amel & Tevhid
BismillahiRahmanniRahim
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun
Resulü ve temiz Ehli beytine olsun.
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler
diye yarattım.”, (Zariyat 56) “O,
davranış ve eylem bakımından hanginizin daha güzel amel edeceğini sınamak için
ölümü ve hayatı yarattı.” (Mülk-2)
İnsanın görünmeyen düşmanının tanımını önceki yazımızda
yapmıştık ve son söz olarak demiştik düşmanımızın «hedefi kimdir?» ya da
düşmanımıza karşı olan «direniş gücü kimdir?» Bu tanımlamalara girmeden önce ve
de kişi isimi, ülke ismi vermeden, “İnsanın yaratılış̧ gayesi ve hür irademizin
anlamı” üzerinde açıklama yaparak yukarda ki sorumuza farklı bakış açısından detaylı cevap verilmiş olalım.
İnsanın yaratılış gayesinin ne olduğu konusunda Yüce
Allah; “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye
yarattım.” buyurmaktadır. Bu ayette ifade edilen “abd” yani
kulluktan kastın ne olduğu hususunu gerçek olarak anlamak gerekmektedir. Kelime
Kökeni Arapça ˁbd kökünden gelen ˁabd عبد “kul,
köle, hizmetkâr” sözcüğünden alıntıdır. Köle, genellikle, abd, rakik,
rakabe, kınn, memlük, vasîf, mülk-i yemin gibi sözcüklerle ifade edilir. Arapça
sözcük, Aramice/Süryanice ˁbd kökünden aynı anlama gelen ˁabed עֲבֵד Sözcüğü ile eş
kökenlidir. Bu sözcük Akatça aynı anlama gelen “abdu” sözcüğü ile eş
kökenlidir. Abdu, Halk dilinde Abdullah (Allah’ın kulu) kelimesinin
kısaltılmışı olarak takma isim olaraktan kullanılır.
« Abd » kelimesinin halk
dilinde (diyalekte) ve öz Arapçadaki kullanım anlamlarını anlamak önemlidir.
Kelimenin kökünü teşkil eden ibâdet ve ubûdiyet mefhumunda “kulluk” ve “itaat”
mânası vardır. Şayet bu Kulluk ve itaat Allah’a yapılıyorsa abd kelimesi
“hür insan”, eğer bir kula /yaratılana itaat ediliyorsa “köle” mânasına gelir.
Fakat günümüzdeki kölelik
anlayışı kendini yenilemiştir. Oluşturulan farklı beşerî sistemler ve
terminolojisi içinde daha teknik bir isme ve yapıya bürünmüştür.
Modern kölelik; İnsan
oğlunun, kendisine ait yaşamında ki enerjisini(gücünü), zamanını (ömrünü)
belirli bir değer karşısında satması. Önceki kölelik sisteminde insanların
dolaşma hürriyetleri olmadan başlarını sokacak bir çatı, karınlarını doyuracak
yiyecek ve üzerlerini örtecek giyecekler karşılığında köle idiler. Devrimizde
ki köleliğin eski kölelikten farkı başın sokacak çatıyı, yiyeceğini ve
giyeceğini kişi kendi imkânlarıyla karşılamak zorundadır. Hizmet seçme hakkına
Hürriyet adını verilmiştir. Yeni sistemde şayet Madde olarak hiçbir şeye sahip
değilseniz! sizin ne bir statünüz ne bir seçme hakkınız vardır, fakat insana
yetişemeyeceği uzun emeller sunmuştur ki köleliği kendi arzusu ile daim olsun.
Örnek verirsek; bir keçiyi, alanı geniş, çeşit çeşit bitkilerle dolu, doğal bir
bahçeni içinde her şeyden otlayabileceğini sandığı halde boynunda1 metrelik
tasma takip otlamasına benzer. Bahçenin tüm alanını görür ama sadece 1 metrelik
tasmanın sunduğu alanında otlar. Fakat Keçi, bahçeye sahip olacakmış havasına girer.
Allah (cc), “abd” (kul)
olarak yaratığı her insana eşit davranmıştır. Kendine İnanan veya inanmayan,
hangi renkten ve ırktan olursa olsun, yaratış olarak insani tek yaratmıştır.
Eşit olarak yaratığı insanların sadet & huzurları için sadece “iman edip güzel amel” hal üzeri
olmalarını emretmiştir. Çünkü her bir kişi bu karakter üzeri olup yüceltirse,
“eski & modern kölelik” veya herhangi bir hal üzeri ortamda, o kişi
karşısındaki insana köle muamelesi yapmaz, kişiye insan olarak bakar ve
hakkında eksiksiz tam verir.
Tarihteki en güzel örneği,
Bilal Habeş’ini yaşadıklarıdır. Ummeye bin Halef’in inancı altında kölesiyken
Peygamberimizin (savs) emri ile Hz. Ebu Bekrin satın almasından sonra tevhit
inancı çatısı altında yaşadığı hürriyet statüsündeki fark çok belirgindir.
Bilal Habeşî Ruhun kölelikten kurtardığı gibi Madde vücuttu da kölelikten
kurtulmuştu. «Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız,
(ırk, renk, statü ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır.»
(Hucrat-13)
Kuranın açıkça karşı
olduğu kölelik yapısı, insan düşüncelerinin hapis olduğu, kullanım kendi elinde
olmadığı Ruh köleliğidir. İnsanın hür iradesine prangalar takılmasıdır.
Modern dünya insanı altın kafeste yaşayan bir kuşa ya da yukarda verdiğimiz
örnekte ki keçi misaline benzemektedir. Ne yazık ki aklın kiraya verdiğinden ve
düşüncelerine hâkim olan gücün kölesi olduğundan bihaberdir.
Kuranda “mükemmel insan”
statüsün, insan ne olursa olsun köle veya hür ya da Allah’a itaat eden kul
olsun, üstünlüğü belirleyici Takva olmaktadır. Bu yapının temelinde yatan,
herkesin aynı statüye sahip olduğu Tevhit inancı, Müslümanlıktır. Köle ve hür
Namazda aynı safta, yan yana Allah (cc) önünde secdeye kapanarak sadece Allah
(cc) itaat etiklerini ve kölesi olduklarını ilan ederler.
Kuranda kölelik/itaat
tanımlamalarının kullanılış̧ tarzını şöyledir;
1-) Hukuk açısından “abd”
; karşılıksız hizmette olmak (köle) «Sadakalar (zekâtlar) Allah’dan bir farz
olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri
(İslâm’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan)
kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur.»
(Tövbe -60).
2-) Yaratılmasından ötürü
yaratılmış olan “abd” ; “yaratma” sadece Allah’a nispet edilebilir. “Onlar,
azıcık olsun kendi başına kalıp düşünmedi mi ki; Allah gökleri ve yeri ve
ikisinin arasında olan bütün varlıkları gerçek bir gayeyle belirli bir vadeye
kadar yaratmıştır” (Rum-7-8),
3-) Allah’a kulluk yapması
açısından “abd” ; hür olsun köle olsun, erkek olsun kadın olsun, gerçek
manada kulluk eden en şerefli insandır. «İşte böyle; kim Allah’ın
şiarlarını yüceltirse, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır.» (Hac-32)
«Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da
soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır.» (Hucrat-13)
4-) Dünyaya, dünya
süslerine ve nefsine itaat açısından “abd” ; hür de olsa köle de olsa
ruhu köle her yönüyle ziyanda olan insandır. «Kendi istek ve tutkularını
(hevasını) ilah edineni gördün mü?» (Furkan-43), «Kâfirlere dünya hayatı süslü
gösterildi; bu yüzden iman edenlerle eğlenirler. Hâlbuki Allah’a karşı
gelmekten sakınanlar, kıyamet günü öbürlerinin üstündedir.»
