Donald Trump ve Pete Hegseth’in (ABD Savunma Bakanı) açık beyanları, bir güç gösterisinden ziyade Washington’ın yapısal çöküşünden kaçınmak amacıyla güvenlik ve ekonomi doktrininde gittiği eksen kaymasının net bir itirafıdır. Trump alenen Venezüella’dan yüz milyarlarca dolar gelir elde ettiklerini söyleyip Grönland’da kaynak arayışlarının başlayacağını müjdelerken ve eş zamanlı olarak Hegseth, ABD’nin “sıradan bir orta ölçekli güce” dönüşmesini kabul etmeyeceklerini vurgularken stratejik mesaj son derece açıktır: ABD, ekonomik bekası ve küresel hegemonyasını sürdürebilmek için doğrudan “kaynak yağmalama” ve uluslararası varlıklara “zorbalıkla el koyma” stratejisini benimsemiştir.
Bu denklemde analiziniz son derece isabetli ve sahadaki gerçeklerle birebir örtüşmektedir: Bu stratejiyi boşa çıkarmanın tek yolu, “tehdidin inandırıcılığını” (Credible Threat) tesis ederek karşı tarafın kar-zarar hesaplarını altüst etmek ve ekonomik riski eşi görülmemiş bir seviyeye çıkarmaktır.
Bu caydırıcılığın sağlanması adına İran İslam Cumhuriyeti’nin tutum ve eylemlerinde şu temel eksenler analiz edilebilir:
- Geleneksel Askeri Hedeflerden “2 Trilyon Dolarlık Kritik Altyapılara” Geçiş
Tümgeneral Muhsin Rızai’nin, ABD’nin Batı Asya bölgesindeki teknoloji altyapılarını, veri merkezlerini (data center), fiber optik hatlarını ve yapay zeka merkezlerini hedef alma yönündeki uyarısı; tam olarak ABD’nin 21. yüzyıl ekonomisinin şah damarına basmaktadır.
- Varlıkların Niteliğinin Değişmesi: ABD’nin bölgedeki varlıklarının değeri artık sadece savaş gemileri ve askeri üslerle sınırlı değildir; aksine değeri 2 trilyon doları aşan veri akış hatları, bulut işlem merkezleri ve yapay zeka altyapıları, Washington’ın ve Basra Körfezi’ndeki ticari müttefiklerinin ekonomik açıdan hayati şiryanlarıdır.
- Yatırımların Güvensizleştirilmesi: Eğer ABD istihbarat servisleri (CIA ve DIA), yapılacak herhangi bir ahmakça hamlede bu yüz milyarlarca dolarlık altyapıların bir gecede yerle bir edileceği değerlendirmesine ulaşırsa; İran petrolüne göz dikmenin veya bölgesel kaynaklara el koymanın getireceği kar sıfırlanacak, hatta ağır bir zarara dönüşecektir.
- “İran Petrolüne Bedelsiz El Koyma” İllüzyonunun Tamamen Yıkılması
Trump, Venezüella’daki kaynak yağmalama modelinin veya bölge ülkelerine uyguladığı baskının İran’a da uyarlanabileceği zannındadır.
- Petrole Karşı Petrol Denklemi: Silahlı kuvvetlerin ilan ettiği tutum ve “Ablukaya Karşı Abluka” stratejisinin pekişmesi doğrultusunda; ABD’nin bölgedeki tüm müttefiklerinin petrol ihracatı, enerji üretimi ve sevk hatları güvensiz hale getirilmedikçe İran’ın tek bir varil petrolünün dahi gasp edilemeyeceği gerçeği Pentagon’un hesaplarında kesinleşmelidir.
- “İnandırıcı Çöküş” Doktrini ile “Aşılmaz Caydırıcılık” Karşılaşması
Hegseth’in “ABD’nin orta ölçekli bir güce dönüşmesine izin vermeyeceğiz” vurgusu, ABD yönetimindeki varoluşsal bir korkuyu (Existential Dread) gözler önüne sermektedir. Çöküşünün farkında olan bir güç, daha saldırgan ve öngörülemez hale gelir. Böyle bir aktör karşısında tek taraflı barışçıl diplomasi ve tavsiyeler işe yaramaz; anladığı tek dil, “çaresiz bırakan maliyet” dilidir.
Sonuç
“Tehdide inanmak”, kağıt üzerindeki bir uyarıyı ABD istihbarat kurumları ve karar vericileri için hesaplanabilir bir hakikate dönüştürmektir. Eğer Washington kendi değerlendirmelerinde, İran’a zarar vermenin ABD ve müttefiklerinin bölgedeki 2 trilyon dolardan fazla tutan hayati yatırımlarının, yapay zeka ve veri merkezlerinin ile enerji hatlarının yok olmasıyla eşdeğer olduğuna ikna olursa; Trump’ın savaş kışkırtıcısı denklemleri henüz filizlenmeden boğulacaktır. Gerçek caydırıcılık, düşmanın tecavüz maliyetinin yağmadan elde edeceği olası kardan katbekat fazla olacağını bildiği anda şekillenir.
Fuad İzedi
Not: bu analiz farsnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
