Elektrikte Yeni Zam Hazırlığı

rasthaber
Rasthaber –  2022’ye girerken yapılan zamlar ve hemen ardından gelen
büyük kesintilerle birlikte enerji başlığı Türkiye’nin gündemine yerleşti.
Önceki yıllarda da elektrik, akaryakıt zamları ve kış aylarında gelen faturalar
yurttaşların sırtındaki büyütürken 2022’ye girişte yapılan ve yüzde 127’ye
varan zamlar, enerjiden faydalanmanın bedelini yurttaşlar için ödenemez hale
getirdi.

Aradan henüz üç ay geçmişken yeniden elektrik faturalarına
zam konusu gündeme geldi. Sözcü Gazetesinden Taylan Büyükşahin’in haberinde
elektriğe yüzde 20 zam yapılması aksi halde Temmuz’da yüzde 100’ün üzerinde
zamma mecbur kalınabileceği ifade edildi. Peki, bu zamlar nereden çıktı?

Elektrik tamamen özelleşti ve piyasalaştı

AKP’li yıllarda elektrik sektöründe üretim, dağıtım ve
perakende satış faaliyetlerinin ayrı ayrı özelleşmesi ve tamamen
piyasalaşmasıyla elektrik borsada alınıp satılan aracılar tarafından pazarlanan
bir ürüne dönüştü. Bu durum evlere gelen faturalarda en az üç şirketin kârının
bulunmasına yol açtı.

Bir avuç şirket, kazançları yasalarla garanti altına
alınacak şekilde ülkenin elektrik üretim tesisleri ve altyapısına çöreklendi.
Bununla birlikte enerji talebi plansızca kısa vadeli ve sadece kâr odaklı
yatırımlarla karşılanmaya çalışıldı. Böylelikle bugünkü enerji kıtlığı çeken,
kaynakların neredeyse tamamında dışa bağımlı ve döviz karşısında aşırı kırılgan
bir Türkiye yaratıldı.

Yurttaşlara değil patronlara sübvansiyon

Enerji alanında zamlarla ve kesintilerle yükselen
tartışmalara AKP kanadından sürekli verilen sübvansiyon yanıtları aslında
gerçeği yansıtmıyor. Hükümet yurttaşların faturaları düşsün diye değil
patronların kârı eksilmesin diye sübvansiyon uyguluyor. Patronların bir gün
bile zarar etmemesi için türlü önlemler alınırken faturaların ödenemez
miktarlara ulaşması nedeniyle yurttaşların karanlıkta veya soğukta kalmasını
kimse umursamıyor.

Sübvansiyon mekanizması basitçe enerji şirketleri kâr etsin
diye belirlenen yüksek enerji bedellerinin bir kısmının şirketlere devlet
tarafından ödenmesi anlamına geliyor. Yani aslında zaten vatandaşın gördüğü
kadarıyla bile çok yüksek olan enerji fiyatları aslında bunun da ötesinde ve
aradaki farkı devlet şirketlere ödüyor. Ancak bu farkı devletin karşılamasının
aslında toplumun karşılaması anlamına geldiği görmezden geliniyor. Neticede
yurttaşların vergileriyle oluşturulan bütçeler kuralsız ve hesapsızca
patronlara aktarılıyor.

Yeni yıla girerken yapılan fahiş zamlara karşı “hemen
devletleştirme” meşru bir talep olarak yükseliyor. Elektrik üretim tesisleri ve
altyapısının devletleştirilmesi ve kâr odaklı bir faaliyet olmaktan
çıkarılması, enerjiden faydalanmanın tıpkı eğitim ve sağlık gibi temel bir hak
olarak kabul edilmesi gerekli.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın