Hamd Alemlerin
Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun.
Bölüm-6: Sevgi & Aşk
«Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik
değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve
peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere,
yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için)
veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahidleştiklerinde ahitlerine vefa
gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler
(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar
da bunlardır.» (Bakara 177)
Dünyamızın bir takım mutlak yapılar üzerinde değişmez temelleri
vardır ki bizler onlar üzerinden Bilimi oluşturuyoruz. “Yer çekim, ateş, su,
hava, toprak” bunların sunduğu özeliklerle bizler teknolojiyi geliştirdik.
Bunla birlikte kendi öz yapımızda var olan birtakım haller vardır ki bunlar;
hüzün, acı, mutluluk, zevk, sevmek, sevilmek, inanmak bunlarla da teknolojiyi
bir araç olarak kullanarak hayatımıza yön vermekteyiz.
Bu pencereden
baktığımızda, Hayat yolunda bizlerin kılavuz nedir diye sorulduğunda insan
olarak hemen Akılımıza aklı gelir. Ama bu cevap ne kadar doğrudur?
Akıl insanın kılavuzumu?
yoksa insan hayatını organize eden, pratike döken, belirlenen yolda yürümesin
sağlayan bir uygulamamıdır? Eğer Kişiler Akılarına güvenerek yaşıyorlarsa
yaptıkları hataların ana kaynağı aklımıdır? yoksa akılını yönlendiren ve ona
emir veren bir güç mü vardır?
Akıl, doğruyu ya da yanlışı ayırt etmesini sağlamaz çünkü
akılla yüklene programlarını uygulamalarıyla, kültürel, sosyal, inançsal eğitimlerin
verdiği tanımlamalar (terminoloji) bir yol haritası çizer. Bir bilgisayar
düşünün bu bilgisayarın programlarını kullanarak hem aşk hikayesi hem savaş
hikayesi hem Meleğimsi hem şeytani yazılar yazarsınız. Akıl sizin talebinizi
uygular. Bir başka örnek verirsek; çözmek istediğiniz bir şeyi yapmak
istersiniz ama bir türlü yapamazsınız ve bir arkadaşınız gelir der ki size «bunu
ancak böyle yapabilirsin» Sizde ona dersiniz ki «Evet doğru hiç aklıma
gelmedi!» o şey neredeydi de aklınıza gelmedi veya Kim getirmedi? Demek ki
Akıl üstü bir güç var ki o güç akla hüküm etmektedir. Bir başka örnek; Bir
araba düşünün arabanın gideceği yolu kim beriler? tabi hepimiz direksiyon
diyeceğiz ve tam olmasa da yanılacağız çünkü direksiyon gitmek istediğimiz yöne
gitmemizi sağlayan bir araçtır asıl yönü belirleyen direksiyonun başında oturan
şahıstır.
Sizce Akıl üstü güç ne
olabilir? işte insan oğlunu kendini koruyamadığı, netleştiremediği ve karışık
duygulara teslim olduğu ana nokta buradır. Çünkü insanın aldığı sosyal &
kültürel terbiye, yaşam tarzı, bulunduğu çevrenin etkisi ve okulda aldığı
eğitim altında sahip olduğu uygulama programı olan alışkanlıklarıyla kullandığı
terminoloji insanın düşünmesine engel olur. Fakat insanın ana bağı olan ana
duygu «fıtrat» her zaman kendini gösterir bu ise Akıl üstü olan güçtür o ise
“Sevgi & Aşktır”. Bununla birlikte insan, nefsani istekleriyle sevgi &
aşkın kendisinde egosantrik bir halede gömeside vardır. Onun sebebi ise,
sevginin ana kaynağıyla iletişimi sağlayan bağı, parazitlerden &
virüslerden arındırılmamasıdır. Sevgi bağı her türlü nefsani ve şeytani
pislikten arınmalı ve korunmalıdır.
Aşk ve sevgini üstünlüğüne
bir örnek verirsek; Yolda yürükken bir kişini yolu geçtiğini ve o anda
karşıdansa hızlı bir şekilde araba geldiğini görüyorsunuz ve o kişi bunun
farkında değil! yapacağınız ilk şey ne olur? O kişiyi kurtarmak. Kurtarma
hareketini yaparken de belki hayatınızdan da olabilirsiniz. Bunu ne ile izah
edebilirsiniz? Aklınızla mı? yoksa Sevginizle mi? İnsanlık tarihi bu tür örnekler
doludur ve kişilerin hayatını kurtarmak için kendi hayatını feda eden
insanların sayısı çoktur. En güzel örneği ise İmam Hüseyin’in Kerbeladaki
şehadetidir.
Neden ve kime karşı?
Nedeni; Sevginin ana kaynağına sahiplenip her türlü pislikten
egosantrik arzulardan korunmasıdır. Çünkü sevgi, yaratılan her şeyin var oluş
sebebidir. İnsan, kâinat aklımızda var olan ve olmayan her şey aşk üzeri
yaratılmıştır. Sevgi & aşk iyiliğin temel kaynağıdır. «Ve ben,
cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.»
(Zariyat-56) Kullukta ki kasıt insanların Allah’a sevgi & aşk ile
bağlanmalarıdır ki bu bağ insanı Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi
(halifetullah) kılmak içindir.
Kime karşı; Sevgiden, Aşk’tan mutluluktan, Huzurdan rahatsız olan
güç karşı. O güç, sevgiden, aşktan sahip olduğu hasedinden ve kibrinden ötürü
yoksundur ve hep karanlık düşünür, var olan güzellikleri kendi arzusunu ispat
etmek için yıkmak ve saptırmak ister. Dolaysıyla İnsanın ve çevresinde
oluşturduğu her türlü güzelliğe ve mutlu birlelilikteliğine karşıdır. «Fakat
onlar bu iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı.»
(Bakara-102), «Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de
onu düşman edinin.» (Fatır-6)
İnsanoğlu, Madde
vücudundan kaynaklanan materyalist zihniyeti insanın her olaya madde gözle
bakmasını sağlar, Aklına yön verenin insanın manevi düşünceleri olduğunu
göremez ve görmesi de istenmez. (Akıl; uygulama, planlama, korunma
bilgi, Akıl etmek; tefekkür etmek, düşünmek) çünkü düşünce (tefekkür)
insanın Allah ile olan bağlantısıdır. Bu bağlantı sevgi ve aşk üzerine
kurulmuştur. Fakat bu bağlantı korunmadığı zaman bir takım virüs ve
parazitlerin saldırısına uğrar ve insanın İlahi bağlantısı zayıflar. «Kur’an-ı
öğüt almak için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan yok mu?» [Kamer 17],
«İnkâr edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip
(duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir
hayvan) örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan
dolayı düşünemezler.» (Bakara-171)
Bu parazit «virüs» nedir?
Şeytan der ki «Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi
çağırdım, siz de bana icabet ettiniz.» (Ibrahim-22) Şeytan bizi nasıl
çağırıyor “Ey Filan oğlu/kızı gel buraya” mı diye sesleniyor? Şeytanın
taktiği, insana kendi varlığını unutturarak insana yapışan bir deri gibi
davranmaktır. Dolayısıyla her an her yerde bizimle olmakta ve kendimizmişiz
gibi aklımıza hükmetmektedir. «Kim Rahmanın zikrini görmezlikten gelirse,
biz bir şeytana onun ‘üzerini (deri gibi) kabukla bağlattırırız’; artık bu,
onun bir yakın dostudur.» (Zuhruf-36) diğer bir ayette ise nasıl
aklımıza hükmettiği belirtilmektedir “Şeytan onlara vesvese verdi”
(Âraf-20; Taha-120)
O zaman Vesvese nedir onu
anlamaya çalışalım. Vesvese Kuran terminolojisi olup kelimenin kökeni Arapça
wsws kökünden gelen waswasat وسوسة “kararsızlık, kuşku” sözcüğünden alıntıdır.
Arapça sözcük, waswasa وسوس “bir o
yana bir bu yana yalpaladı” fiilinin murabba (dörtlü) mastarıdır.
Sözlükte gizli ses, gizli söz anlamına gelen vesvese terim olarak, zihinde
beliren ve kişiyi kötü ya da faydasız bir düşünce ve davranışa sürükleyen,
fikir, şüphe ve kuruntu demektir. Bir kimseye böyle bir düşünceyi telkin etmeye
“vesvese vermek” denir. (Diyanet)
Şeytanın çağırmasının adı
vesvesedir. Kuranda konu ile ilgili birçok ayet vardır. Şeytan, ilk vesvesesine Hz. Âdem ve eşi Havva
ile başlamıştır: “Şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini
açmak için onlara vesvese verdi.” (Araf, 7/20; Taha, 20/120.)
