist
askerleri tuzağa düşürdüğünü, onlarda birkaç yaralı ve ölü zayiatına yol
açtığını buna karşılık da Siyonistlerin Cenin’e saldırdığı, birkaç Filistinliyi
şehit düşürdüklerini duyduk. Cenin’de olup bitenler özellikle de son 12 aydaki
gelişmelerde, Filistinli gençlerin operasyonlarının Oslo Anlaşması sonrası
Birinci İntifada dönemine göre çok daha fazla arttığını gözlemledik. Bu durum
önemli bir mesele olarak Batı Şeria’nın silahlanmasının güçlü bir şekilde takip
edildiğini gösteriyor. Siz bu hususta ne düşünüyorsunuz, Batı Şeria’nın
silahlandırılması ne denli önemli?
Allah’ın selamı ve bereketi, yarattıklarının en hayırlısı
olan peygamberimiz ve sahabesi ve Ehlibeyti’nin üzerine olsun. Bugün Cenin’de
yaşananlar, milletimizin işgalci rejime ve onun vahşice politikalarına karşı
yürüttüğü hesaplaşmanın devamıdır. İşgalci rejimin askerlerinin Filistin
şehirlerine, köylerine ve kamplarına nasıl saldırdığına tüm dünya şahittir.
İsrail’in masum ve savunmasız çocukları, kadınları ve insanları nasıl
katlettiğine tüm dünya şahittir. Halkımızın kendini savunması doğaldır. İslami
Cihad hareketi ve onun askeri kolu “Saraya el-Kudüs”teki
savaşçılarının ve diğer tüm cihat ve direniş gruplarının çabaları, direniş
savaşçılarını, milletimizi, topraklarımızı ve kutsal alanlarımızı savunması
doğaldır.
İsrail’in Cenin’e yönelik böyle bir saldırıyı
gerçekleştirmesi bir ilk değil. Cenin, Nablus, Beytüllahim, El Halil, Kudüs ve
Ramallah’a saldıran, Gazze’yi kuşatan, uçaklarıyla, füzeleriyle bombalayan bu
rejimin cinayetleri, bütün dünya tarafından görünmelidir.
Orada Filistin’in mazlum halkı işgal altında yaşıyor. Ve
Filistin ulusunun binlerce çocuğu İsrail hapishanelerinde ve gözaltı
merkezlerinde tutsak edildi ve şehit sayısı saymakla bitmez hale geldi.
Bugün Cenin’de yaşananlar, işgalci rejimin Filistin ulusuna
karşı uyguladığı; bu ulusa diz çöktürmek, aşağılamak ve boyun eğdirmek için
uyguladığı vahşi ve baskıcı politikaların devamıdır. Ama bu asla olmayacak,
inşallah. Bugün İslami Cihad savaşçıları, Saraya el-kudus, diğer gruplar, Hamas
savaşçıları, El-Kassam ve El-Aksa şehit taburları düşmana karşı duruyor;
Cenin’deki direnişçiler, işgal rejiminin teçhizat, araç ve askerlerinin önüne
çıkarak, işgal rejiminin kendisinin de kabul ettiği gibi, onlara zarar verdi.
Çocuklarımızın evlerini, ailelerini, sığınaklarını
savunmaları doğaldır. Kudüs Tugayı ve İslami Cihad savaşçılarının bu milletin
onurunu, topraklarını ve kutsal alanlarını savunmaları doğaldır. Barışçıl cihad
bizim ve aynı zamanda Saraya el-Kudüs’teki kardeşlerimizin ve çocuklarımızın
uluslarını savunmak ve işgalci rejime karşı durmaktan gurur duymalarıdır.
Oralarda Filistin mazlum halkı işgal altında yaşıyorlar.
Filistin milletinin binlerce çocuğu İsrail zindanlarında ve gözaltı
merkezlerinde tutsak edildi ve şehit sayısı saymakla bitmez hale geldi.
Bugün Cenin’de yaşananlar, işgalci rejimin Filistin ulusuna
karşı uyguladığı, bu ulusa diz çöktürmek, aşağılamak ve boyun eğdirmek için
uyguladığı vahşi ve baskıcı politikaların devamıdır. Ama bu asla
gerçekleşmeyecektir, inşaallah. Bugün İslami Cihad savaşçıları, Saraya
el-Kudüs, diğer gruplar, Hamas savaşçıları, El-Kassam ve El-Aksa şüheda
taburları düşmana karşı duruyor; Cenin’deki direnişçiler, işgal rejiminin
teçhizat, araç ve askerlerinin önüne çıkarak, işgal rejiminin kendisinin de
kabul ettiği gibi, onlara zarar veriyor, zayiat dayatıyor.
Çocuklarımızın evlerini, ailelerini, sığınaklarını
savunmaları doğaldır. Saraya el-Kudüs ve İslami Cihad savaşçılarının bu
milletin onurunu, topraklarını ve kutsal alanlarını savunmaları doğaldır.
Barışçıl cihad bizim ve aynı zamanda Saraya el-Kudüs’teki kardeşlerimizin ve
çocuklarımızın, uluslarını savunmak ve işgalci rejime karşı durmaktan gurur
duymalarına yol açmalıdır.
*Bu hususların yanı sıra Batı Şeria’nın silahlandırılması da
çok önemlidir, direniş komutanları tutumlarında da bu hususa değindiğini
gördük. İslam İnkılabı Lideri ile son dönemde yaptığınız görüşmede İslam
İnkılabı Lideri, Siyonist Rejim’e karşı zaferin anahtarı ve bu rejime diz
çöktürme hususunda önemli bir açıklamada bulunup ve çarenin Batı Şeria’da
direnişin silahlandırılması ve güçlendirilmesi olduğuna vurgu yaptı. Batı
Şeria’nın silahlandırılması daha önceden de gündemdeydi, HAMAS ve İslami Cihat
gibi uzun geçmişli grupların yanında Filistinli gençler yeni gruplar da kurdu
ve birçok şehadettalep operasyon düzenledi. Batı Şeri’nın silahlandırılmasının
tüm gruplar için artık temel bir hedef haline geldiği görülmektedir. Sizce Batı
Şeria’nın silahlandırılmasının önemli yanı ne?
Elbette Ayetullah Seyyid Hamanei akıl ve basiret ile konuşur
ve gereğini ele alır. Bu nedenle, Batı Şeria’da kıyamın ve direnişin harekete
geçmesinin gerekliliğinden birkaç kez bahsetti.
Batı Şeria geniş bir alana sahiptir; tarihi Filistin
topraklarının toplam yüzölçümünün yaklaşık beşte biri kadardır. İşgalci rejimin
ordusu bu bölgede fesat işliyor. İnsanları öldürüyor. Toprakları yağmalayıp el
koyuyor ve daha geniş çapta yerleşimler inşa etmeye devam ediyor, bu nedenle
Filistin halkının ve Batı Şeria’daki direnişin bu rejime karşı durması
gerekiyor. Ayetullah Seyyid Ali Hamanei’nin farklı vesilelerle işaret ettiği de
budur; Batı Şeria’nın uzun süredir mücadele yolunda önemli bir ortak olduğu ve
Filistin milletinin (Siyonist rejime karşı) mücadele ve cihad yolunun ana
parçası olduğu ortaya çıktı.
Belki bazen ya da bazı dönemlerde işgalci rejimin aşırı
baskıları ya da diğer kısıtlamalar nedeniyle Batı Şeria’da durum sakinleşti,
ancak son iki yıldır Batı Şeria’da bir kıyam olduğu ve direnişin Cenin, Nablus,
Tulkarem ve Beytüllahim ve hatta Kudüs’te büyüdüğü açık. Saraya el-Kudüs ve
El-Kassam taburlarının kahramanları ve El-Aksa şehitlerinin önderlik ettiği
direnişten söz ediyoruz.
Filistin milletinin direnişini güçlendirmek, milletin işgale
karşı direnme hakkını savunmak, Saraya el-Kudüs’teki kardeşlerimiz ve
çocuklarımız ve diğer direniş grupları için bir onur ve gurur göstergesidir.
Elbette İsrail bu manzara karşısında tamamen şaşkına döndü ve son zamanlarda
Cenin’e saldırıp (Filistinli) kahramanlarla karşı karşıya geldiğinde, burada
ilk kez böyle bir olayın yaşandığını ileri sürdü.
İsrail’in Cenin kampına girememesi, geçmişten farklı olarak
burada engellenmesi, kampa her zaman ciddi sorunlar yaşamadan girmesi göz önüne
alındığında onları şaşırtmış durumda. Kardeşlerimiz ve çocuklarımız sıkı bir
şekilde savaşıyor ve saatler süren şiddetli çatışmalardan sonra işgalci rejimin
güçlerini geri çekilmeye zorladı.
* Görünen o ki Siyonist Rejim özellikle de son yıllarda
İslami Cihad’a odaklanmış ve son aylarda da Gazze’deki bu hareketin
komutanlarına suikasta düzenleme amaçlı operasyonlarını arttırmış ve son birkaç
ayda en az 5 üst düzey İslami Cihat Hareketi komutanını da şehit düşürmüştür.
Görünen o ki kimi uzmanlar İslami Cihat Hareketi’nin birinci nesil
komutanlarını kaybetmekte olduğunu ve tekrar ayağa kalkması için belli bir
süreye ihtiyaç duyduğunu düşünüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, acaba Siyonist
Rejim neden bu kadar İslami Cihad’a odaklanmış, İslami Cihad Hareketi’nin
gücünü hangi seviyede görüyorsunuz?
İsrail’in son zamanlarda İslami Cihada odaklandığı doğru ama
bu, diğer Filistin halkı için iyilik arzuladığı anlamına gelmiyor; biz
Filistinliler cephesinde her akım ve gruptan herkes, işgal ve İsrail karşıtı
bir muhalefet ruhuna sahip.
Bizler Hamas’lı kardeşlerimizle birlikte yaklaşık iki yıl
önce Kudüs’ün Kılıcı savaşına katıldık. Saraya el Kudüs ve El Kassam taburları
ile diğer Filistinli direniş gruplarının katıldığı büyük bir çatışmaydı. Sonuncusu
İslami Cihad ve Saraya el Kudüs tarafından yürütülen “Hürlerin
İntikamı” savaşı olan son çatışmalarda bile Hamas’taki kardeşlerimiz bizi
destekledi.
İsrail, Filistin ulusunu bölmeye çalışıyor ve belirli bir
gruba odaklanmaya çalışıyor. Örneğin Filistin arenasında çatışmalar ve
farklılıklar yaratmak için İslami Cihat ve Saraya El Kudüs’e [diğer direniş
gruplarına değil] yönelik operasyonlar düzenlediler. Ancak İsrail asla başarılı
olamayacak; Hamas’taki kardeşlerimizle aramızda güçlü bir ittifak var. İslami
Cihad ile Filistin ulusundaki tüm direniş grupları arasında yakın bir ilişki
vardır hem Gazze hem de Batı Şeria’da. İsrail, Filistin ulusunu bölme planında
asla başarılı olamayacak.
Filistin ulusunun birliğinin ve direniş gruplarının
birliğinin işgalci rejime karşı başarı sağlamanın temel koşulu olduğuna
derinden inanıyoruz. Her halükârda işgal rejimi ve işgal politikalarına karşı
İslami Cihat hareketinin Filistin milleti adına var olması bir onur
meselesidir.
* Günümüzde Siyonist rejim, kendi iç toplumunda benzeri
görülmemiş bir krizle karşı karşıya ve protestolar birkaç aydır devam ediyor ve
bir şekilde Siyonist kabineyi felç etmiş durumda. Bazıları böyle bir durumda
Netanyahu’nun bu krizi ihraç etmeyi düşünmesi ve İsrail’deki mevcut durumu bir
şekilde etkisiz hale getirmek için işgal altındaki toprakların dışında krizler
çıkarmaya çalışması ihtimalinin olduğuna inanıyor. Siyonist toplumda yaşanan
olaylar hakkında ne düşünüyorsunuz?
İsrail toplumunda gerçek bir kriz var ve şüphesiz siyasi bir
kriz Netanyahu hükümetini sarstı ve içine çekti. Ancak bunun Filistin ulusunun
konumu üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Filistin ulusu özgürlüğe ulaşmak ve
haklarını yerine getirmek için çabalıyor; İsrail toplumunda olup bitenlerden ve
Netanyahu’nun yargı reformları veya diğer İsrail partileriyle ilişkilerinde
yakalandığı krizden bağımsız olarak hareket ediyoruz.
Tüm İsrail partilerinin Filistinlileri haklarından mahrum
bırakma konusunda hemfikir olduğuna ve Filistin ulusuna yönelik zulmün devam
etmesi konusunda aynı görüşe sahip olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla Netanyahu
ile ilgili olanlar veya işgalci rejim kabinesi içinde olanlar ne Filistin halkı
olarak bizim tutumumuzu ne de İslami Cihat hareketi ve direniş gruplarının
tutumunu etkilemiyor; Allah’ın izniyle hedeflerimizi gerçekleştirmek için
Filistin milletinin haklarına sahip çıkarak yolumuza ve davamıza devam
edeceğiz.
* Son dönemde Devrimin Lideri Ayetullah Hamanei ile bir
görüşmeniz oldu, bu görüşmelerin hem Filistin tarafı hem de İran tarafı için
her zaman başka bir tadı olduğunu ve açılımlara yol açtığını biliyoruz. Ayrıca
devrimin lideri Filistin meselesine büyük ilgi ve merak göstermekte ve her
zaman bu davanın ana destekçisi olduğunu da göstermektedir. Bu görüşme
sırasında devrimin liderini görmenizin Mısırlı yazar “Muhammed Hasneyn
Heykel”in İmam Humeyni (ra) ile görüştükten sonra yaşadığı deneyimine benzer
olduğu bir hisse sahip olduğunuzu, söylediğinizi duyduk. Ne düşünüyorsunuz?
