Trump Hürmüz Kartıyla İran ve Araplardan Taviz mi Koparıyor?

Trump bir gün Hürmüz Boğazı’nda koruma parası almaktan bahsediyor, ertesi gün geri adım atıyor; ancak bu söylemsel gelgitlerin arkasında ABD’nin aynı eski politikası görülüyor: Eş zamanlı olarak İran ve Araplara yönelik tehdit, baskı ve taviz koparma.

15 Temmuz 2026 tarihinde, Şanghay Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Batı Asya Araştırmaları Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Niu Song (钮松), Guancha (观察者网) haber-analiz sitesine verdiği özel mülakatta Donald Trump’ın İran ve bölgeyle ilgili meselelerdeki tutumunu değerlendirdi.

ABD ile İran arasındaki çekişme tüm hızıyla sürerken, ABD Başkanı Trump aniden Batı Asya’daki beş ülkenin adını zikrederek Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için ABD’ye “koruma ücreti” ödemeleri gerektiğini söyledi. Bu açıklamalar bir tepki dalgası başlattı ve kamuoyunun sert eleştirileriyle karşılaştı; öyle ki birçok çevre bu davranışı bir nevi deniz haydutluğu/korsanlık olarak niteledi.

Ancak tam da dünya dikkatle Beyaz Saray’ın atacağı sonraki adımları takip ederken Trump tutumunu bir kez daha değiştirdi ve bu defa “koruma” sağlamanın bedeli olarak müttefiklerin yatırım yapmasından bahsetti.

⭕ Guancha: Trump neden söylemini değiştirdi? İç siyasi baskıların ve uluslararası kamuoyunun etkisi altında mı kaldı?

Niu Song: Daha önce İran, yüzleşme sürecinde bir baskı kozu olarak Hürmüz Boğazı’ndan geçiş meselesini gündeme getirip geçiş ücreti alınması konusunu öne sürdüğünde, Trump da büyük ölçüde bu meseleye misilleme olarak para almaktan bahsetmişti.

Ancak Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin getirdiği kısıtlamalar ve ABD’nin esasen Hürmüz Boğazı’na kıyıdaş ülkelerden biri olmadığı somut gerçeği göz önüne alındığında, Trump’ın para alma fikrinin pek bir uygulanabilirliği yoktur. Bu söylem, pratik bir plandan ziyade İran’a ve ABD müttefiklerine karşı bir tutum beyanı niteliğindeydi.

Trump’ın bu üslup değişikliği, aslında ABD’nin Batı Asya’daki müttefikleri üzerinde baskı kurmaya yönelik taktiksel bir adımdır. Karşı tarafı parayla ilgili sert söylemlerinin rahatsız ettiğini kendisi de biliyor. Bu nedenle tutumunu değiştirip bir tür geri adım atarak, aslında ABD müttefiklerini yeni teklifi üzerindeki kâr ve zarar dengesini tartmaya zorlamak istiyor.

Trump’ın davranışı her ne kadar bir dereceye kadar iç ve uluslararası baskıların altında olsa da, sürecin ilerleme ritmi büyük ölçüde hâlâ kendi kontrolündedir.

⭕ Guancha: Batı Asya ülkeleri Trump’ın “pazarlık sanatı” ile nasıl başa çıkmalı?

Niu Song: Trump’ın bu tür davranışları, aslında onun azami baskı yoluyla şantaj yapmaya dayalı her zamanki yöntemidir. Bu yöntemin özelliği; son derece abartılı ve hatta duygusal ifadeler kullanarak o anki gerilimi tırmandırmak, krizi derinleştirmek ve ardından tam da bu zemin üzerinden karşı taraftan taviz koparmaktır.

Böyle bir yöntemle karşı karşıya kalındığında, stratejik istikrarı ve soğukkanlılığı korumak Batı Asya ülkeleri için son derece önemlidir. Anlık duyguların ve Trump’ın sert tonunun etkisinde kalmamalı; aksine sakin ve dikkatli bir şekilde sözlerinin arkasındaki temel mantığı ve rasyonelliği kavramalı ve hesaplı, mantıklı ve orantılı bir yöntemle onun pazarlık sanatını etkisiz hale getirmelidirler.

⭕ Guancha: Trump koruma ücreti alsın ya da almasın, böyle şantajcı bir strateji Fars Körfezi ülkelerini Çin ve Rusya’ya daha fazla sevk etmeyecek mi?

Niu Song: Trump’ın müttefikleri karşısında fütursuzca koruma ücreti ifadesini kullanmaya cesaret edebilmesinin kilit noktası, bu ülkelerin güvenlik konularında ABD’ye bağımlı olduklarına inanmasıdır. Özellikle ABD-İran ilişkilerinin sürekli kötüye gittiği bir ortamda, Basra Körfezi’nin Arap ülkeleri gerek zihinsel gerekse somut olarak kendilerini olayın dışında tutamamaktadırlar; İran ile olan ilişkileri de büyük bir darbe almıştır.

Trump’ın Körfez müttefiklerine yönelik yaklaşımı hâlâ tanıdık “havuç ve sopa” formülüne dayanmaktadır. Bu ülkeler hareket özerkliklerini artırmak amacıyla Çin ve Rusya ile ilişkilerini çeşitli alanlarda geliştirip genişletmiş olsalar da bu durum ABD ile olan ilişkilerinde eksen kayması yaşandığı anlamına gelmez. Trump’ın bu ülkelerle konuşurken sergilediği pervasızlık da kendisinin ABD’nin Basra Körfezi’ndeki Arap ülkeleriyle olan ilişkilerine hâlâ güvendiği değerlendirmesine dayanmaktadır.

⭕ Guancha: Trump Batı Asya ülkelerinin yatırımlarından ne elde etmeyi bekliyor?

Niu Song: Aslında, ABD’nin şantaj ve baskısı bir yana, Körfez ülkelerinin ABD’deki yatırımları çok önceden başlamıştır ve pasif bir tercih değildir; ABD’ye yatırım yapmak onlar için de aktif ve bilinçli bir seçenek olmuştur. Önceki yatırımlar göz önüne alındığında; yeşil enerji, havacılık ve uzay, limanlar, alüminyum sanayisi, çip üretimi, yapay zeka ve veri merkezleri gibi alanlardaki iş birlikleri zaten şekillenmiş durumdadır. Dolayısıyla Trump, muhtemelen Körfez ülkelerinin tam da bu alanlarda ABD’deki yatırım miktarlarını artırmalarını ve hatta bunu yeni alanlara genişletmelerini beklemektedir.

⭕ Guancha: Geçen hafta ABD yönetimi Birleşik Arap Emirlikleri’nin çip alımındaki kısıtlamaları esnetti. ABD içinde bu duruma karşı çıkan sesler her zaman vardı; bunun nedenlerinden biri de Çin’in BAE üzerinden hassas teknolojilere erişmesinden duyulan endişedir. Trump’ın Batı Asya müttefikleriyle yaptığı son pazarlıkta Çin’i çevrelemeye yönelik bir mülahaza da var mı?

Niu Song: Birleşik Devletler’in böyle bir niyeti olduğunu göz ardı edemeyiz. ABD her zaman küresel çip sanayisi zincirindeki baskın konumunu güçlendirmeye ve müttefiklerini teknoloji alanında Çin’den kopmaya zorlamaya çalışmıştır. Ancak bu yatırım talebindeki daha önemli husus, hâlâ ABD’nin kendi bilimsel ve teknolojik kabiliyetini güçlendirmektir ve buna dayanarak ABD’yi teknik ve mali açıdan BAE ve diğer Körfez ülkeleriyle ileri teknolojiler alanında birbirine bağlamaktır.

⭕ Guancha: Uzun vadede Trump’ın bu tür davranışları ABD’nin küresel müttefiklerinin bakış açısını nasıl etkileyecek? Ve bunun da ötesinde, bu süreç Trump’ın gitmesiyle değişecek mi?

Niu Song: ABD’nin küresel müttefikleri, bu davranışlar ABD ile ilişkilerine çeşitli düzeylerde zarar vermiş olsa da pratikte Trump yönetiminin tarzına bir nebze alışmış durumdadır. ABD liderliğindeki Batı bloklaşması mantığı çerçevesinde ve ABD’nin sürekli İran gibi tehditlerden bahsedip savaş atmosferi yarattığı bir ortamda, bu müttefiklerin ABD’den uzaklaşması oldukça zordur.

ABD’nin müttefikleriyle olan ilişkisi ABD hükümetinin değişmesiyle radikal bir dönüşüme uğramayacaktır; ancak Trump’ın kişiliği ve yönetim tarzı şüphesiz müttefikler üzerinde kaçınılmaz baskılar yaratmaktadır.

⭕ Guancha: ABD-İran savaşı şu an ne durumdadır? Süreç bundan sonra nasıl ilerleyecek?

Niu Song: ABD-İran ilişkileri yeni bir aşamaya girmiştir. İki taraf birbirine son derece güvensizdir ve aralarındaki askeri çatışmalar sürekli tekrarlanmaktadır. Müzakerelerin yapıldığı aralıklarda bile askeri çatışmalar devam etmektedir; müzakerelerde bir ilerleme sağlanıp taraflar ön bir mutabakata varsalar dahi, çok geçmeden yeniden yeni bir askeri çatışma turuna girmektedirler.

Önümüzdeki dönemde ABD-İran anlaşmazlığı muhtemelen yine bu durumda kalmaya devam edecektir. Tam bir ateşkes sağlanması ihtimali düşüktür ve yeni bir normal durum şekillenebilir; iki tarafın eş zamanlı olarak hem müzakere edip hem savaştığı ya da diplomasi ile askeri çatışma arasında gidip geldiği bir durum. İran kanadında da pratikte Trump liderliğindeki ABD’den fazla bir beklenti bulunmamaktadır.

⭕ Guancha: Trump son haftalarda İran’a yönelik eylemler karşısında tarafsız kaldıkları gerekçesiyle Çin ve Rusya’ya defalarca teşekkür etti. Bu sözlerle amacı nedir?

Niu Song: Trump’ın sözleri bir yandan gerçeğin nispeten somut bir yansımasıdır; zira barışa teşvik etmek, müzakereyi özendirmek ve taraf tutmamak Çin’in her zaman sabit tutumu olmuştur. Ancak diğer yandan bu, bir tür “önce öv, sonra baskı yap” yaklaşımıdır; İran konusunda bölge dışı güçlere uyarı ve caydırıcılık mesajı iletme çabasıdır.

Başka bir deyişle Trump, bir yandan İran’a yönelik askeri saldırıda diğer aktörler tarafından mümkün olduğunca az engelle karşılaşmak istemekte, diğer yandan İran ile yapılan müzakerelerde uluslararası toplumun rol oynamasını ummaktadır. İşin özünde bunların hepsi hâlâ kendisinin İran politikasından başka bir şeye hizmet etmemektedir.

not: bu analiz tahririeh.com sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın