Türkiye’de Medyayı Kim Kontrol Ediyor?

rasthaber
Rasthaber –  Medya sahipliği izleme raporuna göre, Türkiye’deki
basın-yayın organlarının çoğu medya haricinde faaliyet gösteren ticari
şirketler bünyesinde bulunuyor ve bu kuruluşlar belli şirketlerin elinde
yoğunlaşıyor. Türkiye’de son 10 yılda yaşanan el değiştirmeler, dijital
medyanın yükselişi, yeni kurulan online haber platformları medya sektöründeki
dengeleri ve görünümü değiştirdi.

Peki Türkiye’de medyayı kim kontrol ediyor? Medya aktörleri
kimler? Türkiye’deki dijital medyanın son durumu nedir?

Euronews’ten Zehra Yildiz, Türkiye’de medyanın durumuna
ilişkin bir araştırma kaleme aldı.

Araştırmaya göre, televizyon hala ana haber kaynağı olmaya
devam ederken, son yıllarda yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmeler internet
haberciliğine ilgiyi artırdı. Öte yandan Mart 2018’de TBMM’den geçen, yurt
içinde ve yurt dışında Türkçe yayın yapan medya platformlarını RTÜK denetimine
bağlayan yasa da ‘medyadaki sansür mekanizmasının güçlendiği’ yorumlarını
beraberinde getirdi. Bu bağlamda, Türkiye’de basın özgürlüğüne katkı sunmak
amacıyla yola çıkan +90 Youtube kanalı, Independent Turkish gibi uluslararası
medya kuruluşlarının Türkçe servisleri yayın hayatlarına başladı.

Bianet ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün birlikte
hazırladığı Medya Sahipliği İzleme Projesi (MOM) tarafından yayınlanan
araştırmaya göre, Mayıs 2019 itibarıyla, Türkiye’de medya sektöründe toplam 2
bin 474 gazete, 3650 dergi, 899 radyo istasyonu ve 108 televizyon kanalı yayın
yapıyor. Ülkenin en büyük 40 medya kuruluşu, medya haricinde sanayi ve ticaret
alanlarında faaliyet gösteren şirketler tarafından kontrol ediliyor.

CNN Türk, Kanal D, Milliyet, Hürriyet gibi kanal ve
gazetelerin içinde bulunduğu en büyük medya kuruluşları Doğuş, Demirören,
Ciner, Albayrak gibi şirketlere ait. Öte yandan Turkuvaz Medya bünyesinde
Sabah, Daily Sabah, Takvim, A TV gibi gazete ve kanallar bulunuyor.

Doğan Medya Grubunun alımıyla büyüyen Demirören Grubu,
Doğuş, Ciner, Albayrak, Kalyon, İhlas grupları ve Ethem Sancak’a ait şirketler;
inşaat, enerji, maden, turizm, telekomünikasyon, bankacılık ve finans alanında
da faaliyet gösteriyor.

Bu şirketlerin, medya dışı işlerinde kamu ihalelerine de
girmesi ve devletle ticari ilişkileri olması, kontrol ettikleri medya
organlarının bağımsızlığı ve özgürlüğü noktasında eleştirilere neden oluyor.

Türkiye’de, Mayıs 2019 itibarıyla, televizyon izlenme oranı
yüzde 77. İzlenen kanalların 165’i yerel, 19’u ulusal ve 13’ü devlet
kontrolündeki kanal ve yayıncı kuruluşlar. MOM raporuna göre Türkiye’deki
televizyon seyircisinin yüzde 45’i hükümete yakın sermaye sahiplerinin
televizyon kanallarını seyrederken, bu oran yazılı basın okurlarında yüzde 52
ve online haber sitelerinin takipçileri arasında yüzde 73’e yükseliyor.

Türkiye’de medyanın yüzde 10’unu oluşturan Doğan Medya’nın
Demirören’e satışı medyadaki dengeleri değiştirdi.

Bünyesinde Milliyet ve Vatan gibi gazeteleri de bulunduran
Demirören Grubunun Türkiye’deki medya payı yapılan bu satışın ardından yüzde
16’ya yükseldi ve ülkenin en büyük medya kuruluşu haline geldi.

Demirören grubu bünyesinde bulunan kanal ve gazeteler şöyle;
CNN Türk, Kanal D, Hürriyet, Milliyet, Posta, Vatan ve Fanatik.

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT), Türkiye’nin kamu
yayıncılığını yapmakla görevlendirilen, 1972 anayasa değişiklikleriyle
“tarafsız” olarak tanımlanmış ve 55 yıldır devlet adına yayın yapan
tek yayın kuruluşu. TRT bünyesinde 13 televizyon kanalı, 13 radyo istasyonu,
iki online haber sitesi ve üç dergi yayın yapıyor.

TRT’nin, özel televizyonların medya sektörüne katılmasıyla,
1990 yılına kadar devam eden televizyon yayınları üzerindeki tekeli ortadan
kalktı. TRT, özerkliği ve tarafsızlığı Anayasa ile hükme bağlanmış bir şekilde
kamu hizmeti yayıncısı olarak yayınlarına devam ediyor.

TRT’nin tarafsızlığı konusu özellikle seçim dönemlerinde
yeniden gündeme gelmekte. RTÜK üyesi İsmet Demirdöğen’in siyasi haber raporuna
göre 31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesi TRT, 16-20 Mart arası AKP ve MHP’ye
toplam 27 saat 3 dakika lehte, CHP ve İYİ Parti’ye ise toplam 3 saat 29 dakika
lehte, 1 saat 21 dakika aleyhte yer verdi. Bu süre içinde HDP’ye sıfır saniye
lehte, 15 saat, 53 dakika ise aleyhte yer verildi.

Öte yandan 24 Haziran 2018 erken seçimlerle ilgili siyasi
parti ve adayların propagandaları için ayrılan sürelerin eşitsizliği ve
ayrımcılık konusu medyada tartışıldı. RTÜK üyelerinden İlhan Taşçı ve İsmet
Demirdöğen, TRT’nin tarafsız kamu yayıncısı ilkesini ihlal ettiğini ve konuyla
ilgili yargı yoluna başvuracaklarını bildirdi. Benzer tepki, cumhurbaşkanı
adayları Muharrem İnce, Selahattin Demirtaş, Meral Akşener ve Temel
Karamollaoğlu tarafından da geldi ve TRT ‘taraflı’ olduğu yönünde eleştirildi.

Türkiye’de DW, BBC, France 24 ve VOA’nın ortaklığında
kurulan +90 Youtube kanalı ve Independent Turkish gibi uluslararası medya
kuruluşlarının Türkçe servisleri 2019 itibarıyla dijital yayınlarına başladı.

MOM dijital medya araştırmalarına göre, Mayıs 2019
itibarıyla, Türkiye halkının yüzde 67’si bilgisayar, yüzde 72’si mobil telefon
aracılığıyla haberleri takip ediyor. Ülkenin nüfusuna oranla yüzde 63’lük aktif
sosyal medya kullanıcısı var.

We are Social tarafından 2019’da yapılan “İnternet ve
Sosyal Medya Kullanıcı İstatistikleri” isimli araştırmaya göre, Türkiye’de
kullanıcıların yüzde 84’ü her gün internete giriyor ve herhangi bir cihaz
üzerinden ortalama 7 saat bağlanıyor. Toplumun yüzde 12’si haftada en az bir
kez çevrimiçi oluyor.