Birkaç gün önce İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali
Hamanei ile görüşme şerefine nail olduk ve onun etkileyici ve önemli
konuşmasının ardından biz de konuştuk ve İslami Cihat Hareketi Genel Sekreteri
kardeşimiz Ziyad Nahle de konuştu. Ortamı samimi ve duygu dolu olan bu
toplantıda konuştuk. Devrimin Lideri, İran İslam Cumhuriyeti’nin Filistin
ulusunu destekleme konusundaki konumunu vurguladı ve biz (Cihat liderleri olarak),
İslam Devrimi’nin zaferi sırasında sahip olduğumuz duygu ve algıları
hatırladık.
Devrimi’nin zaferinin arifesinde önemli bir kitap yazan ünlü
Mısırlı yazardan bahsetmiştim. İmam Humeyni’nin (ra) Tahran’a muzaffer
dönüşünden önce Haseneyn Heykel, Paris’in banliyölerindeki Neauphle-le-Château
köyünde bulunan İmam Humeyni (ra) ile görüşmeye gitti. Profesör Muhammed
Haseneyn Heykel, “Ayetullah’ın Savunucusu” adlı kitabında şöyle
diyor: “Paris’te İmam Humeyni’nin (ra) sözlerini dinlerken, yeni
gönderilmiş birinin sözlerini işittiğimi hissettim. Hara mağarasından yeni
gelmiş birini dinliyormuş gibiydim. O sıralarda İslam Peygamberi’ne ilk vahiy
indirilmişti.”
Ve kitabının başka bir yerinde İmam Humeyni’yi (ra)
anlatırken, “sanki Hicri Kameri yedinci yüzyılından (İslam Peygamberi
zamanından) beri yaydan bırakılan bir okmuş gibi kalplerin üzerine oturmuş
(Kalpleri muhatap almıştır)” Bizim de [İmam Humeyni’ye yönelik] aynı
duyguyu taşıdığımızı ve şimdi devrimin lideriyle görüştüğümüzde onda aynı ruhu
gördüğümüzü söyledim. “İslam ruhu” ve “hak ve hakikat ruhu”
[Peygamberin risaleti yeniden canlanmış gibi] ve İslam ümmeti ve çıkarlarına
karşı özel şefkat ve hassasiyeti ve Filistin meselesine özel şefkat ve
hassasiyetini gördük.
* Sohbetimizin sonuna yaklaşırken müsaade ederseniz, İslami
Cihat Hareketi eski genel sekreterlerinden Fethi Şakaki veya Ramazan Abdullah
Şaleh’ten bir hatırayı bize anlatmanızı istiyoruz.
İslami Cihad hareketinin kurucusu Fethi el-Şakaki ile
birlikte yaşamışlığım var. Mısır’da birlikte tıp öğrencisiydik ve onunla aynı
daireyi paylaşma şerefine eriştim. Biz Mısır’da ve aynı şehirde tıp okurken,
talim gördüğümüz sırada İslami Cihad’ın kurucularından Dr. Ramazan Abdullah
Şaleh de okuyordu ve düzenli toplantılar yapıyorduk.
Ben ve Dr. Ramazan yaklaşık aynı kuşaktan insanlardık ve biz
Dr. Fethi Şakaki’yi hoca olarak adlandırıyorduk. Bizim neslimizi
-elhamdülillah- o yetiştirdi ve koca bir nesil yetiştirdi.
İslami Cihat örgütünü kurduğunda, İslami hareketlerin ve
Filistin direnişinin genel hareket yönünde çok büyük bir adımdı. Filistin’in
Arap dünyasının atan kalbi ve İslam [ümmetinin] kalbi olduğunu her zaman
vurguladı.
Geçen yüzyılın yetmişli yıllarının sonundaki o aşama,
elbette öğretici ve yol gösterici noktalarla dolu çok verimli bir dönemdi ve Dr.
Fathi el Şakaki yapabildi ve hepimiz onların yanındaydık. Dr. Fathi el Şakaki,
işgalci rejime karşı mücadeleyi önemli ve büyük bir aşamaya getirmeyi başardı.
Fathi al-Şakaki bu alanda İran İslam İnkılâbı’ndan çok istifade ettiği kesin.
İslam İnkılabı kazandığında biz hala Mısır üniversitelerinde
öğrenciydik ve İran İslam İnkılabı’nın zaferi bizi çok etkiledi. Tüm İslam
ümmetini de etkiledi. [O zamandan beri] İslam Devrimi’ni Filistin için büyük
bir zafer ve İslam’ın onuru ve İslam ümmetinin yüksek statüsünün restorasyonu
ile ilgilenen her Müslüman için büyük bir zafer olarak gördük. Profesör Ziyad
en-Nahale, İslami Cihad’ın Genel Sekreteri, Dr. Fathi al-Şakaki’nin bu mirasını
koruyor.
