Rasthaber –
Ramazan ayının girmesiyle birlikte hemen her yıl olduğu gibi İsrail’in Filistinlilere, Kudüs’e ve Mescid-i Aksa’ya
yönelik baskı, tutuklama ve cinayetlerinde bir artış olduğunu
görüyoruz. Daha Ramazan’ın ilk sahuruna kalkacağımız gece Siyonist işgal
rejimi 3 genci şehid etti.
Kamuoyunda İsrail’in Ramazan ayında saldırılarının arttığı doğru olsa da İsrail zulmü Filistin
topraklarında 7 gün 24 saat 12 ay devam eden bir olgu. Örneğin İsrail
sadece 2022’nin Ocak ayında 54’ü çocuk, 6’sı kadın 504 Filistinliyi
tutukladı. 2022’nin Mart ayında ise 64’ü çocuk, 7’si kadın toplam 470
Filistinliyi tutukladı. Filistin Tutuklu ve Eski Tutuklular
Komisyonu’nun 2021 yılının Haziran ayında yayınladığı bir rapora göre
1967’den 2021’e kadar toplam 1 milyon Filistinli tutuklanmış. Bu, günde
ortalama 50 Filistinlinin tutuklandığı anlamına geliyor. Yine aynı
rapor, 1967’den 2021’e kadar İsrail hapishanelerinde 226 kişinin
öldüğünü ortaya koyuyor. Bu da yılda ortalama 4 kişinin İsrail
zindanlarında can verdiğini gösteriyor. Rapor, tutuklanan herkesin
fiziksel ya da psikolojik işkence gördüğünü belirtiyor. Bu konuda
örnekler çoğaltılabilir, demek istediğim, İsrail zulmü “sistematik” bir
şekilde devam ediyor. Siyonist işgalcilere yer açmak için yapılan ev
yıkımları ve işgalciler için yapılan yeni yerleşim yerleri ise ayrı bir
bahis ancak sadece şu rakamları vermekle yetinelim: Yayınlanan raporlar,
2021 yılında yıkılan ev sayısının 2016’dan bu yana en yüksek oranına
ulaştığını gösteriyor. İsrail, son 5 yılda Filistinlilere sadece 33
inşaat ruhsatı verirken, Batı Şeria’nın %60’ında Yahudi yerleşimlere 16
bin 500’den fazla inşaat ruhsatı verdi.
RAMAZAN’DA NELER YAŞANDI?
Yukarıda söylediğim gibi, İsrail bu
Ramazan ayında da Filistin topraklarında sistematik terör, şiddet ve
katliamlarına devam etti. Çok kısaca da olsa hatırlayalım; Kudüs’te
yaşayan Filistinliler Ramazan ayında toplandıkları Şam Kapısı civarında
ilk günlerden itibaren işgal rejimi güçlerinin baskılarına,
tutuklamalarına ve şiddetine maruz kaldı. Euro-Med insan hakları
gözlemcisine göre İsrail, bu yılın başından itibaren toplam 47
Filistinliyi katletti. Ramazan’ın başlangıcından bu yana ise 18
Filistinli İsrail kurşunlarıyla şehid oldu. Ancak 10 Nisan günü Batı
Şeria’nın Husan kasabasından 47 yaşındaki 6 çocuk annesi Gâde Sabitin’in
İsrail askerleri tarafından vurulması büyük bir infial meydana getirdi.
Sabitin’in bir gözü hiç görmüyor, diğer gözü ise çok az görüyordu.
Sabitin’in vurulma anı sosyal medyada binlerce kez paylaşıldı. İsrail
şiddeti giderek tırmanırken, 15 Nisan günü Fısıh (Hamursuz) bayramı
sebebiyle Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyeceği haberleri zaten Filistin
direnişinin liderleri tarafından dile getiriliyordu. Bu sebeple 14
Nisan’ı 15 Nisan’a bağlayan gece pek çok Filistinli Mescid-i Aksa’yı
korumak için Kudüs’e geldi ve Mescid’e girdiler. Şafağın ilk ışıklarıyla
birlikte işgal güçleri Mescid-i Aksa’ya saldırdı. Siyonist rejim
yaklaşık 200 kişiyi tutukladı, İsrail askerlerinin sıktığı gerçek ve
plastik mermiler sonucu 450 kişi ise yaralandı. Çatışmalar gün boyu
devam etti.
MESCİD-İ AKSA BASKININI KİMLER GÖRDÜ?
Tabii ki, İsrail terörü uluslararası medyada doğru dürüst haber olmadı. Beklemiyorduk da zaten. Ukrayna için dünyayı ayağa kaldıran ABD
ve müttefiklerinin Filistin’deki katliamlara göz yumması bizim için
şaşılacak bir şey değil. Açıkça söylemek gerekirse, Batı’nın “ikiyüzlü”
tutumundan bahsedip durmanın da çok bir anlamı yok. Filistinlilerin
katliamı, göçe zorlanması ve mülksüzleştirilmesi üzerine bir “İsrail
devleti”ni kuran ve onaylayan onlar değil mi? Dolayısıyla Batılı
devletler kendi içinde “tutarlı” davranmakta ve kendisinden bekleneni
yerine getirmektedir.
İsrail’in bu Ramazan Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılarını
artırması, hatta Fısıh bayramı sebebiyle Mescid’de kurban keserek
Aksa’nın Yahudileştirilmesi yolunda önemli bir adım atmaya cesaret
etmesi kuşkusuz İslam ülkelerinin ardı ardına uygulamaya koydukları
normalleşme adımlarının verdiği rahatlıkla alakalıdır. Kendisiyle “yakın
ilişkiler kurma” eğiliminde olan siyasi liderlerinin tepkisizliğini (ya
da kınamaktan öteye gitmeyen tepkilerini) yedeğine alan İsrail, mübarek
Ramazan günlerinde yukarıda zikrettiğimiz tecavüzlerini
gerçekleştirmektedir.
Merhum Cahit Zarifoğlu’nun söylediği gibi, Kudüs her mü’min kulun
önünde duran bir sınav kâğıdı. Sorulardan bir soru değil Kudüs;
kaderimizi belirleyecek çeşitli sorulardan oluşan bir büyük imtihan.
Filistin direnişi genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle bu sınavı
bihakkın veriyor. Hepimizin kutsallarını onlar koruyor; çocuklarını ve
gençlerini kurban verme pahasına… Özellikle Mescid-i Aksa’nın kadın ve
erkek murabıtları, canlarından geçerek Mescid-i Aksa’yı Siyonist
saldırganlıklardan korumaya çalışıyor. Gerçekten de her Müslüman’ın
sorması gereken bir soru: Mescid-i Aksa’yı korumak sadece
Filistinlilerin görevi mi?
Onlara borcumuz her geçen gün birikiyor.
NİÇİN DİRENİŞTEN RAHATSIZLAR?
İsrail’le normalleşenler aynı
zamanda direnişten de rahatsız. Direnenler dünyevileşenleri rahatsız
ediyor. Çünkü direnişin varlığı; Gazze’nin onca yokluğa ve yoksulluğa
rağmen diz çökmek şöyle dursun İsrail’i vurabiliyor olması; İsrail’e
şartlarını dayatabiliyor olması herkesin aklına şu soruyu düşürüyor:
Gazze bunu yapabiliyorsa hangi ülkenin ne mazereti kalır ki?
Kalmaz, hiç kimsenin hiçbir mazereti kalmaz. Ne diyebilirsiniz ki?
Hangi ülkenin durumu Gazze’den daha zor olabilir ki? Hangi ülke Gazze
kadar acı yaşamıştır ki? Hangi ülke Gazze kadar nefessiz kalmış, Gazze
kadar ilaçsız kalmış, Gazze kadar ışıksız kalmıştır ki? Hangi ülkenin
üzerinden Gazze’ninki kadar savaş uçağı geçmiş, hangi ülkenin
hastanesine, okuluna, caddesine Gazze kadar füze düşmüştür?
Gerçekten de, ne diyebilir, ne söyleyebilirsiniz ki?
Biz ideallerimizi korkularımıza kurban ettik mi diyeceksiniz? Biz
kutsallarımızı çıkarlarımıza pazarlık konusu yaptık mı diyeceksiniz? Biz
İsrail’e teslim olduk mu diyeceksiniz?
Bunların hiçbirini
diyemeyecekleri için Filistin direnişinin bitmesi gerekiyor. Çünkü
Filistin direnişi onların çürümüşlüklerinin aynasıdır.
İsrailli bir dünyaya inananların psikolojisi tam olarak bu. Onlar
İsrail’den daha çok, içten içe direnen Filistin’e kızıyorlar.
Kendilerini İsrail’le kirletenler istiyorlar ki, şu dünyada temiz bir
yer kalmasın. Herkes kendileri gibi olsun.
DİRENİŞİN MEŞRUİYETİ VE TEMİZ VİCDANLARDAKİ YANKISI
İsrail’le normalleşme anlaşması imzalayan rejimler direnişe kızgın olsalar da onların sayısı az. Direniş
hem Arap haklarının hem de dünyanın diğer halklarının temiz
vicdanlarında yankılanmaya devam ediyor. Şili’de, İrlanda’da,
Kolombiya’da, Yemen’de, New York’ta, Londra’da, Bağdat’ta, İstanbul’da
halklar Filistin direnişine gıptayla bakıyor. Her milletten, her dinden,
her dilden, her coğrafyadan insan Filistin’in boyun eğmeyen duruşuna,
vazgeçmeyen direnişine ve kırılamayan iradesine saygı duyuyor.
Filistin, dünyanın en barbar ülkesi olan ırkçı Siyonist rejime karşı
verilen bir insanlık mücadelesidir. O yüzden Kudüs cephesi aynı zamanda
insanlığın cephesidir; insan kalabilmenin cephesidir. Kudüs cephesi
temizliğin, erdemin, vefanın, sadakatin, cömertliğin, dayanışmanın,
kahramanlığın cephesidir. Kudüs cephesi, bereketin cephesi; yücelmenin
ve yükselmenin adresidir. Temiz ve erdemli insanların buluşacağı yerdir
Kudüs. Mevla, bunu böyle takdir etmiştir.
O yüzden İsrail yıkılacak, direniş kazanacaktır. Buna bütün bir benliğimizle inanıyoruz.
milligazete
milligazete