(Bakara-212), «Yoksa bu dünya hayatı, aldatıcı ve geçici bir zevkten başka bir şey
değildir.» (Al-i İmran -185)
Hür irade; Hür irademizi anlamamız
için, «O, davranış ve eylem bakımından hanginizin daha güzel amel
edeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yarattı.»
«Güzel amel» den
kasıt nedir? Çünkü Güzel amel, yaşam ve ölümün değer ölçüsü olmaktadır. Güzel
amel tanımını açmamız gerekmektedir. Güzel ve amel, Sıfat ve Fiil’ in
beraberliğinden oluşmuştur. Güzel den kasıt; eksiği olmayan, tamamlanmış,
mükemmel, rahatlatıcı, hoş, samimi, dürüst, Salih, sahih, ihlas. Ve Buna
karşın olan, zıt; kötü, çirkin, zalim, yalancı, (riyakâr), aksi, sıkıcı,
çarpık, saptırılmış, yıkıcı, düşmanca, vasat (iyinin altında) vb.
olmaktadır.
Amel den kasıt; yapılan
herhangi bir aksiyon, hareket, söylene herhangi bir söz ve herhangi bir
gösteri. Yapılan Herhangi bir amelin yanına gelen “güzel” sıfatı ile amelimiz
değer kazınıyor fakta o değer ise Yaratana ortak koşmadan itaat ile
mükemmelleşiyor. Allah (cc) kitabı kuranı kerimde 114 yerinde bu iki tanım «iman
eden ve Salih amel yapan» olarak hep beraber zikir etmiştir. «İman edip
güzel davranışta bulunalar var ya, Şüphesiz güzel amel işleyenlerin mükâfatları
asla ziyan edilmez» (Kehf-30).
Bir başka ayette ise «Her
kim mümin olarak iyi işler yaparsa…» (Taha-112) Mümin olmak,
imanı, iyi amel yapmayı gerektirmektedir. Bunu şu ayetten anlıyoruz «İnsanlar,
imtihan edilmeden sadece iman ettik demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar»
(Ankebut-2).
Bir başka ayette ise «Ey
iman edenler iman edin» (Nis-136). Güzel (Salih) amel olmadan
iman etik demek ile kulluk olmuyor. Bunu Allah (cc), bir ayette «güzel ameli»
ayırım yaparak şöyle demektedir; «Bedeviler iman ettik dediler de ki hayır
iman etmediniz İslam olduk deyin» (Hücrat-14), Fakat başka bir ayette
ise her iki tanıma vurgu yaparak Allah katında Hür, köle, kadın, erkek, meşrep
farkı olmadan geçerli olanı vurgulamıştır. «Şüphe yok ki, iman edenler,
Yahudiler, Hristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe
gerçekten iman
eder ve Salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri
vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir.»
(Bakara-62). “Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve
‘birbirinizi tanımanız ve tanışmanız’ için sizi halklar ve kabileler (şeklinde)
kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, renk,
soy ve servetçe değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir,
haber alandır.” (Hucurat-49).
Yine bir başka ayette ise
erkek ve kadın arasındaki üstünlüğün şartlarını açıklamada kullanmıştır. «Erkek
veya kadın, kim mümin olarak da güzel amel işlerse,
işte onlar cennete girerler.» (A’raf-124) Iman etmek güzel amel ile
taçlanmaktadır. Güzel amel imanın yansımasıdır.
Yaratılış gayemiz, Bilmek
ile başlar, iman etmekle yapılanır, yaşamakla şekille
bürünür, ilan etmek kimlik kazanır ve hiçbir nesneyi ortak
koşmamakla da hürriyetine sahip olur. Bu şekilde gerçek manada Allah’a
Kul “abd” olunur. Buda bizlerin güzel / Salih / ihlaslı ve kâmil olarak
yaşamamız demektir, aynı zamanda Tevhidi (Hur irademizi) kavrama formülüdür.
