Yemen direnişinin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği başarılı saldırılar, hava savunma sistemleri hakkındaki soru işaretlerini artırdı.
Eski ABD Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığının yanı sıra güvenlik stratejisi ve teknolojisi alanlarında önde gelen bir uzman olan Stephen Bryen, kişisel Substack hesabından yayınladığı analizde, mevcut teknolojiye dayanan en iyi hava savunma sistemlerinin bile kilit varlıkları hasar veya yıkımdan korumadığının giderek daha açık hale geldiğine dikkat çekiyor.
Yemen saldırısında kamikaze dronların, seyir füzelerinin ve balistik füzelerin bir arada kullanıldığına dikkat çeken uzman, fırlatış sıralamasının dronlar-seyir füzeleri-balistik füzeler şeklinde olduğunu belirtiyor.
Saldırı yaklaşık 45 dakika sürdü. En ağır hasar, başlangıçta Kudüs seyir füzeleriyle (her biri 150 kg yük kapasiteli) vurulan 401 ila 403 numaralı kapılarda görüldü.
Bryen’e göre durumu daha da karmaşık hale getiren bir diğer unsur ise, Patriot füzelerinin parçalarının terminallere düşmesi sonucu yangın çıkması ve şarapnel oluşmasıydı.
Hava saldırısı sirenlerinin çalınmadığına ve saldırıya ilişkin herhangi bir erken uyarı yapılmadığına dikkat çeken yazar, havalimanında sivil savunma sistemi, sığınaklar ve duyurulmuş tahliye prosedürleri bulunmadığına işaret etti.
Ensarullah’ın, “Yemen’deki hükümet güçlerine verdiği destek nedeniyle Suudi Arabistan’ı cezalandırmak amacıyla kitlesel can kaybına yol açmayı amaçladığının” açık olduğunu savunan yazar, “Husi milislerinin niyetleri konusunda kamuoyuna defalarca uyarıda bulunduğunu”, tek hedefleri olmasa da Riyad’daki havalimanını kapatmayı amaçladıklarını açıkça ortaya koyduklarını söyledi.
Bryen şöyle devam etti:
“Modern radarlar ve havadan uyarı sistemlerine rağmen, insansız hava araçları, seyir füzeleri ve balistik füzelerin fırlatılması tespit edilemedi. Suudi Arabistan’ın elinde beş adet E-3A AWACS uçağı, modern AESA radarlarına sahip 2 adet SAAB 2000 Erieye AWACS uçağı (E-3A radarı daha eski bir darbe doppler sistemidir) ve bir dizi diğer özel taktik keşif platformu (RE-3A, RE-3B) bulunmaktadır. Bu sistemler ve kıyı radar tesisleri, Patriot, THAAD ve kısa menzilli balistik füzeler (SRBM’ler), seyir füzeleri, uçaklar ve insansız hava araçlarına (İHA’lar) karşı alt kademe hava savunması için kullanılan en fazla 10 bataryaya sahip Kore yapımı KM-SAM Block-II (Cheongung-II) gibi hava savunma sistemlerine bağlanan merkezi bir savunma ağına entegre edilmiştir.”
Başka ülkelerin, özellikle ABD ve İsrail’in, Yemenlilerin füze fırlatmalarını tespit ettiklerine ya da tespit etseler bile Suudi Arabistan’ı uyardıklarına dair herhangi bir rapor bulunmadığına dikkat çeken ABD’li uzman, insansız hava araçları ve seyir füzelerinin fırlatılmasının “kolayca gizlenebilir” olduğunu hatırlattı ve bu tür operasyonları tespit etmek için iyi istihbarat (genellikle insan kaynaklı istihbarat) gerektiğini yazdı.
“Suudi Arabistan’ın, ABD’yi dışlayarak ve Washington’un İbrahim Anlaşmaları’nı Krallık’a genişletme çabasını boşa çıkararak Pakistan ve Türkiye ile “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” … adlı bir girişim kurması, ABD’nin Krallık’a Husiler ve Yemen meselesinde yardım etme konusundaki ilgisini azaltmada rol oynamış olabilir,” iddiasında bulunan Bryen, Washington’un şimdi müdahale edip etmeyeceğinin belirsizliğini koruduğunu savundu.
Ensarullah saldırısının, “İran’dan gelen ve belki de Rusya ile Çin’in desteğiyle geliştirilmiş” yeni veya iyileştirilmiş teknolojinin kullanıldığı yoğun bir saldırı olduğunu vurgulayan yazar şunları söyledi:
“Husilerin kullandığı intihar insansız hava aracı Samad-3’tü. Samad-3, arkaya monte edilmiş itici pervaneyi tahrik eden 2 zamanlı çift silindirli pistonlu motorla (genellikle 3W110i B2 veya DLE 170 sınıfı model olarak tanımlanır) çalışan, menzili uzatılmış bir kamikaze insansız hava aracıdır. Uzun menzilli operasyonlar sırasında (1.500 ila 2.600 km’yi aşan uzun uçuşlar gibi), yakıt tasarrufu sağlamak için genellikle 148 ila 185 km/h (80 ila 100 knot veya yaklaşık 92 ila 115 mph) gibi daha düşük bir ortalama seyir hızında uçar. Batı’daki uzmanlar, en son modellerin parazite daha dayanıklı uydu bağlantıları ile geliştirilmiş olmasına rağmen, Samad-3’ün çok isabetli olduğunu düşünmemektedir. Kral Halid Havalimanı’na düzenlenen art arda saldırılarda 30 ila 40 adet Samad kullanılmıştır.”
Kudüs seyir füzesinin daha ölümcül olduğunu, daha büyük bir savaş başlığı taşıdığını, gelişmiş elektronik sistemlere sahip bulunduğunu ve ticari Çek PBS TJ100 turbojet motorunun bir kopyasıyla çalıştığını hatırlattı ve bu kopyanın İran’da üretildiğine dikkat çekti.
Kudüs-2’nin uydu destekli navigasyon (GPS/GNSS) ve atalet navigasyon sistemlerini (INS) kullandığının altını çizen Bryen, “Alçaktan uçan bir seyir füzesi olarak, standart radar kapsama alanını ve hava savunma sistemlerini atlatmak için araziye kamufle olabilir. Kudüs seyir füzelerinin 3 ve 4 numaralı terminalleri başarıyla vurması, etkili bir güdüm ve sinyal bozma önleyici elektronik sistemlere sahip olduğunu göstermektedir,” dedi.
Suudi yetkililer, Burkan balistik füzelerinin bir kısmını Patriot sistemleri ile düşürdüklerini öne sürmüştü. Bryen’e göre Burkan füzeleri havalimanına esas zarar veren unsurlar değildi.
Yazar, Burkan balistik füzeleri hakkında şunları yazdı:
“Burkan, modernize edilmiş bir balistik füzedir. Fırlatılmasının ardından itme aşaması tamamlandığında, füzenin savaş başlığı gövdeden ayrılır. Yüksek hızda hareket eden savaş başlığının tek başına radar tarafından tespit edilmesi zordur. Burkan-2H ve Burkan-3, İran’ın Qiam-1 ve Shahab-3 tasarımlarından miras alınan, ayrılabilir, üç konik (‘bebek biberonu’ şekilli) bir savaş başlığına sahiptir. Ayrılan savaş başlığında, MIM-104 Patriot gibi önleme füzelerine karşı kaçınma manevraları veya son aşama yönlendirme değişiklikleri gerçekleştirmek için aktif kontrol yüzeyleri (ızgara kanatçıkları veya iticiler gibi) bulunmamaktadır. Buna rağmen, füze gövdesi savaş başlığıyla aynı yörünge boyunca ilerler ve bu da Patriot gibi sistemler için ayırt etme ve hedefleme sorunları yaratır.”
Yazar, Ensarullah saldırısının Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na verdiği hasarın, 2020 yılında İran’ın Irak’taki el-Esad hava üssünü vuran “Şehit Süleymani” operasyonu ile başlayan ve bir dizi ABD ve İsrail üssüne yönelik İran saldırılarıyla aşağı yukarı eşdeğer olmasının “dikkat çeki” olduğunu düşünüyor.
Bryen’e göre tüm bunlardan ortaya çıkan sonuç, “ciddi istihbarat eksiklikleri, radarlar da dahil olmak üzere sensörlerin yetersiz entegrasyonu.”
Bu sensörlerin bir kısmının İran tarafından hedef alınıp imha edildiğini hatırlayan yazar, bu hedefleri şöyle listeliyor: Mart 2026’da Muvaffak Salti’de bulunan yarım milyar dolarlık THAAD radarı (AN-TPY-2) ve Katar’ın kuzeyinde El Hor yakınlarında bulunan ve ABD ile Katar’ın balistik füze izleme çalışmalarını destekleyen AN/FPS-132 Blok 5 yükseltilmiş Erken Uyarı Radarı (UEWR), BAE’deki diğer erken uyarı radarları ve önemli hasarı önleyecek kadar iyi işleyen hava savunma sistemleri.
Yazar, hava savunma sistemlerinin ve Amerikan üs planlarının tamamen yeniden kurgulanması gerektiğini savunarak yazısını bitirdi:
“ABD, Patriot gibi eski sistemleri iyileştirmeye odaklanmış ve NASAMS gibi bazı ara sistemler devreye sokmuştur ama bunun dışında yeni hava savunma çözümleri bulmaya önem vermemiştir. THAAD ve Donanma’nın SM-3’ü gibi sistemler de rol oynayabilir fakat bunların kullanışlılığı sınırlı kalmıştır. Riyad saldırısında THAAD kullanılmamıştır.
Husi milisleri ve İranlılar, ABD ve müttefiklerinin hava savunma ağlarını aşabilirlerse, sistemin tamamının ciddi şekilde iyileştirilmesi gerekecektir. Orta Doğu’daki üslerden çekilmek gerçek bir çözüm değil, sadece kısa vadeli bir geçici önlemdir. Birleşik Krallık’tan çıkarılmak bile, üs savunmalarının yeniden düşünülmesinin acil bir ihtiyaç olduğu konusunda bir uyarı olmalı.”
harici
