toplantısında konuştu.
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Kadınlar, bu ülkenin kadınları, dünyanın kadınları,
hep beraber siz 8 Mart’ı kutluyorsunuz. 8 Mart’ın geçmişindeki acı olayı
biliyorsunuz. Kadın kırsalda tarlada 24 saat çalışır. Kentte de çalışır ama
bunun için belli bir eğitimi alması gerekiyor. O nedenle kız çocuklarının
okuması lazım diyoruz. Meydanlarda sokaklarda bir araya gelirler, sıkıntılarını
anlatırlar, bir şekilde toplumun duyarlılığını harekete geçirmeye çalışırlar.
Bunu yaparken de kadınlar saldırmazlar, ellerinde silah yoktur. Onların yüreklerinde
vatan, bayrak, insan sevgisi vardır. Siz bu sevgiyi onların rahatlıkla kendi
gösterilerini yapabilecekleri bir alanı açarak katkıda bulunabilirsiniz.
İstanbul’da da kadınlar yürümek istediler, yasak getirdiler. Hangi gerekçeyle
yasak getiriyorsunuz? Yasak geldiği zaman Türkiye’nin demokrasisi gelişmiş mi
olacak? Tam aksine. O nedenle biz yasakçı zihniyetlere karşıyız. İnsanlar
silahsız ve şiddetsiz olmak kaydıyla her türlü yürüyüşü yapabilirler.”
Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman’ın görevden alınmasına
tepki
“Demokrasiyi yüceltmek hepimizin ortak görevidir. Yeri
zamanı gelir seçimler olur vatandaşın iradesine başvurursunuz. YSK’nın
belirlediği kurallar çerçevesinde gider halkın iradesine başvurursunuz. Yalova
Belediye Başkanımız iki kez girdi, engellediler, oylar tekrar sayıldı.
Yalovalıların oylarıyla belediye başkanlığı yapıyor. Kendisini halkın oylarıyla
yenemedikleri için bu kez idari kararlarla nasıl uzaklaştırabilirizin arayışına
girdiler. Doğrudur bir yolsuzluk var. Yolsuzluğu saptayan oradaki namuslu bir
memur. Olayı tespit ediyor, belediye başkanına haber veriyor, belediye başkanı
sorgulayın diyor, bu yolsuzluğun araştırılması için cumhuriyet başsavcılığına
suç duyurusunda bulunuyor. Ama sonunda belediye başkanı açığa alınıyor.
Belediye meclisinde oylama yapılıyor ve bir AK Partili seçiliyor. Buradan
Yalovalı kardeşlerime seslenmek istiyorum; Yalova halkının iradesine darbe
vuruluyor, içişleri Bakanı’nın belirlediği bir kişi geliyor. Bu doğru değil.
Vefa Salman bir yolsuzluk yapmış ve ortaya çıkmışsa hiç kimse merak etmesin o
işleri yapacak ilk kişi biziz. Yolsuzluğu şikâyet edip görevden alınan belediye
başkanı olarak Vefa Salman tarihe geçecektir.”
Meclis’teki yumruklu kavga
“Siz halkın oyuyla bir makama geldiyseniz o makamın ön
gördüğü koşullar içerisinde konuşmalısınız makamın itibarını korumak
zorundasınız. Sayın Erdoğan’ın bana yönelik olarak burada söylenmesi asla
mümkün olmayan, ahlakımın asla izin vermediği belli kelimeleri kullanarak
hakaret etmesini asla kabul etmiyorum. Kendisine de hiçbir cevap vermedim. Grup
başkanvekilimiz onun kullandığı kelimelerin aynısını kullanıyor. Kızıyorlar
neden bu kelimeleri kullandın diye. Aynısını sen söyledin. Biz parlamentoda
kavga istemiyoruz. Düşünce kadar değerli bir şey yoktur.”
“Parlamentoda gereksiz bir kavganın parlamentoya hiçbir
kazanç sağlamayacağını da ifade etmek istiyorum. ‘Büyük lokma ye büyük laf
etme’ demiş atalarımız. Neden büyük lafın arkasında durmak kolay değildir.
Büyük laf ediyorsanız önünüze büyük bir hedef koymuşsunuzdur. Eğer yapmazsanız
itibarınız zedelenir, o makama da itibar açısından zarar vermiş olursunuz. Biz
itibarı kaybeden kişilerin ya da söylediği sözleri tutamayan veya gerisine
düşen kişilerin bir memleketi yönetmesini doğru bulmayız. Sonuçta o laflar
döner dolaşır TC’ devletine zarar verir, uluslararası itibarını sarsar. Ülkeyi
yönetenleri konuşurken çok daha dikkatli olması gerekir. Biz Suriye konusunda
çok iyi niyetlerle yola çıktık. Söylediğimiz ‘Bizim Orta Doğu bataklığında ne
işimiz var’ idi. Sorunu çözmek için evet ama bize danışılırsa. Türkiye’nin
böyle bir pozisyonu vardı. Orta Doğu’da bir sorun çıktığında baş vurulan ülke
Türkiye’ydi. Neden Suriye sınırına mayınlar temizlendikten sonra 49 yıllığına
yabancı bir ülkeye vereceğiz, neden? Kim telkin etti sizi? Önce kararname, CHP
iptal ettirdi, sonra kanun çıkardılar. Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Türkiye
sınırına yabancı bir devlet gelip yerleşseydi bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin
durumu ne olurdu? Neden Orta Büyük Doğu Projesi’nin eş başkanlığına soyundunuz?
Maşa rolünü size kim verdi? Hiç düşünmediniz mi sana bu eş başkanlığı veren
sana ayrın nasıl bir görev verecek diye? Tarih bilgisinden yoksun olanlar buna
balıklama atladılar. Yine biz söyledik; ÖSO ile senin ne işin var? Suriye’yi
bölme konusunda neden bu işe soyunuyorsun? ÖSO’yu biz Amerika ile beraber
kurduk diyor. Sana maşa görevi verdiler farkında bile olmadın. Biz ÖSO’nun
hamiliğine soyunduk aynı zamanda. Para, silah verdik, eğittik aynı zamanda. Biz
yıllar yılı yanlış yapıyorsunuz, Türkiye’nin başını belaya sokmayın
dedik.”
“Biz, Orta Doğu’da barış istiyorduk. Komşumuzda yangın
istemiyorduk. Biz hiçbir Mehmetçiğimizin burnu kanamasın istiyorduk, biz bütün
Suriye’nin Mehmetçiğimizin tırnağına dahi değmeyeceğini söylüyorduk ama saray
iktidarı buna önem vermedi. 4 Şubat 2020’de 5 öneride bulundum. Çözmek
konusunda öneri getirdik size ama arkadaşlar bunu da dinlemediler. Ama büyük
laf etmeye devam ettiler. 12 Şubat’ta. ‘Şubat ayı sonuna kadar geri
çekilmelerin tamamlanmasını umuyoruz. Rejim bu sürede geri çekilmezse Türkiye
bu işi bizzat yapmak mecburiyetinde kalacaktır.’ 34 askerimiz şehit oldu. Sanki
bir ölü toprağı serpilmiş gibi bütün Türkiye edin bir sessizliğe gömüldü. 36
saat televizyonların önüne çıkmadılar.
Büyük lokma ye büyük laf etme diyoruz, altında kaldılar. Üç gün sonra
çıktılar televizyonlara, fıkralar anlatı. Sanki bu ülkede 34 şehidimiz yokmuş
gibi. Eleştirdim, hakkım vardı. O şehitlerin ve onların ailelerinin bizde hakkı
vardı. Daha toprağa vermeden bu kahkaha nedir? Dedim. En azından gülümseme
kardeşim. En azından şehide, o şehidin annesine saygı duy kardeşim!
‘Omuzlarının üzerinde o başları kalmayacak’ diyor. Bir taraftan da acaba biz
nasıl toplanırız çözebiliriz diye. O doğru toplansınlar. Ama bu lafı ediyorsan
senin toplanmaya gereğin yok. Arkasından dörtlü toplantı olacaktı bu
gerçekleşmedi. Putin ben gelmeyeceğim dedi, bu gitti. Giderken de Bay Kemal’in
4 sorusu var demiştim. O sormazsa uçakta gazeteciler sorsunlar niçin Bay
Kemal’in sorularını sormadın diye.
-Birliklerimizin yerini bildirmemize rağmen neden
askerlerimizi şehit ettiniz?
-İlk saldırının ardından uyarı yapmamıza rağmen ikinci
saldırıyı neden gerçekleştirdiniz?
-Yaralı ve şehitlerin Türkiye’ye getirilmesi için
helikopterlere neden izin vermediniz?
-Savaş hukukunda yaralıları taşıyan ambulanslar vurulmaz.
Siz bu yaralı askerlerimizi almayan gelen askerlerimizin ambulanslarımızı neden
vurdunuz?”
“Hiç ses yok”
“Gitti oraya Sayın Erdoğan, sonra Putin ile Erdoğan
televizyonların önüne çıktılar. İlk konuşmayı Sayın Putin yaptı; görüşmemize
başlarken Suriye’de hayatını yitiren askerler için taziyelerimi iletmek
istiyorum. Telefon görüşmemizde ifade ettiğim gibi hiç kimse Suriye askeri de
dahil olmak üzere orada Türk askerlerinin olduğunu bilmiyordu. Dakika bir gol
bir. ‘Bir dakika demeliydi, biz size koordinatları bildirdik, siz vurdunuz
sizden gereğini yapmanızı istiyoruz’ demeliydi. Hiç ses yok. Telefon
görüşmemizde ifade ettiğim gibi diyor. Ben sana dedim ki, ‘O alanda askerlerin
vurulduğu yerde biz sizin askerlerinizin olduğunu bilmiyorduk’ diyor. Erdoğan
bu telefon görüşülmesinde Putin’e ne söyledi, ben merak ediyorum. ‘Kabulünüz
nedeniyle teşekkür ederim diye’ başlıyor. Yöneticiye bakın Allah aşkına ya,
nasıl üzülmezsiniz. Sonunda bir anlaşmayı imzaladılar. Sonuçları ne? Birinci
sonucu şu; ortada bir ateşkes yok arkadaşlar.
Erdoğan’a ÖSO sorusu
Askeri faaliyetler durdurulacak. Böylece sorun bir anlamda
biraz daha ileriye atılmış oluyor. İkinci konu Türkiye bu anlaşma ile Suriye
rejimini resmen tanıyor. Suriye Arap Cumhuriyeti diye geçiyor sözleşmede.
Bizzat Dışişleri Bakanı Suriye Arap Cumhuriyeti diye ifade ediyor. Üçüncü sonuç
Türkiye Suriye toprak bütünlüğünü kabul ediyor. Dördüncü sonuç; terörle
mücadeleyi Türkiye de kabul ediyor ama terörizmin tüm tezahürleriyle ifadesi
önemli. Buradaki soru şu; ÖSO ne olacak? Çünkü Suriye rejimi ÖSO’yu terör
örgütü olarak görüyor, Türkiye ve Rusya terör örgütü olarak görmüyor. BM tamam
ama tüm tezahürlere ÖSO giriyor mu girmiyor mu? Önümüzdeki günlerde
göreceğiz.Altıncı sonuç; karayolları. M4 6 km kuzey güney ekseninde bir güvenli
alan sağlanacak ve Suriye rejimi burayı kullanacak. M4’ün altında kalan terör
örgütleri ne olacak? Yedi; Suriye hava sahasının açılmasını ancak Suriye kabul
ederse mümkün olacak. Bizim için herhangi bir taahhüt yok.”
” Erdoğan dönüp, ‘Esad ile konuşuldu mu?’ diye
sordu”
“Sormak lazım sen neden oradaki terör örgütlerine
destek verdin, neden onların hamiliğine soyundun. Onlar yarın Türkiye’ye gelirse
bizim başımıza bela olmayacak mı? Dokuzuncu sonuç, Suriye gözlem noktalarının
gerisine çekilmeyecek. Anlaşmada Esad’ın da görüşü alındı. Erdoğan dönüp
Çavuşoğlu’na, Esad ile konuşuldu mu diye sordu. Suriye’den geçen halk için bir
tampon bölge oluşturulması da söz konusu değil. Bakanlar orada ama iki kişi
daha var orada. AK Parti Genel Sözcüsü ile Mahir Ünal. İşte parti devleti
dediğimiz odur. Ne işleri var onların orada? Ağırıma giden Putin’in el işareti
ile bizimkileri çağırması. Her biriyle tek tek tokalaşması. Ağırıma gidiyor.
Dışişleri Bakanı’nı görüyorsunuz, ter basmış elindeki dosyayı yelpaze gibi
kullanıyor. Ve bir görüntü var içimi acıtıyor. Kapıda beklerken. Hepsi sıkkın
yapılan muameleyi görüyorlar zaten. Haksızlık var, yanlış evet. İnsanlar aşağılanıyor.
Hal ediyorlar mı? Hayır. Bunu asla kabul etmiyoruz.”
“Bu sözleşme az önce size söylediğim 5 önerinin 4’ünün
yerine gelmesini sağladı. Biz söyledik yapmadılar Putin önlerine koydu öyle
yaptılar.”
“Bunları yap diye sana neredeyse yalvardık. En çok
üzülecekmişiz. Ne diyeyim Allah akıl fikir versin. Devleti yöneten adamın dokuz
boğum olması lazım boğazında. Sanki Suriye yansın yıkılsın haydi hep beraber
Şam’a gidelim diyen, ben miydim, sen miydin?”
“Yenikapı’ya gittim diye çoğu arkadaşımız beni eleştirdi.
Orada söylediğim, kullandığım cümlelerden biri şuydu; Camiye kışlaya ve
adliyeye siyaseti sokmayın dedim. Beyefendi geldi camide kürsü kuruldu konuşma
yapıyor, doğru değil arkadaşlar. İnanca saygı duyun ya.”
“Devlette liyakati koruyun dedim. Rüşvet alan adamdan
büyükelçi olur mu? İnanda biraz ar olur ya. Gidersin önüne koyarlar anlaşmayı
bas imzayı derler. Söyleyeceğiniz hiçbir şey kalmaz. Çünkü siz haksızsınız
arkadaşlar. Haklı değilsiniz.”
Odatv tepkisi
“Basın konusu önemlidir. Halkın gözü kulağı ve sesidir
medya. Anayasamız da der ki basın hürdür sansür edilemez. Niçin siyasi iktidar
baskı kurup kendi olumsuzluklarını yansıtan gazete üzerinde baskı kurmasın
diye. Siyasi idareye böyle sınırlama koyar. Devlet basın ve haber alma
hürriyetlerini sağlayacak ve tedbirleri alacak diyor Anayasa. Medya üzerinde
baskıları biliyorduk. Önce şunu bir sefer kabul edelim, bir sivil darbe süreci
içerisindeyiz. 20 Temmuz’dan sonra bir sivil darbe süreci içindeyiz. Medya üzerinde
olağanüstü bir baskı var. kedileri için çalışan özel bir medya kurumu da var.
Bunlar sadece devletten aldıkları para ile beslenirler. Kamu kurumları bunlara
büyük para aktarır. Bunların tek bir görevi vardır, siyasi iktidar ne yaparsa
yapsın övmektir. Odatv, havuz medyasının büyüklüğünün karşısında namuslu
aydınlar kendi sitelerini oluşturdular. Odatv de bunlardan biri.
“Size bedel ödetiyorlar ama ödenen bedel Türkiye’nin
aydınlığa çıkma bedelidir”
“Bunu nasıl susturacağız, milleti nasıl Odatv’nin haberlerini
izlemeyecek hale getireceğiz.’ 26 Şubat’ta Erdoğan düğmeye basıyor Odatv ile
ilgili. Beyaz TV’den biri sözde gazeteci bir soru soruyor. OSMAN Kavala
şöyledir diye başlıyor. Odatv gezi sürecinde önemli ayaklardan biriydi. Darbe
girişimine destek veren Odatv katil devlet diye manşet atı ama iddianamede
bunların hiçbiri yok diyor. Bu konularla ilgili ine dersiniz diyor. Kullandığı
şu cümle çok önemli. Ben bunun suç duyurusunu şu anda yapıyorum. 26 Şubat
2020’de. Arkasından da düğmeye basılıyor. Libya’da üç tane şehidimiz var
cümlesini kuran Erdoğan’dır. Bunu eleştiren de bendim, şehide tane
diyemezsiniz. Defnedildiği zaman sosyal medyada yer aldı, fotoğraflar yer aldı
vs. Bir gazeteci arkadaşımız Hülya Kılınç bunu haber yaptı. Odatv’de de
yayımlandı bu. Arkasından haber Müdürü Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Aydın
Keser, Murat Ağırel. Şimdi hepsi cezaevindeler. Gizli hiçbir şey yok. Evleri
sabaha karşı basılıyor. Ben size sivil darbe dönemini yaşıyoruz derken bunu
kastediyordum. Gözaltına alınıyorlar, ortada yazılı hiçbir şey yok ama şifai
talimat var. Sayın Ağırel’in serbest bırakıyorlar, bir sür sonra nasıl serbest
bırakırsınız diye telefonlar geliyor. Yeniden gözaltına alınıyor. Buradan o
gazeteci arkadaşlarıma, Terkoğlu’na Pehlivan’a Ağırel’e Çelik ve Keser’e
CHP’den sesleniyorum sizler bu ülkenin onurusunuz. Gazeteciliğin hakkını
veriyorsunuz. Bunun için bir sivil darbe döneminde size bedel ödetiyorlar ama
ödenen bedel Türkiye’nin aydınlığa çıkma bedelidir. Savcı arkadaşlarıma
sesleniyorum; talimat aldığınızı biliyorum ama yüreğinizin bir yerinde en ufak
bir vicdan kırıntısı kalmışsa süratle iddianameleri hazırlayın ve gönderin.
Neyi tutukluyorsunuz siz? Tutuklanma nedeni yok. Ülkede ne Anayasa ne de
yasalar geçerli değil. Üstünlerin hukukunun yaşandığı bir süreçteyiz. Yargıyı
bu hale getiren bazı hâkimler ve savcılardır. Talimatla karar veren, talimatla
iddianame hazırlayanlardır. Onlar sarayın kalemşörleridir.”
“Burhan Kuzu sarayın kuzusu. Kaçakçıyı bırakın der
bırakırlar, telefon eder, hâkime talimat verir. FETÖ borsasının en önemli
aktörleri. Mal varlıklarını araştırın dedim ondan da tık yok. Barış
Pehlivanoğlu’na gelince ‘yakalayın.’ Niçin çünkü düzgün bir insan. İstediğiniz
kadar atın dürüst hiçbir gazeteci egemen güçlerin karşısında diz çökmeyecektir.”
“Tank palet fabrikasını, Putin’in kapısında dakikalarca
bekletilmeyi, Esad’la görüştünüz mü diyenleri asla unutmayacağız.”