Bunula birlikte insan
nefsinin sahip olduğu, şeytanin vesvesesine kulak veren ki oda Kötülüğü emreden
nefs, bu nefsine uyan, nefsinin her arzusunu yerine getiren insan ki nefsini
kendine tanrı edinmiş olur. “Nefsini tanrı edineni gördün mü”
(Furkan, 25/43.) Dolayısıyla bizler sıkça ettiği bir dua vardır «Allah’ım
Beni nankör nefsim ve şeytan ile yalnız baş-baş bırakma»
İnsanlık, Allah’ın
kitabını ve O’nun Resulünü görmemezlikten gelip kendi aklını
ilahlaştırmaktadır. «Akılım ile her şeyi yaparım» demektedir. Fakat bunu
derkende Aklının gerçek sahibi olmadığından ise bihaberdir. Çünkü insanın
bedbaht düşmanını tek bir hedefi vardır; insanın düşüncelerine hâkim olmak,
insanın yaratılış gayesi olan Allah verdiği ahdîni yerine getirerek iman edip, güzel
amel işleyip Allah’a kulluk etmesini önüne geçmektir. Diğer bir deyişle, İnsanı
kendisi gibi bedbaht, mutsuz, isyankâr, egosantrik arzularına hapis olmuş bir
hale sokmaktan daha da beter etmektir. «O halde beni kınamayın, kendinizi
kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. *»
Şeytanın hedefi İnsanın Düşüncelerine hâkim olup, insanının Allah (cc) inkâr
etmesini, Allah (cc) karşı ilahlık taslamasını, Allah (cc) nın kurduğu düzeni
bozmasını sağlamak ve İnsanın Allah (cc) karşısında yalancı ve münafık olarak
mahcup hale sokup kendini haklı çıkarmaktır. «Ben daha önce, beni Allah’a
ortak koşmanızı kabul etmemiştim.» *(İbrahim-22), «İblîs,
“Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan
yarattın” diye cevap verdi.» (Sad-76)
İnsanın gerçekleri
tanıması, hakikate yönelmesi, doğruyu yanlıştan ayırması, Aynı bir arabanın
direksiyonu gibi Aklın uygulayacağı fakat belirlemeyeceği (tanımlayamayacağı)
bir durumdur. Aklın yönlendirilmesi gerekir. Bundan dolayıdır ki Allah (cc)
ilahi Kitapları, Peygamberleri ve gerçek velileri olan Veliyullah
/Hücetullahlarını yollamıştır. Herkesin kendi doğrusu vardır ve her şeye hem
doğru hem yanlış görünebilmektedir. Bu yazımı okurken bile yazdıklarıma
katılanlar olduğu gibi katılmayanlar vardır. Bu ayrımı yapmak Aklın iş
değildir. Sizin ve benim tüm insanlık için aklı yönlendirecek Sevgi &
Muhabbet üzerine kurulmuş her türlü pisliklerden arınmış, insanları doğruya
hakikate iletecek ilahi bağın varlığı bu ayrımı yapacaktır. Doğruyu yanlıştan
ayırt etmek için akil üstü bir ilahi mutlak olan şahit şarttır.
Önemli not: İlahi şahitten kastim ne
tarikat şeyhleri değildir. Onlardan Allah rızasını arayanların olduğu gibi
genel çoğunluğu şarlatandırlar. Buradaki ilahi şahitten kasıt, hiç tartışma götürmeyen
Kuran-Peygamber ve O’nun Pak Ehli beytidir. “…Resûl size ne verdiyse onu alın! Size neyi
yasakladıysa ondan da kaçının ve Allah’tan korkun! Çünkü Allah’ın azabı
şiddetlidir.” (El-Haşr, 7) “Ey îmân edenler! Allâh’a itâat edin
ve Peygamber’e itâat edin ki amellerinizi boşa çıkarmayın!” (Muhammed,
33; Al-i imran,31-32; Nur,52; Tevbe,71; Nisa,80; Enfal,46). “Kim Allâh’a
ve Resûl’e itâat ederse, işte onlar, Allâh’ın kendilerine nîmet verdiği
peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlihlerle berâberdir. Onlar ne güzel
dost(lar)dır.” (En-Nisâ, 69). “Size iki şey
bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah Kur’an,
biri Âhli Beytim.”( Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26); “Size
iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın
kitabı ve Ehli beytimdir. Bu ikisi (kıyamette) havza kadar ayrılmadan beraberce
geleceklerdir.” (Hâkim,1/93). “Bütün
müttakiler / günahlardan kendini muhafaza edenler, Muhammed’in âlidir (ehl-i
beytidir.)” (Ali el Muttaki, Kenzu’l Ummal III,89 (N°6524)
Heysemi,Macmau’z Zavaid, X 269)
Mustafa Kemal TASPINAR
15 Ekim 2020
