Pakistan, İran-ABD Anlaşmasını Sonuca Ulaştırabilir mi?

Umman’ın arabuluculuğunda yürütülen ABD-İran müzakerelerinin büyük bir bölgesel çatışmaya dönüşmesinin ardından Pakistan, arabuluculuk rolünü üstlenmiş ve ateşkesin sağlanmasına yardımcı olmuştur. Peki, bu ülke kalıcı bir barış anlaşmasına aracılık etmede başarılı olabilecek mi?

Körfez Arap Ülkeleri Enstitüsü bir makalesinde şunları yazdı:

“27 Şubat’ta, ABD ve İsrail’in İran ile savaşa girmesinden 24 saatten daha kısa bir sürede, Umman’ın ev sahipliği yaptığı ABD-İran görüşmeleri görünüşte iyi bir seyir izliyordu. Umman Dışişleri Bakanı Sayyid Bedr bin Hamad al-Busaidi, önemli ve benzeri görülmemiş ilerlemeler kaydedildiğini duyurmuştu. Öne sürülen anlaşmaların, İran’ın 2015’teki nükleer anlaşmanın ötesinde tavizler içerdiği ve dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın taleplerinin çoğunu alma eşiğinde olduğu söyleniyordu.

Ancak bu yeni tavizler yeterli olmadı. ABD ve İsrail, ertesi sabah erken saatlerde bölgenin en güçlü aktörlerinden birine karşı uzun sürecek bir savaşı başlatan hedefli saldırılara geçti. Umman dâhil hiçbir Körfez ülkesinin muaf kalmadığı bu savaş için çeşitli gerekçeler sunuldu. Şubat ayındaki müzakere süreci başarısızlıkla sonuçlanmış görünüyor. Bazı analistler ABD’yi, bazıları İsrail’i, bazıları ise Umman’ı suçluyor. Bununla birlikte, arabuluculuk her zaman karmaşık ve zaman alıcı bir süreçtir; sabotaj amacı güden aktörler tarafından kolayca yoldan çıkarılabilir ve Umman bu aktörlerden biri değildi.

Umman’ın Arabuluculuğu

ABD ile İran arasındaki gerilim ne zaman yükselse, Umman genellikle gerilimi düşürme çabalarının merkezinde veya kıyısında yer almıştır. Umman; 2011’de İran’da alıkonulan Amerikalı dağcıların serbest bırakılmasında rol oynamış, nükleer anlaşma ve ABD-İran nükleer müzakerelerine büyük katkı sağlamış, 2024’te bölgesel gerilimlerin azaltılması ve 2025’te İran ile İsrail arasında ateşkes sağlanması için çaba göstermiştir. Bu tür diplomatik girişimler Umman medyasında genellikle yer almaz; bu, Umman’ın güven inşasını engelleyebilecek uluslararası ilgiyi asgariye indirme stratejisinin bir parçasıdır.

Bu nedenlerle, Umman Dışişleri Bakanı’nın yılın başındaki arabuluculuk çabalarının başarıları hakkında kamuoyuna açıklama yapması alışılmadık bir durumdu. Bazı analistler, Umman’ın Amerikan halkına, ABD saldırı kararı aldığında aslında barışın mümkün olduğunu göstermek istemiş olabileceğine inanıyor. Busaidi’nin saldırılar öncesindeki açıklamaları ve sonrasında Umman’ın ABD ve İsrail’in eylemlerini alışılmadık sertlikte kınaması, Trump yönetiminin barışçıl bir çözüm arayışındaki samimiyetine yönelik artan şüpheyi göstermektedir.

Sert kamuoyu eleştirileri, Umman’ı Trump yönetiminin savaş stratejisini sorgulamakta temkinli davranan Körfez komşularından hemen ayırdı. Umman savaş boyunca bağımsız yoluna devam etti; Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için toplanan 35 ülkelik toplantıya katılmayı reddetti, bölge genelindeki saldırıları İran’a mal etmekten kaçındı ve Ayetullah Mücteba Hamanei’nin İran’ın yeni lideri seçilmesinin ardından ona resmen tebriklerini sundu.

Trump yönetiminin diplomasiden askeri harekata ani geçişi, diplomasiye büyük yatırım yapan Umman’ı (Busaidi’nin anlaşmayı nihayete erdirmek umuduyla 27 Şubat’ta Washington’a yaptığı ziyaret dahil) hazırlıksız yakaladı. Bu savaş, Umman’ın manşetlerden uzak, sessiz ve tarafsız bir kolaylaştırıcı olan temel kimliğini zorladı ve hatta arabulucu rolü bile şimdilik bir kenara bırakılmış durumda, ancak tarafları diplomatik bir çözüme ulaşmaya teşvik etmeye devam ediyor.

Pakistan’ın Arabulucu Olarak Ortaya Çıkışı

Trump’ın İran’a yönelik “bütün bir medeniyetin yok edileceği” tehdidini içeren kıyametvari mesajlarının ardından, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif 7 Nisan’da ateşkes ilan etti. İslamabad’ın ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazırlandığı sırada, Trump’ın veya yönetiminden birinin Şahbaz Şerif’in X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı ateşkes duyurusunu inceleyip onayladığına dair raporlar yayınlandı. İlk tur müzakereler kalıcı bir çözüm yolunda büyük bir ilerleme olmadan sona erdi ancak Pakistan, hem ABD hem de İran tarafından üstlendiği rol nedeniyle takdir edildi.

Savaştan önce bile Pakistan’ın gerektiğinde arabuluculuk sancağını devralabileceğine dair işaretler vardı. 2025 yılında Trump, Pakistan ve Hindistan arasında başka bir ateşkesin sağlanmasında rol oynamış, bu da Pakistanlıların onu büyük ölçüde övmesine ve Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermesine neden olmuştu. Trump, Pakistan-Hindistan görüşmelerinden sonra Pakistanlı komutan Mareşal Asım Münir’i övmüş ve Münir’in son ABD-İran ateşkes müzakerelerine katılımının yolunu açmıştı; ki bu bir askeri komutan için alışılmadık bir roldür.

Pakistan’ın arabulucu konumuna geçmek için kendine has nedenleri var. Eylül 2025’te Suudi Arabistan ve Pakistan, teorik olarak birine yapılan saldırıyı her ikisine yapılmış sayan bir karşılıklı savunma paktı imzaladılar. Belki de daha önemlisi Pakistan; Türkiye ve Mısır ile birlikte (bölgesel ağır toplar olarak), savaşın neden olduğu ciddi bölgesel istikrarsızlık riskinden derin endişe duyuyordu. Bu perde arkası çok uluslu çaba, İslamabad’ın avantajları -Washington ve Tahran ile iyi ilişkiler, İran’a komşu olması nedeniyle doğrudan güvenlik çıkarları ve Trump ile Münir arasındaki sıcak ilişkiler kendini gösterdikçe yavaş yavaş Pakistan merkezli bir eksene kaydı. Pakistan’ın mali destek için büyük ölçüde bağımlı olduğu Çin ile yakın ilişkileri de, bu ihtilafta arabuluculuk yapma idealini kolaylaştırmış görünüyor.

Çin’in savaşı yönetmedeki rolü sınırlı kalsa da, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Pekin’in Pakistan’ın ihtilafın çözümünde “daha büyük bir rol” oynamasını istediğini söyledi. Pakistan, gelişmekte olan Suudi-Türkiye-Mısır-Pakistan bloğunun bir üyesi olarak, gerçekleşmekte olan geniş kapsamlı bölgesel güvenlik değişikliklerinde yerini sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu grup, bölgesel bir güvenlik platformu oluşturulması hakkında görüşmeler yaptı ve İran savaşını, çatışma öncesinde başlayan güvenlik iş birliğini ilerletmek için bir fırsat olarak görüyor. Bu dört ülke arasından sadece Suudi Arabistan İran’ın saldırılarına hedef olmuştur ancak Türkiye ve Mısır’ın ABD-İran ateşkesinde sessiz ama kilit bir rol oynadığı söyleniyor. Pakistan bu ihtilafta arabuluculuk yaparak hem bu yeni blokta hem de bölgesel bir güç olarak kendini farklı bir yere koyabilir.

Pakistan, Diplomasisini Trump’ın Tarzıyla Yeterince Uyarlıyor

Uzun süredir müttefiklerine karşı oldukça eleştirel ve eski düşmanlarıyla dostane ilişkiler kuran bir Amerikan yönetimi için Pakistan, savaş zamanı arabulucu rolü için ideal bir aday olabilir.

Pakistan’ın Beyaz Saray onaylı açıklamalar yayınlamaya istekli olması ve Asim Munir, Şahbaz Şerif ve diğerlerinin tutumları, Trump’ın bir güvenlik ortağından veya arabulucudan beklediği sembolik jestlere karşı bu ülkenin yüksek toleransını gösteriyor.

Pakistan’ın rolü ayrıca, Trump yönetiminin önceki yönetimlerin temkinli (veya en azından mesafeli) davrandığı ülkelerle ilişkileri geliştirme ve bölgesel diplomasi için merkezi öneme sahip geleneksel müttefikleri kenara itme genel eğilimiyle de örtüşüyor.

Bu eğilim ve Beyaz Saray’ın savaşın başlangıcında Umman’ın kamuoyu önündeki eleştirilerinden neredeyse kesin olarak duyduğu hoşnutsuzluk göz önüne alındığında, birkaç haftalık çatışmadan sonra arabuluculuk için zemin daha elverişli hale geldiğinde Umman’ın kenarda kalması şaşırtıcı değil.

Pakistan’ın, kolayca başlayan ancak görünüşte çözümsüz olan bu savaşı sona erdirecek bir anlaşmada arabulucu olarak başarılı bir rol oynayıp oynayamayacağı henüz netlik kazanmış değil.

Tabnak’tan tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın