Rasthaber – Siyasette, diplomaside, askerlikte kuraldır: Ekonomik bağımsızlık yoksa siyasal bağımsızlık da yoktur. O nedenle ekonomik ve teknolojik bağımlılık, her alanda bağımlılığı beraberinde getirir. 100 liralık mal ihraç etmek için, 80 liralık mal ithal eden, yani montaj sanayisine dayalı, bir zamanlar iddialı olduğu tarımda bile dışa bağımlı olmuş bir çevre ekonomisi, bağımsız siyaset izleyemez. Bir yandan Rusya’dan S 400 alır, bir yandan ABD’den, hiç ihtiyacı olmadığı, eldeki uçakları hangarda yattığı halde, 11 milyar dolar verip 40 adet yolcu uçağı alır. Daha vahimi, ülkenin tüm önemli ekonomik varlıklarını varlık fonunda toplar; yabancılara satmak veya onları teminat gösterip yurt dışından kredi almak için…
O haldeyiz ki, ABD, Türkiye için “müttefik olabilir, dost veya ortak değil” derken, Türkiye’nin PKK – PYD terör örgütüyle ilgili, FETÖ elebaşının iadesiyle ilgili hiçbir talebini yerine getirmezken, egemenlerimiz iç kamuoyuna mesaj veriyorlar. ABD Başkanı’ndan “Dostum Trump” diye bahsediyorlar. Ama gerçek öyle değil. Türkiye’nin öncelikle kendi gücüne güvenmesi, üretim ekonomisine geçmesi, eğitim, bilim, teknoloji ve sanayi politikalarını uyum içinde ve dünyayla rekabet edebilir düzeye çıkarması gerekiyor. Bunları yapmanın tek yolu var: Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine dönmek. Tutarlı bir bölge merkezli dış politika izlemek. Avrasya’daki gelişmeleri yakından takip etmek. Türkiye’nin çevresindeki denizler arasında en sorunsuz, en istikrarlı ve tertip – kumpas davalarla en seçkin subaylar tasfiye edilene kadar en etkili güç olduğu tek deniz olan Karadeniz’den başlayarak, denizlerde etkili olmak.
