İsrail Medyası: İran ve Yemen Dünya Deniz Taşımacılığının Haritasını Değiştirdi

İsrailli ekonomi gazetesi Calcalist, Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mendeb Boğazı’nın aynı anda kapanması halinde alternatif güzergâh arayışlarının sonuç vermeyeceği konusunda uyarıda bulundu. Gazeteye göre, diğer tüm deniz yolları da doğrudan veya dolaylı olarak bu iki kritik su yoluna bağlı durumda.

İbranice yayın yapan ekonomi gazetesi Calcalist, yayımladığı dikkat çekici analizde Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin İsrail ile bağlantılı gemilere yönelik deniz taşımacılığı yasağını Kızıldeniz’de yeniden uygulamaya koyduğunu açıklamasının küresel dengeleri köklü biçimde değiştirdiğini kabul etti.

Hürmüz ve Bab el-Mendeb artık birbirinden ayrı iki geçiş noktası değil

Gazeteye göre bu adım son derece hassas bir dönemde atıldı ve doğrudan sonucu, Hürmüz ile Bab el-Mendeb’in artık birbirinden bağımsız iki deniz geçidi olmaktan çıkıp tek ve geniş bir risk bölgesine dönüşmesi oldu.

Calcalist’in aktardığı analizlere göre bu gelişme, dünyanın önde gelen deniz taşımacılığı ve enerji şirketlerini gemilerin kimliği, yüklerin menşei ve nihai varış noktaları konusunda karmaşık ve maliyetli yapısal kararlar almaya zorlayacak.

Gazete ayrıca Yemenli güçlerin, İsrail’e ait veya İsrail ile bağlantılı gemilerin Kızıldeniz’den geçişini yasakladıklarını duyurmasının küresel denizcilik sektörü için açık bir mesaj taşıdığını belirtiyor.

Bu mesaj, dünya ekonomisinin en hassas ve kritik boğazlarından birinin artık yakıt fiyatı, seyir mesafesi veya arz-talep dengesi gibi klasik ticari ölçütlerle değerlendirilemeyeceği yönündedir.

Artık siyasi kimlik, karmaşık sigorta riskleri ve silahlı bir gücün niyetlerine ilişkin değerlendirmeler belirleyici faktörler hâline gelmiştir.

Calcalist, Yemenli güçlerin Bab el-Mendeb Boğazı’nı fiziksel olarak tüm dünya gemilerine kapatmasına gerek olmadığını vurguluyor. İsrail’e ait veya İsrail ile bağlantılı olarak tanımlanan geniş bir gemi grubunun hedef alınması bile uluslararası finans ve lojistik sistemini karmaşık kimlik ve aidiyet sorunlarıyla karşı karşıya bırakmaya yetmektedir.

Gazete, bir geminin onlarca farklı müşterinin yükünü taşıyabildiği, bir ülkenin bayrağını kullandığı, başka bir ülkedeki şirkete ait olduğu, üçüncü bir kuruluş tarafından işletildiği ve uluslararası bankalarca finanse edildiği bir sektörde kimlik tespitinin doğrudan yüksek maliyetlere dönüştüğünü ifade ediyor.

Bu şartlar altında tedarik zincirindeki her aktör; nihai mal sahibini, ürünün menşeini, sigorta şirketini ve hatta Yemenli güçlerin gözünde gemiyi meşru hedef hâline getirebilecek dolaylı bağlantıları yeniden incelemek zorunda kalıyor.

Günlük 8,7 milyon varilden 4 milyona düşüş

Calcalist, Yemen’in Gazze’ye destek amacıyla 2023 sonlarından itibaren başlattığı operasyonlara da değinerek, bu faaliyetlerin konteyner başına taşıma maliyetlerini 10 bin dolara kadar yükselttiğini ve denizcilik şirketlerini Afrika’nın etrafından dolaşan güzergâhlara yönelttiğini yazıyor.

Bu alternatif rota her sefer için en az iki haftalık gecikmeye ve yaklaşık 1,7 milyon dolarlık ek maliyete neden oluyor.

Gazetenin özellikle dikkat çektiği nokta ise Bab el-Mendeb ile Hürmüz arasındaki risklerin birbirine bağlanmış olmasıdır.

On yıllar boyunca küresel enerji ve lojistik sektörü bu iki boğazı birbirinden tamamen bağımsız risk bölgeleri olarak değerlendiriyordu. Ancak bugün bu iki geçit, tek bir yüksek riskli deniz alanı hâline gelmiş durumda.

Bu durum, alternatif güzergâh arayışlarının değerini ciddi biçimde azaltıyor.

Calcalist, Yemen kaynaklı tehdidin artık yalnızca tüketim malları taşıyan konteynerlerle sınırlı olmadığını, küresel enerji güvenliğinin temel unsurlarından biri hâline geldiğini kabul ediyor.

ABD Enerji Enformasyon İdaresi verilerine göre, Bab el-Mendeb’den geçen ham petrol ve petrol ürünleri akışı 2023 yılında günlük ortalama 8,7 milyon varil seviyesindeyken, Ocak-Ağustos 2024 döneminde yaklaşık 4 milyon varile geriledi.

Küresel finans sistemi tüm bölgeyi riskli kabul edebilir

Gazete haberinin sonunda, Hürmüz ve Bab el-Mendeb’in aynı anda tehdit altına girmesi durumunda küresel finans sisteminin artık yalnızca tek bir tehlikeli güzergâhı değil, bütün bir deniz bölgesini yüksek riskli olarak değerlendireceği uyarısında bulunuyor.

Analize göre, tek bir başarılı saldırı veya bir geminin gerçek zarar görmesi bile Kızıldeniz’deki toparlanma sürecini tamamen durdurmaya ve dünya taşımacılık kapasitesinin önemli bir bölümünü yeniden Afrika çevresindeki uzun ve pahalı rotalara yönlendirmeye yeterli olabilir.

Calcalist’e göre en tehlikeli senaryo ise Yemenli güçlerin Kızıldeniz’de kalıcı ve kurumsallaşmış bir politika uygulamaya başlamasıdır. Böyle bir durumda denizcilik şirketleri, geminin mülkiyetinin, yükün kimliğinin ve hatta nihai müşterinin coğrafi konumunun doğrudan askerî saldırı nedeni olabildiği bir bölgede faaliyet gösterip göstermemeye karar vermek zorunda kalacaktır.

Gazete, büyük sigorta şirketlerinin de bu tür riskleri geleneksel sigorta poliçeleri kapsamında karşılamakta ciddi zorluklarla karşılaştığını belirtiyor.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın