sorunlarından birinin sığınmacılar olduğunu belirterek “Suriyeli
kardeşlerimi, ırkçılık yapmadan, onların hakkını yemeden, evlerini, yollarını,
okullarını, hastanelerini, kreşlerini yaptıktan sonra memleketlerine
göndereceğim. En geç 2 yıl içinde bunu yapacağım” dedi.
Van’da kanaat önderleriyle bir araya gelen CHP Genel Başkanı
Kemal Kılıçdaroğlu, sadece bölgede yaşayanların değil Türkiye’de 83 milyonun
büyük acılar yaşadığını, büyük sorunlarla karşılaştıklarını, bu sorunları aşmak
zorunda olduklarını söyledi.
Bu sorunları kavga ederek, birbirlerine kin ve öfke duyarak
değil akıl, irfan, hoşgörü ve ilimle aşmak zorunda olduklarını anlatan
Kılıçdaroğlu, bu konuda herkese görev düştüğünü aktardı. Bütün meselenin
toplumu kaynaştırmak, bireylerin birbirlerine saygı duymasını sağlamak olduğunu
ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
“Farklı düşünebiliriz, farklı düşünemezsek zaten
Türkiye’yi büyütemeyiz. Farklı düşündük diye birbirimize kin ve öfke duymamalıyız.
Tam tersine oturup uygarca tartışabiliriz. Biz beraber ve birlikte ülkemizi bu
bölgenin ve dünyanın saygın ülkelerinden biri haline getirebiliriz. Bunun için
devleti yönetenlere büyük görev düşüyor. Halkın hakemliği demokrasilerde temel
kuraldır. İçinde bulunduğumuz sorunları anlatırken çözümleri de anlatmaya
çalışacağım. Anayasamızın 5. maddesi var. Devletin yönetimiyle ilgili temel
kurallar vardır. Belki çoğunuz Anayasa’yı hiç eline almadı.
Dedi ki ‘Bu darbe anayasasıdır, darbe anayasasını tamamen
kaldıracağız.’ Doğrudur, bir darbe anayasası olduğu, darbe ürünü olduğu,
darbenin koşullarını taşıdığını biliyoruz zaten. Ama içinde her dönemde değişik
ülkelerin anayasalarında da yer alan temel kurallar var. Bu kurallar önemlidir.
Mesela diyor ki devletin temel amaç ve görevlerini belirtirken, Cumhuriyeti ve
demokrasiyi korumaktır diyor. Şimdi şu soruyu sormak lazım, devleti yönetenler
demokrasiyi koruyorlar mı acaba? Demokrasiyi savundular mı yoksa var olan
demokrasinin kırıntılarını bile yok mu ettiler? Her birimizin bunu düşünmesi
lazım. Eğer Anayasa’da devleti yönetmenin kurallarından birisi Cumhuriyeti ve
demokrasiyi korumaksa ve demokrasi korunmuyor ve bir anlamda yok ediliyorsa oturup
düşünmemiz lazım.”
‘Yasama organı vesayet altında’
Vatandaşların milletvekillerini seçmediğini sadece genel
başkanların belirlediği listenin altına mühür bastığını aktaran Kılıçdaroğlu,
“O zaman ne oluyor, parlamentoda milletvekilleri, genel başkanların vesayeti
altında oluyor. Bugün bir gerçek, bir kişi diyor ki Cumhur İttifakı’na ‘Bu
kanun geçecek.’ diyor. Hiç kimse bu kanunda acaba yanlış bir yer var mı, oturup
tartışalım, böyle bir şey yok. Bu geçecek dediği andan itibaren AK Parti ve
MHP’li bütün milletvekilleri hep beraber ellerini kaldırıp ve indirirler. Bu
yasama organının vesayet altında olduğunu gösterir. Bu vesayetten kurtarmamız
lazım. Darbe hukukundan arındıracaksak Siyasi Partiler Yasası’nın değişmesi,
milletin vekilini milletin seçmesi lazım. Bu olmadığı takdirde demokrasi
sağlıklı bir raya oturmaz” ifadelerini kullandı.
Demokrasiyi, düşünce özgürlüğünü, medya özgürlüğünü, farklı
düşünceye saygıyı, üniversitelerde bilimsel özgürlüğü yeniden inşa etmek
sorunda olduklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, demokrasisi gelişmiş ülkelerin
hızlı büyüyüp geliştiğini, gelişmemiş ülkelerin de hep birbirleriyle kavga
ettiğini söyledi.
Anayasa’nın 5. maddesinde “Kişilerin ve toplumun refah,
huzur ve mutluluğunu sağlamak zorundadır siyasi iktidar” denildiğini vurgulayan
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
“Devlet yönetmenin kurallarından biri. ‘Kişilerin
refahını, huzurunu ve mutluluğunu sağlamak zorundadır devleti yönetecek olan
iktidar.’ diyor. Refah sağlandı mı? Konteynerlerden geçinen, çöplüklerden
yiyecek toplayan yüzbinlerimiz var. Bu mudur refah? 10 bin 822 dolardı kişi
başına gelir, bugün 8 bin 599 dolara düştü. Her birimizin geliri düştü.
Mutluluğu mu sağladılar? Uluslararası mutluluk istatistiği sağlandı. Türkiye
104. sırada. Kimsenin yüzü gülmüyor. Herkes bir endişe içinde.
Bu endişeyi gidermek zorundayız. Biz gidereceğiz, beraber
yapacağız. Bunu yapmadığımız sürece çocuklarımıza hesap veremeyiz. Çocuklarımız
güzel bir Türkiye’de yaşamak istiyor, neden umudu dışarıda arasın? Kendi
ülkesinde kendi coğrafyasında huzur içinde yaşayabilmeli, gelir elde
edebilmeli, kültürel hayatını yürütebilmeli. Bunları yapabiliriz.”
‘Devleti cam gibi şeffaf yapacağım’
İktidar olduklarında bir hafta içinde ‘barış
akademisyenleri’nin tamamını yeniden üniversitedeki görevlerine iade
edeceklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, farklı düşünceden oldu diye insanların
üniversiteden atılmasının doğru olmadığını, buna izin vermeyeceklerini dile
getirdi.
Irkçılığı, inanç, kimlik, yaşam tarzı üzerinden siyaseti
bitireceğini iddia eden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
“Geçmişte bizim kabahatimiz vardı. CHP olarak
kabahatimiz vardı. Toplumdan uzaklaşmıştık. Halktan yabancılaşmıştık. Şimdi onu
yapmıyoruz artık, değiştik. Son 10 yılda en büyük değişimi yaşayan parti
CHP’dir. Bunu rahatlıkla ifade edebilirim. Devleti cam gibi şeffaf yapacağım.
Bakın hepiniz vergi ödüyorsunuz. Nereye gidiyor bu paralar? Demokrasinin çıkış
noktası vatandaşın siyasi iktidara dönüp ‘Benim vergimi nereye harcadın ey
hükümet?’ demesiyle başlamıştır. Allah’ın izniyle devleti cam gibi saydam
yapacağım. Böyle devlet yönetilmez. Hani yeri geldiği zaman söylüyoruz. Kul
hakkı yemek en büyük günahtır.
Kul hakkı yemek en büyük günahsa kul hakkı yiyenlere neden
oy veriyoruz o zaman? O günaha ortak olmuyor muyuz? Adalette olana oy vereceksin
sen. Gerçek anlamda demokrasiyi getireceğim. Kitabımız Kur’an-ı Kerim bile
‘Aklınızı kullanmıyor musunuz?’ diyor. Aklı kullanmak zaten bizim görevimizdir.
Yüce Yaradan’ın bize verdiği en değerli şey akıldır. Aklın kullanılması
istişare demektir. Bir devletin yönetimini bir kişiye teslim edemezsiniz.”
‘Oturacağız Suriye’yle barışacağız’
Sığınmacıların en önemli sorunlardan biri olduğuna dikkati
çeken Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Suriyeli kardeşlerimi, ırkçılık yapmadan, onların
hakkını yemeden, evlerini, yollarını, okullarını, hastanelerini, kreşlerini
yaptıktan sonra memleketlerine göndereceğim. Hiçbir tereddüt yok bu konuda. En
geç 2 yıl içinde bunu yapacağım. Kendi ülkelerine gitsinler. Bu dış politikayı
180 derece değiştireceğim. Bu dış politika Türkiye’nin başına bela. Birilerinin
talimatıyla dış politikayı oluşturuyorlar. Suriye ile niye kavga ediyoruz?
Suriye gerçeğine bakalım. İki taraf var değil mi? İki taraf da Müslüman? İki
taraf da birbirini nasıl öldürüyor? Allah Allah diye. Ellerindeki silahlar
egemen güçlerin. Niye buna izin veriyoruz?
Oturacağız Suriye’yle barışacağız. Büyükelçiliği
göndereceğiz. Onlar da gönderecekler. Buradan gidecek olan Suriyelilerin can ve
mal güvenliğini sağlayacağız. Onları şöyle veya böyle şiddetin ortasına
atmayacağız. Ayrıca kendi iş adamlarımıza diyeceğiz ki gidin kardeşim orada
yeni fabrikalar kurun. Bütün Suriyeliler gitsin o fabrikalarda çalışsınlar.
Hepsi üretsinler. Mallarını gerekirse biz satın alacağız. Yapacağım. Yetki
verirseniz en geç 2 yıl içinde bunu yapacağım.”
‘Afganistan’dan sürüler halinde geliyorlar’
“Şimdi Afganistan’dan sürüler halinde geliyorlar.
Binlerce kişi geliyorlar. Kimden talimat aldılar?” diyen Kılıçdaroğlu,
şunları kaydetti:
“Erdoğan, Biden ile yaptığı görüşmede Afganların
Türkiye’ye gelmesini kabul etti. Sonra bunu gizlediler uzun süre. Bir baktık
Amerika Birleşik Devletleri’nden bir yetkili açıklama yaptı. Kendileri
Afganistan’dayken, kendilerine yardım eden Afganlarla iş birliği yapmışlar. O
işbirliği yapan Afganlardan 1 milyon kişi gelecek. Türkiye’de bir süre
kalacaklar. Türkiye demiyor, üçüncü ülke diyor. Kalacaklar ve bir süre sonra
içinden seçecekler bazılarını götürecekler. Diğerleri bizim başımızda kalacak.
Niye kardeşim? Burası sömürge deposu mu? Burası sığınmacı deposu mu? Onlar bize
para vereceklermiş. Devletin itibarını, saygınlığını parayla mı satacaksın.
Gencecik insanlar 2 bin 400 kilometreyi aşıyorlar Türkiye’ye geliyorlar.
Devletin gözetiminde, bu hükümetin gözetiminde geliyorlar tamamı.
Hepsi genç, askerlikten yeni gelmiş gibi. Biz ne yapıyoruz
bunun karşılığında. Pırıl pırıl evlatlarımıza, gençlerimize siz de gidin
Kabil’e savaşın diyoruz. Onlar buraya çalışmaya, biz oraya ölmeye gidiyoruz.
Niçin? Hangi akıl bunu kabul eder? Bizim Afganistan ile tarihsel dostluğumuz
var. Afganistan’ın kendi iç işlerinde barış için gidebiliriz, tarafları
barıştırabiliriz ama kavganın parçası olmak son derece yanlıştır. Bu yanlış bir
politikadır ve bedeli çok ağırdır. Daha gelecekler, 1 milyondan daha fazla
gelecek. Oturup İran’la konuşmuyor, ‘Neden gönderiyorsun?’ demiyor. Geri İran’a
gönderebilir uluslararası sözleşmelerde, onu da iade etmiyor. Türkiye’nin
başına önümüzdeki süreçlerde büyük felaketler gelebilir. Büyük iç çatışmalar
olabilir, hepimiz sakin olmalıyız. Bunları, demokratik yollarla göndermek
zorundayız. Sandığa gideceğiz ve bunları göndereceğiz sonra ülkeye huzuru
getireceğiz. Bunu yapmak zorundayız. Dış politikayı barış üzerine inşa edeceğiz.”
