1- Öncelikle Venedik Film Festivali’nden gelen şu habere dikkat edin! Dokümantasyon filmleri Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü alan İsrail rejimine mensup iki belgesel yapımcısı (Yuval Abraham ve Rachel Szor), İsrail rejimi tarafından vatandaşlıktan çıkarılmış ve İsrail’e dönmelerine izin verilmemiştir.
Nedenini mi soruyorsunuz?! Çünkü bu iki yönetmenin belgesel filminde İsrail rejiminin Gazze’deki bazı cinayetlerine değinilmişti. İsrail Rejimi Kültür Bakanı Miki Zohar, bu iki yönetmenin filmini “iğrenç” olarak nitelemiş ve İsrail vatandaşlığına sahip olamayacaklarını vurgulamıştır.
2- Şimdi bir de madalyonun öbür yüzüne bakın. Ülkeden kaçtıktan sonra yıllarca ABD ve Avrupa’da “muhalif / opozisyon” sıfatıyla yaşayan; o ülkelerin medyasında ve meydanlarında İslam’a, nizama, şerefli İran halkına, merhum İmam’a (Hukukçu/Lider) en ağır hakaretleri ve en çirkin küfürleri savuran kişiler, en ufak bir engelleme veya sorgulamayla karşılaşmaksızın ülkeye geri dönmüşlerdir! İçlerinden biri açıkça en büyük arzusunun [estağfirullah] Ayetullah Hamaney’i katletmek olduğunu söylemiş ve yazmıştı. Son dönemde vatan haini ve İran karşıtı filminin kadın oyuncusu Venedik Film Festivali’nde alt seviye bir ödül alan malum yönetmen, Sayın Şehidimizin şehadetinin ertesi günü Instagram sayfasında bu faciadan dolayı utanç verici ifadelerle sevinç gösterisinde bulunuyor… Filminin kadın oyuncusu ise Venedik Festivali’ndeki konuşmasında İslam Cumhuriyeti’ne, İran halkına ve özellikle de bu toprakların kadınlarına [aylarca sokaklarda ve meydanlarda toplanarak ABD ve İsrail rejimini dize getiren o kadınlara] hakaret ediyor.
Hükümet Sözcüsü Bayan Muhaçerani, bazı devrim karşıtı ve kaçak figürlerin ülkeye geri getirilmesi için yürüttüğü çaba ve takipten bahsetmektedir… Bu konu uzayıp gider; anlatılması “yetmiş batmanlık kağıt” (bitmez tükenmez bir anlatı) misalidir ki bunun bir kısmını Keyhan’ın bugünkü haberinde “Karar Alıcı Merkezlerde Sızma Belirtileri; Vatan Haini Figürlerin Dönüşünden Yurt Dışındaki Festivallerde Savrulan Tekmelere” başlığıyla aktardık, detaylı açıklamasını ise sonraya bırakıyoruz.
3- Şimdi soru şudur: Bu esnada kültür, yargı, istihbarat ve güvenlik kurumları ile merkezleri ne yapmaktadır?! Yüz binlerce şehidin kanının aktığı kutsallara yönelik bu kadar çirkinliği, vatan hainliğini ve hayasızca hakareti görüp de nasıl ses çıkarmazlar?! Eğer görmüyor ve haberleri yoksa, bu politika belirleyici ve karar alıcı merkezlerdeki varlıkları nasıl izah edilebilir?!
Şirazlı Hoca (Hafız) ile ruhumuzun derinliklerinden hemavaz olup, şikayet değil — protesto dilini açmalı ve şöyle haykırmalıyız:
جای آن است که خون موج زند در دل لعل
زین تغابن که خزف میشکند بازارش
(Boncuk/Değersiz taş pazarı kesiyorsa bu aldanıştan ötürü, la’lin [değerli kızıl taşın] kalbinde kan dalgalansa yeridir!)