Washington merkezli bağımsız sivil toplum örgütü Freedom
House (Özgürlük Evi), 2016’da ilan edilen OHAL ile medya üzerindeki kontrolün
arttığını belirterek ilk kez Türkiye medyasını ‘bağımsız olmayan’ (not free)
kategorisinde açıkladı. Reuters Enstitüsü’nün 2018 Dijital Haberler Raporu’na
göre; Türkiye’de Periscope ve YouTube aracılığıyla haber izleme oranları geçmiş
yıllara göre hızlı şekilde arttı. Türkiye’de haber alma platformu olarak
YouTube’un kullanımı 9 kat, Twitter’ın kullanımı ise 10 kat yükseldi.

Reuters Enstitüsü’nün raporuna göre, halk arasında Sabah, A
Haber ve TRT gibi yayıncılara güvenin azaldığı, daha eleştirel konumda bulunan
FOX, Cumhuriyet ve Sözcü gibi yayın platformlarına güven arttı. Türkiye’de
dijital platformların haber kaynağı olarak kullanımının arttığı belirtilen
raporda, sosyal medya platformu Facebook’un da bu anlamda yüksek oranda tercih
edildiği yer alıyor.

Dijital Haberler Raporunda ayrıca, Türkiye’de WhatsApp
uygulamasının yüzde 30 oranında arttığı ve bu uygulamanın haber alma amaçlı
kullanıldığı yer alıyor. Raporda, baskıcı ülkelerde WhatsApp gibi mesajlaşma
uygulamaların kullanımının gittikçe yaygınlaştığı yer alırken, listenin
başlarında yer alan ülkelerden biri de Türkiye.

Adnan Oktar’ın A9 kanalının kapatılması için RTÜK’ü göreve
davet eden Diyanet İşleri Bakanlığı ile başlayan süreç, TBMM’de 2 Şubat 2018
tarihli bir torba yasa kapsamında dijital yayın platformlarını ilgilendiren bir
tasarı ile sonuçlandı. Bunun hemen ardındansa, internet üzerinde yapılan
yayınları RTÜK denetimine bağlayan söz konusu torba yasa meclisten geçti.

Bu yasa, Netflix, Euronews Türkçe, BBC Türkçe, BluTV,
Youtube, Medyascope, Webiztv gibi Türkçe yayın yapan tüm basın ve yayın kurumlarını
ilgilendiriyor. Konuyla ilgili siber haklar alanında uzman hukukçu ve
akademisyen Yaman Akdeniz, RTÜK torba yasasını, Haziran 2018’de Euronews’e
değerlendirdi.

“RTÜK kimler için lisans alma zorunluluğu getirecek
belli değil, veya lisans almak istese dahi lisans vermeyeceği kuruluşlar
olabilir.”

“Yasa maddesi İnternet üzerinden radyo, televizyon ve isteğe
bağlı yayın hizmetlerini, bir başka deyişle görsel ve işitsel olan yayınları
kapsıyor. Kapsamakla birlikte bu tip yayınlarla ilgili olarak RTÜK yetkilendirilmiş.
Aslında bu yetkilendirme ve yeni kanun maddesinden önce de görsel ve işitsel
içerikler 5651 sayılı Kanun kapsamında denetleniyordu ve çok sayıda içeriğe de
Türkiye’den erişim engelli. RTÜK yetkilendirmesi ile lisans zorunluluğu da
getirildiği için tüm radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetleri kağıt
üstünde bu Kanun maddesi kapsamında gözüküyor. Fakat, RTÜK kimler için lisans
alma zorunluluğu getirecek belli değil, veya lisans almak istese dahi lisans
vermeyeceği kuruluşlar olabilir.”

“Lisans talepleri reddedilenler RTÜK’ün ret kararı ile
ilgili olarak idari yargı yoluna gidebilir. Bu süreçte bu haber kaynakları
yıllarca Türkiye’den erişime engelli kalabilir.”

Bunun yanı sıra uzman Akdeniz, lisans talepleri reddedilen
veya hiç lisans başvurusunda bulunmayan internet sitelerinin durumuna ilişkinse
şu açıklamayı yaptı; “Lisans talepleri reddedilenler veya hiç lisans
başvurusunda bulunmayan ve bu tip yayın yapanların sitelerine RTÜK’ün talebi
ile sulh ceza hakimlikleri tarafından erişim engellenecek. Erişim engelleme
kararlarına yine kapı komşusu sulh ceza hakimliklerine itiraz edilecek.
Reddedilen itirazlarla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılacak.
Ayrıca, lisans talepleri reddedilenler RTÜK’ün ret kararı ile ilgili olarak idari
yargı yoluna gidebilir. Bu süreçte bu haber kaynakları yıllarca Türkiye’den
erişime engelli kalabilir.”

“150 bine yakın URL’nin binlerce sulh ceza hakimliği kararı
ile erişime engellendiği bir dönem”

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Basın
Özgürlüğü Temsilcisi Harlem Désir, 27 Şubat 2018’de, hukukçu Yaman Akdeniz’in
hazırladığı raporu referans göstererek o dönemde henüz tasarı aşamasında olan
torba yasanın dijital medya organlarını tehdit ettiğini ve Türkiye’nin de taraf
olduğu uluslararası antlaşmalara uygun olmadığını bildirdi.

Yaman Akdeniz, AGİT için hazırladığı raporda internet
yayınlarını RTÜK’ün denetimine bağlayan yasayı ayrıntılarıyla incelemiş ve
bunun Türkiye’deki basın özgürlüğünün önünde çok ciddi bir sorun yaratacağını
açıklamıştı.

Akdeniz, yasanın meclis onayından geçmesinin ardındansa şu
ifadeleri ekledi: “Türkiye’de İnternet zaten çok ciddi baskı altında, Wikipedia
dahil 175 binden fazla alan adı, 150 bine yakın da URL’nin binlerce sulh ceza
hakimliği kararı ile erişime engellendiği bir dönemde bu yeni madde ve RTÜK
yetkilendirmesi karşımıza çıktı. Dolayısıyla, bu yeni düzenleme ile sadece
sansür ve baskının artması söz konusu olacak. Bu girişimi başka türlü
yorumlamak mümkün değil. ”

“Susturma politikaları OHAL döneminde geniş kitleleri
etkilemeye ve domino etkisi yaratmaya başladı”

Yaman Akdeniz, English PEN için İnsan Hakları uzmanı Kerem
Altıparmak ile hazırladığı “Türkiye’de Can Çekişen İfade Özgürlüğü: OHAL’de
Yazarlar, Yayıncılar ve Akademisyenlerle İlgili Hak İhlalleri” adlı
raporda; televizyon, radyo ve süreli yayınların bulunduğu 140 basın-yayın
kuruluşu ve 30 yayın evinin kapatıldığı, 520 gazetecinin de yargılandığını
belirtti.

Akdeniz ayrıca, bilgiye erişimin engellenmesini ve yeni RTÜK
torba yasasının içinde bulunduğu ‘susturma politikaları’ndan bahsediyor.
Akdeniz tüm bunların toplumsal boyutuna dair şu ifadeleri de ekliyor: “Susturma
politikaları OHAL döneminde geniş kitleleri etkilemeye başladı ve domino etkisi
yaratmaya başladı. Muhalif kesimler git gide artan bu baskılar karşısında
susmaya başladı. Bu açık ve net bir şekilde sosyal medya platformları üzerinde
de görülmeye başladı. Raporda da biz baskının sadece basın ve medya kuruluşları
ile gazeteciler üzerinde olmadığını aynı zamanda yazarlar, yayın evleri ve
akademisyenlerin de çok ciddi baskı altında olduğunu ve baskı ve susturucu
politikalarının boyutunu göstermeye çalıştık. Ortaya çıkan da çok vahim bir
tablo. Söz konusu ifade ve basın özgürlüğü olduğunda, Türkiye’de can çekişen
bir tablo karşımıza çıkıyor.”

Euronews

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın