“Onurlu Barış” İddiasındaki Kayıp Halkalar

1- Merhum Celal Al-i Ahmed, Garbzedegi (Batılılaşma Yanılsaması) adlı eserinde Batılılaşmış insan tipolojisinin yegane özelliğini “korku ve kişiliksizlik” olarak tanımlar. Al-i Ahmed, “Batı’da bireylerin kişiliği uzmanlığa kurban ediliyorsa, buradaki Batılılaşmış tipler ne kişiliğe ne de uzmanlığa sahiptir; sadece korkarlar. Yarından, görevden alınmaktan, adsız kalmaktan ve içlerinin boşluğunun ifşa olmasından korkarlar” der. Kendilerini aydın ilan eden bu tipleri açıkça “Batı’nın yol temizleyicileri ve milletin felaket kaynağı” olarak nitelendirir. Batılıların ve masonların iyisiyle kötüsüyle aynı kefede olduğunu, Batı’nın yetiştirdiği uzmanın kişilikten yoksun kaldığını belirterek, asıl yapılması gerekenin kişilik sahibi uzmanlar yetiştirmek olduğunu vurgular.

2- Şehit liderimizin, masum sivillerin ve Minab’daki çocukların şehadetini, ülkedeki bu Batıcı zihniyetin ve Amerikan hayranlığının doğrudan bir sonucu olarak okumak gerekir. Batıcı söylemler, milletin başarılarını küçük gösterip zayıflıklarını abartarak düşmanın hesap hatası yapmasına ve ülkeye saldırma cüreti bulmasına yol açmaktadır. Şehit liderimiz ise mücadele hayatının ilk günlerinden itibaren Batıcı zihniyetle mücadeleyi ve toplumsal bilinci yükseltmeyi en temel öncelik kabul etmiştir. Şehit liderin en önemli niteliği, Batı’yı doğru okuması ve Batıcıların düşmanın birer aracı olduğu gerçeğini ifşa etmesidir. Düşmanın kırılganlığını ortaya koyan bu duruşa karşı içimizdeki malum çevreler, “Trump’ın seçilmesini istiyorduk, zira onun baskıları yönetimi politika değişikliğine zorlayabilir” diyebilecek kadar ileri gitmişlerdir. Bugün de aynı çizginin temsilcileri, direnç stratejisinin terk edilmesi ve paradigma değişikliğine gidilmesi gerektiğini savunmaktadır. Düşmanın yönlendirdiği bu söylemler, söz konusu çevrelerin Trump, bölgesel ortaklar ve muhalif gruplarla ne kadar senkronize bir hareket içinde olduğunu göstermektedir.

3- Mevcut psikolojik harp ortamında hem ABD’deki hem de İran’daki yapılar tüm medya ve siyasi güçlerini sahaya sürmüştür. Trump ABD’de, içimizdeki Batıcılar ise İran’da eski siyasi figürleri ve bürokratları öne sürerek rasyonellik, uluslararası ilişkiler ve ekonomik çözüm kılıfı altında kamuoyunu manipüle etmeye çalışmaktadır. 180 günden fazla bir süredir uçak gemileri, savaş uçakları ve füze tehditleriyle hedeflerine ulaşamayan Trump yönetimi, başarısızlığını örtmek için eski istihbarat ve savunma yetkililerini devreye sokmuş; içerideki uzantıları da benzer bir söylem birliği oluşturmuştur.

4- İran halkı sahada tam bir birlik ve direnç sergilerken, Batıcı söylemin öncüleri toplumda “karamsarlık” ve “ayrışma” algısı yaymaya çalışmaktadır. ABD’nin mutabakat maddelerini ihlal edip ülkenin güneyine saldırılar düzenlediği bir vasatta, “onurlu barış” adı altında ihlallere karşılık verilmemesi gerektiğini savunmak, hıyanet niteliğinde bir yaklaşımdır. Medeniyetler çatışması yerine söylem diplomasisini savunan ve füzelerin değil diplomasi çağının geçerli olduğunu iddia eden bu anlayış, düşmanın ambargo, suikast ve saldırılarına zemin hazırlamıştır. Celal Al-i Ahmed’in teşhis ettiği gibi bu yaklaşımın temelinde korku yatmaktadır. Bu çevreler, Şehit liderin ve katledilen sivillerin intikamının alınmasını “ulusal çıkarlara aykırı” gibi sunmaya çalışmakta; direnç stratejisi yerine tavizci bir tutum önermektedir. ABD’nin eşi benzeri görülmemiş yaptırım kampanyalarına ve saldırılarına rağmen bu yumuşak üslubun arkasına sığınmak, düşmanın nükleer seçeneği dahi ima eden sert söylemlerine yol açmaktadır. Halkın gece nöbetleri ve meydanlardaki direnci, füzelerin gölgesinde dahi geri adım atmadığını açıkça kanıtlamıştır.

5- ABD tarafında ise Trump, Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu algısını işleyerek ve petrol akışına dair gerçek dışı rakamlar pompalayarak iç siyasete yatırım yapmakta ve psikolojik harp yürütmektedir. Hazine Bakanlığı yetkilileri, Bush döneminin “ya bizimlesiniz ya da bize karşı” söylemini tekrarlayarak felç edici yaptırımlardan bahsetmektedir. Ancak İran halkı kırk yıldır birincil, ikincil, akıllı ve sert yaptırımların her türüne tanıklık etmiştir. Dolayısıyla bugün uygulanan yeni baskılar halk nezdinde korku değil, Batı’nın hem sert hem de yumuşak güç unsurlarını akılsızca kullanmasından ibaret olan bir “aptal güç” (stupid power) gösterisi olarak algılanmaktadır.

6- Sonuç olarak, Trump’ın bahsettiği ekonomik savaş, askeri ve siyasi tüm yolların tükenmesi üzerine çaresizce dönülen bir geri adımın ve yenilginin itirafıdır. Bu yaklaşım, iç huzursuzluk çıkarmaya yönelik boş bir psikolojik harp hamlesinden ibarettir. İran halkı, şehitlerinin aziz hatırası etrafında kenetlenmiş durumdadır ve bu tür manipülasyonlarla halkın direniş iradesini kırmak mümkün değildir. Tıpkı geçmişteki ABD başkanlarının başarısız olduğu gibi, mevcut yönetimin de bu baskı politikasıyla sonuç alması imkânsızdır. Sahadaki veriler, düşmanın boğazda ve ekonomik psikolojik harpte kaybettiğini göstermektedir. Zirveye giden yolda metanetle yürümeye ve ülkenin savunucularına güvenmeye devam edilmelidir.

Dr. Muhammed Hüseyin Mohtaram/kayhan.ir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın