YouTube kanalında, Gazeteci Şaban Sevinç’in, Sedat Peker’in “sivillere dağıtılan silahlar” iddiasına dair sorularını cevapladı.
Durumun ciddiyetine dikkat çeken ve kimsenin
ilgilenmemesine, gerekli adımları atmıyor oluşuna şaşırdığını dile getiren Solmaztürk’ün
konuşmasından satırbaşları şöyle:
“Burada biz sadece
küçük bir parçasını görüyoruz şu anda bunun. Kaybolan silahların sayısı, yani
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın envanterinde olup
kayıp olan silahların sayısı, benim bildiğim kadarıyla, yani kamuoyuna
açıklandığı kadarıyla 100 binden fazla. Bu, normal resmî açıklanan rakam.
Bu, çok çok büyük bir rakam. Meselâ bir piyade tugayının
aşağı yukarı 5 bin kişi olduğunu düşünün, burada aşağı yukarı 20 tugaydan söz
ediyoruz, öyle söyleyeyim. Bu, çok çok büyük bir rakam ve bunların büyük bir
kısmı, anlaşıldığına göre otomatik silah. Yani tabanca değil, otomatik silah.
Vahim bir durum. Çok ciddi.
Bu kadar silahı çıkartan, bunların mühimmatını bırakmaz.
Mühimmatın kontrolü ve takibi çok daha zordur; çünkü silahların her birinin
seri numarası vardır ama mühimmat öyle değildir.
Bu durum Seferberlik Tetkik Kurulu’nun faaliyetinden farklı.
Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde bir teşkilatlanmaya
gidiliyor. Bu teşkilatlanmanın maksadı her neyse, bu teşkilat mensuplarına
hükümetin bilgisi ve onayı dahilinde silahlar transfer ediliyor ve 15 Temmuz’un
bunun için bir bir vesile, bir bahane, bir fırsat olarak kullanılıyor.
Bunun gerçekte ne olduğunu açıklaması gereken, bu ülkeyi
yöneten kişiler. Başta Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanı olmak üzere, Millî
Savunma Bakanı, Jandarma Genel Komutanı, Emniyet Genel Müdürü… Bunların
açıklaması lâzım. Bu, çok vahim bir durum.
Bunlar, durup
dururken dağıtılmaz. Mutlaka bir plan var. Nasıl ki bir ordu teşkilatlanması,
bir eğitimi, onun kadrosuna gireceği silahlar, teçhizatlar vesaire görevlere
göre belirlenirse, bu iddia edilen silahların dağıtıldığı teşkilat her ne ise,
mutlaka birtakım görevler için öngörüldü. ‘Bu görev ne olabilir?’ diye
düşündüğünüz zaman, ülkenin sınırları içinde bir düşman görülmediğine göre,
eğer bir düşman görülüyorsa bunu yapacak kişilerin kimler olduğu belli.
Ordu var, Jandarma var, Polis var, Millî İstihbarat
Teşkilatı var. Onların kontrolünde devletin resmî kurumlarının teşkilatları
var. Yani devletin silahlı gücü var. Güvenlik güçleri var. Şimdi bunların
dışında çok açıkça bir örgüt söz konusu. Devletin resmî üniformalı, kanunen
yetkili görevlileri dışında silahlanmış kişiler, gruplar, teşkilatlar varsa, ki
orada olduğu anlaşılıyor, bunların ne maksatla teşkilatlandırıldıkları tabi
endişe verici.
Bu, darbe yapmak için teşkilatlanmaktır. Öyle palavradan
değil fiilen. Yani darbeye hazırlık eylemleridir bunlar. Çok vahim, çok ciddi
bir durumdur.
Bakınız, değil 100 bin silah, ben de yıllarca zimmet aldım.
Yani bu tür silahların sayımını yaptım, altına imza attım, kişisel sorumluluk
aldım. Bizim, değil böyle 100 bin silah, tek bir tabancamızın kaybolması, bizim
için bir onur meselesiydi, onur onur!
Şimdi 100 bin silah kayıp, kimse kılını kıpırdatmıyor,
istifini bile bozmadan orada sağdan soldan millete vatan millet nutukları
atıyor, utanmadan, çekinmeden, sıkılmadan. Bir de yetmiyor, bazıları, onlar
kendilerini bilir, bize kalkıp da ‘Üniformanın şerefi şöyledir, üniformanın
anlamı şudur” diye bize akıl vermeye kalkıyor.”
Solmaztürk, kayıp 100 bin silahtan sadece bir tanesinin
bulunabildiğini belirterek, “O da onunla suç işlendiği için.” dedi.