Bir ayetle özetlersek; «Asr´a
yemin olsun ki, insan mutlaka bir ziyandadır. ANCAK iman (ittat & kulluk)
edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı (emri bil maruf
nahyel anil münkeri) tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır» (Asr)
Allah’a itaat (kulluk)
insanın hür iradesine sahip olmasını sağlar ve hürriyetine kavuşturur. Aksine
herhangi bir nesneye yapılan itaat (kulluk) insanın hür iradesini servis dışına
bırakarak insanı o nesneye bağımlı yapar, köle yapar.
Bu açıklamadan sonra
Görünmeyen düşmanımızın hedefi açıkça ortaya çıkmıştır. Medyada bizlere
anlattıkları gibi ne Enerji kaynaklarıdır ne toprak genişletmektir nede
rejimin/yönetim şekilli veya cinsidir. O düşmanımızın figüranı
(dostları) olanların yaptıkları hizmet karşındaki iktidar hevesleridir. “Şüphesiz
şeytanlar, sizinle mücadele etsinler diye dostlarına vahi eder.” (Enam-121)
Asıl Düşmanımızın 2 hedefi vardır;
1-) Tevhit inancını yok
etmek: İnsanın Allah itaat etmekten (kul olmaktan) alı koymak
ve Allah’a karşı isyankâr kılmak, saptırmak. Onun bu hedefine engel olan
birinci korkusu TEVHIDI inancıdır. “Beni azdırdığın için, andolsun ki,
senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım. Sonra önlerinden,
artlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu sana şükreder
bulamayacaksın” dedi.” (Araf-16-17), “Onları mutlaka saptıracağım.
Onları ümitlere düşürüp olmayacak kuruntularla aldatacağım ve onlara
emredeceğim de davarlarının kulaklarını yaracaklar. Onlara emredeceğim de
Allah’ın yarattığını değiştirecekler!” (Nisa-121).
2-) Takva sahiplerini düşman ilan etmek: Tevhit
inanıcına saldırmakla kalmayıp insanlardaki yaratılış fıtratını değiştirip İman
edip güzel amel işleyen TAKVA sahiplerini düşman ilan edip onlara karşı
savaşmak. Bunu gerçekleştirmek için hem sıcak savaşı hem kültürel savaş hem
psikolojik savaşı kendi dostlarıyla uygulamaktadır. Iman ve güzel amelin
tanımın saptırmak için Dünya menfaati & hırsını ve de egosantrik arzuları
ön plana çıkartıp gerçek inanalar acizleştirmek, marjinalleştirmek,
itibarsızlaştırmaktır. “Muhakkak
şeytan, şarap ve kumarla aranıza düşmanlık ve buğz(kin) sokmak istiyor. Ve
sizi, Allah’ın zikrinden ve namazdan engellemek istiyor. Bundan vazgeçmiyor musunuz?” (Maide-90,91), “Şüphesiz şeytanlar, sizinle
mücadele etsinler diye dostlarına vahi eder.” (Enam-121)
Görünmeyen düşmanımızın
hedefindeki kişiler (gruplar); İman edip güzel amel işleyenler ki onlar Nefsine
köle olmayan, (hayvani nefsini kontrolüne alan ve nefsini ilah edinmeyen),
düşüncelerine sahip olup aklını kiraya vermeyen, Allah’a itaat etmeyi kendine
şiar edinen kişilerdir ki onlar; Allah’ın Kitabı kurana, Peygamber & Ehli
beyitti* ve de Allah’ın seçtiği hidayet önderlerine** tabi olup güzel amel
işleyen insanlardır.
Not; * “(Ey Peygamber! Müslümanlara) De ki: Sizden
tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma
(Ehlibeytime) sevgidir.” (Sura-23)
**«Onları
buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık”
(Enbiya 73.)
Mustafa Kemal TASPINAR
