imzalanmasının üzerinden 6 yılı aşkın bir süre sonra ve tarafların önceki
anlaşmaları canlandırmak için müzakerelere devam etme kararı almaları ile
birlikte çok geniş ve köklü değişiklikler meydana geldi ve bu değişikliklerin
muhtemel yeni bir anlaşmanın oluşmasında kesinlikle etkisi olacaktır.
KOEP’in (Kapsamlı Ortak Eylem Planı), “Avrupa ve
ABD’nin İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin endişelerinin giderilmesi”
ve “İran’a yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılması” olmak üzere
iki ana unsuru vardı. Mevcut durumu iki eksende değerlendirmek, mevcut
müzakerelere bakışı öngörmeye yardımcı olacaktır.
KOEP( Kapsamlı Ortak Eylem Planı) ve Uluslararası Atom
Enerjisi Ajansının İran’ın nükleer faaliyetleri üzerindeki gözetimindeki önemli
artış, Batı’nın İran’ın barışçıl nükleer faaliyetlerinin boyutlarının farkına
varmasına ve İran’ın bu alandaki hızlı ilerleyişine rağmen, nükleer silah yapma
niyeti olmadığına inanmasına çok yardımcı oldu. Avrupa’nın mevcut Viyana görüşmelerinde
anlaşmaya varma sürecindeki isteksizliği ve hatta bunu sabote etmesi, büyük
ölçüde İran’ın nükleer programının silah yapımına doğru sapmayacağına dair
güvenceden kaynaklanmaktadır. Çünkü bundan önce ve 2015 yılında Avrupa, İran’ın
sözde nükleer tehdidini coğrafi olarak kendisine daha yakın gördüğü için,
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının gözetimini artırarak İran’la bir anlaşmaya
varmak ve İran’ın nükleer faaliyetini tamamen sınırlandırmak için çok uğraştı.
İran İslam Cumhuriyeti, Nükleer Anlaşmanın uygulanmasının
ardından Batılı tarafların yaptırımlarından vazgeçme niyetinde olmadığından ve
Nükleer Anlaşma metninde yazılanlarla yaptırımları kaldıracak olanların
eylemleri arasında çok mesafe olduğundan emin oldu.
Bu tecrübelerin kazanılması, İran İslam Cumhuriyeti’nin 2018
yılı sonundan itibaren “aktif direniş” politikasına dayalı olarak
yaptırımları atlatmak ve ülke ekonomisine etkilerini etkisiz hale getirmek için
tüm iç ve dış imkanlarını kullanmasına ve yaptırım aracının ABD ve Avrupa
tarafından iddia edilen kapsamdan çıkarıldığı ve yeni anlaşmadaki kullanım
değerinin ciddi şekilde azaldığı bir durum yaratmasına neden oldu.
İran ve ABD’de yeni bir hükümetin kurulması, Çin-Rusya’nın
yaptırım politikaları konusunda ABD ile anlaşmazlığa düşmesi, İngiltere’nin
Avrupa Birliği’nden ayrılması ve bunun AB’nin iç ve dış politikalarına
etkileri, ABD’nin dış politika önceliklerini değiştirmesi ve Orta Doğu’daki
varlığını azaltması ve Çin’i kontrol altına almaya çalışması, Fransa’nın Orta
Doğu’da ABD’nin yerini alacak yeni stratejileri gibi çeşitli siyasi
bileşenlerin olduğu bir ortam, Viyana müzakerelerini etkileyen ana siyasi
olaylarda önemli değişiklikleri meydana getirdi.
Bahsedilen tüm gelişmelerden ve Viyana görüşmelerinin ana
aktörlerinin şimdiye kadarki davranışlarından şu sonuçlar çıkarılabilir:
Birincisi; İran’ın nükleer programdan kaçma planı yok ve
ekonomisini “iyi bir anlaşma” şeklinde daha hızlı geliştirmek için
yaptırımları kaldırma kapasitesini kullanma eğilimindedir.
İkincisi; ABD, İran’a yönelik yaptırım ve baskısını
sürdürerek, Nükleer Anlaşmada aldığının daha fazla ve verdiğinin daha az olduğu
bir anlaşmaya varmaya çalışıyor.
Üçüncüsü; Avrupa, İran’ın nükleer faaliyetleri konusundaki
endişeleri nedeniyle İran’ın hiçbir şekilde ekonomik kazanç sağlamamasını ve
Viyana görüşmelerinde Trump’ın Avrupa’ya yönelik aşağılayıcı muamelesinin
intikamını Biden’dan almak istiyor.
Dördüncüsü; Rusya ve Çin, 13’üncü yönetimin Doğu ile
stratejik işbirliği yaklaşımına uygun bir şekilde yanıt vermeye ve kendilerinin
kaygı duyduğu ABD yaptırım politikalarının başarısızlığını yeni bir anlaşma
yaparak kanıtlamaya çalışmaktadır.
Yeni şartlarda müzakerelere hakim olan karmaşıklıklar
incelendiğinde, batılı tarafların zamanın kısıtlı olduğu konusundaki ısrarının,
Amerika ve Avrupa’nın istediği iki kazanıma ulaşması için İran müzakere
ekibinin sakinliğini ve odağını bozmaya
yönelik amaçlı bir girişim olduğu gerçeğini doğrulamaktadır.
İran’ı suçlayarak anlaşmaya varılmaması ya da kötü bir
anlaşmaya varılması
Batı medyası tarafından müzakereler konusunda yapılan medya
propagandaları ve tekrarlanan sapkın kilit sözcükler, Viyana’daki Batılı
müzakere taraflarının müzakere yoluyla amaçlarına ulaşmak yerine, gerçekleri
yalan ve uydurmalarla çarpıtarak müzakere atmosferini zehirlemeye, diplomasi ve
diyalogun yerine psikolojik operasyonları geçirmeye çalıştıkları gerçeğini
göstermektedir.
Daha ayrıntılı bilgi için:
https://rasthaber.com/tr/haber/yazar-haberleri/nukleer-gorusmelerde-planlar-ve-beklentiler-104558
