piyasalarda yaşanan dalgalı seyir arttı. Önce düşüş yaşayan dolar kuru şu
sıralarda 8 lira 68 kuruş seviyesinde izliyor. Dolar kurunda durmaksızın
yaşanan artışları değerlendiren ekonomist Mahfi Eğilmez kişisel internet sayfasında
bir analiz yayımladı.
Mahfi Eğilmez’in analiz yazısı şöyle:
ABD Dolarının yabancı para birimleri karşısında değerini
ölçmekte iki önemli ölçü kullanılıyor. İlk ölçü; 1973 yılında Doların altın
karşılığının kaldırılması sonrasında ABD’nin altı önemli ticaret ortağının para
birimlerine (Euro, Japon Yeni, İngiliz Sterlini, Kanada Doları, İsveç Kronu ve
İsviçre Frangı) karşı oluşturulmuş bulunan Dolar Endeksidir (DXY.) Dolar
Endeksi’nin nötr değeri 100’dür. Eğer endeks mesela 105 ise bu, Doların söz
konusu altı para birimine göre kurulduğu tarihten bu yana yüzde 5 değer
kazandığını, endeks 95 ise yüzde 5 değer kaybettiğini gösterir. DXY bugün
itibarıyla 92’nin hemen altında bulunuyor. DXY Endeksi; Fed toplantısı
öncesinde 90,5 idi. Buna göre son üç günde Dolar bu endekse karşı önemli oranda
değer kazanmış bulunuyor. İkinci ölçü; Doların, kendisinden sonra en yaygın
kullanıma sahip rezerv para konumunda olan Euro ile karşılaştırılmasıdır.
Euro/Dolar paritesi Fed toplantısı öncesinde 1,21 idi, bugün 1,19 dolayında
bulunuyor. Buna göre Dolar, Euro’ya karşı son üç günde ciddi değer kazanmış
görünüyor.
Dolar, yalnızca Dolar Endeksi ve Euro/Dolar paritesine göre
değil son birkaç gündür TL’nin de aralarında yer aldığı bütün paralara karşı
değer kazanmış durumda bulunuyor. Dolar / TL kuru Fed toplantısı öncesinde 8,55
iken bugün 8,67 dolayında bulunuyor. Demek ki Dolar, diğer paralara karşı
olduğu gibi TL’ye karşı da son üç günde önemli oranda değer kazanmış.
Bu genel açıklamayı ve tespitleri yaptıktan sonra Doların,
özellikle son üç gün içinde niçin diğer para birimlerine karşı değer
kazandığını analiz etmeye geçebiliriz. İlk bakışta bu değer kazanma meselesinde
bir çelişki var gibi görünüyor. Çünkü ABD’de enflasyon son üç ayda ciddi bir
artış eğilimi içine girmiş durumda. Mayıs ayında açıklanan 12 aylık enflasyon
oranı yüzde 5 ile Fed’in ekonomiyi dengelemeyi öngördüğü yüzde 2’lik oranın 2,5
katına yükselmiş bulunuyor. Normal koşullarda bir paranın enflasyonla iç değer
kaybı yaşaması halinde dış değer kaybına da uğraması ve yabancı para
birimlerine karşı değer kaybetmesi beklenir. Oysa burada tam tersi oluyor ve
Dolar, yükselen enflasyon eğilimiyle içeride değer kaybederken yabancı paralara
karşı değer kazanıyor. Bu durumun birkaç nedeni var. İlk olarak ABD ekonomisi
Covid-19 Salgınıyla büyümede kaybettiği ivmeyi yeniden yakalamış görünüyor.
Ekonomi, 2020 yılının ilk çeyreğinden sonra girdiği resesyondan çıkarak 2021
yılının ilk çeyreğinde büyüme trendine geri dönüş sinyali veriyor. Bu trendin
ikinci çeyrekte de devam edeceği tahmin ediliyor. İkinci olarak ekonomideki bu
büyümeye geri dönüş trendine paralel olarak işsizlik oranında düşüş söz konusu.
Salgının etkisiyle 2020 yılı Nisan ayında yüzde 15’e kadar yükselmiş olan
işsizlik oranı bir yıl sonra Mayıs 2021’de yüzde 5,8’e kadar gerilemiş durumda.
Bu iki önemli gösterge ekonomide canlanma olduğunu ortaya koyuyor. Üçüncü
olarak Fed, her ne kadar enflasyondaki yükselişin geçici bir yükseliş
olabileceği kanısında olduğunu açıklasa da son toplantı sonrasında iki önemli
sinyal verdi: (1) Toplantı öncesine kadar faiz artırımı için en erken tarih
olarak 2024 yılını öngörürken bunu 2023 yılına çekti. (2) Faiz artırımı
başlamadan önce, varlık alımı yoluyla yaptığı piyasa fonlamasını azaltmaya
başlayacağını (tapering) açıkladı. Başka nedenler de var kuşkusuz ama bu
sayılan nedenlerin içeride hızlanan enflasyona karşılık Doların dış değer
kaybına değil kazanımına yol açtığı anlaşılıyor
Bu gelişmeden Türkiye ekonomisi için birkaç sonuç çıkar: (1)
Fed’in varlık alımını azaltacağını açıklaması ve faiz artırım beklentisini öne
çekmesi ABD’de faizlerin ileride yükseleceği anlamına gelir. Bu durumda bizim
gibi dış kaynak ihtiyacı nedeniyle yüksek riske karşılık yüksek faiz öneren
ülkelere gelmiş olan dövizler yavaş yavaş çıkmaya başlar. Ki bu da TL’nin değer
kaybına uğramasına yol açar. (2) Dünya piyasalarında sıkılaştırma eğilimi
yayılmaya başlarsa likidite bolluğu azalacağı için bizim gibi tasarruf
yetersizliği nedeniyle dış kaynağa bağımlı ülkelerin dış kaynak sağlama
maliyetleri yükselir.
Çinli bilgeler: “İştahını kısan borca girmez” diyor
