Konsolosluğu’nda öldürülen Cemal Kaşıkçı’nın davası Adalet Bakanlığı tarafından
Suudi Arabistan’a iade edilmişti. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye ziyaret
gerçekleştiren Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Türkiye’ye
gelişinden 5 gün önce ise İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce davanın düşürüldüğü
ortaya çıkmıştı.
T24 yazarı Tolga Şardan, sürece
ilişkin “Suudi Arabistan talepleri yerine getirmedi ama dosyayı
devrettik” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Cemal Kaşıkçı’nın katil
zanlılarının yargılanması süreci hakkında yeni bilgileri paylaşan Şardan,
yazısında “Adalet Bakanlığı, dosyanın neden Suudi Arabistan’a devredildiği
gerekçesini mahkemeye açıklamaya çalışırken, aynı zamanda dosyanın şüpheliler
tarafında yer alan Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki yargılamaya hiçbir şekilde
yardımcı veya destek olmadığını itiraf etti” ifadelerine yer verdi.
Şardan’ın yazısında öne çıkanlar
şöyle:
“Hatırlanacağı gibi; İstanbul
11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılamanın Suudi Arabistan’a devri
kararının hemen ardından Suudi gazetecinin Türkiye’de yaşayan nişanlısı Hatice
Cengiz, kararı ‘iptal talebiyle’ İdare Mahkemesi’ne taşıdı.
Avukat Gökmen Başpınar, Bölge
İdare Mahkemesi’nin talebe ret görüşü vermesi sonrasında bu kez İstinaf’a
başvurdu.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10.
İdari Dava Dairesi Başkanlığı, davacı Cengiz’in isteğini görüşmek amacıyla
davalı taraf olan Adalet Bakanlığı’ndan görüş aldı.
Bu amaçla Adalet Bakanlığı Hukuk
Hizmetleri Genel Müdürlüğü, geçen perşembe beş sayfadan oluşan resmi görüşü
mahkemeye gönderdi.
Mahkemenin değerlendirmeye aldığı
görüşte; henüz olayın hazırlık soruşturması aşamasında İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı’nca talep edilen hiçbir bilgi ve verinin Türkiye’ye gönderilmediği
açıklandı.
Yazıda şöyle denildi:
‘Ülkemizden gönderilen adli
yardımlaşma taleplerine cevaben gönderilen Suudi makamlarının 01/11/2019
tarihli yazısında ise; Suudi mercilerce devam eden soruşturmanın güvence
altında kalmasını sağlamak adına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın adli
yardımlaşma taleplerinin soruşturma süreci tamamlanmadan ortaya çıkarılmasının
soruşturma, adli işlem ve prosedürlerle bağdaşmadığı ve sürecin yürütülmesine
zarar vereceği gerekçesiyle Suudi Arabistan’da görülen ve Türk makamları
tarafından da takip edilen dava kapsamındaki istemlerimiz yerine
getirilmemiştir.’
Yazıda, ‘Suudi Arabistan
vatandaşlarının Türkiye’ye teslim edilmeyecekleri de vurgulanmıştır.’
Suudi Arabistan’ın Türkiye’de
devam eden soruşturmaya hiçbir yardımda bulunmadığını açıklayan görüş devam
ediyor:
‘Suudi Arabistan adli makamları,
ülkemizden iletilen adli yardımlaşma ve iade taleplerinin hiçbirini yerine
getirmemiş, delillerin yalnızca kendi ülkelerinde görülen davada oryaya
konulacağını ve vatandaşlarını Türkiye’ye iade etmeyeceklerini açıkça belirtmiştir.
Dolayısıyla, sanıkların ülkemize
iade edilmemesi ve adli yardımlaşma taleplerine olumsuz yanıt verilmesi
nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu çerçevesinde yargılamanın sonuçlandırılması
mümkün olmamıştır.’
Yazıdan anlaşılacağı üzere; Adalet
Bakanlığı, dosyanın neden Suudi Arabistan’a devredildiği gerekçesini mahkemeye
açıklamaya çalışırken, aynı zamanda dosyanın şüpheliler tarafında yer alan
Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki yargılamaya hiçbir şekilde yardımcı veya
destek olmadığını itiraf etti.
Bakanlık, topu yerel mahkemeye
attı
Bakanlık, dava dosyasının Suudi
Arabistan’a devredilmesinde topu yerel mahkemeye atmayı tercih etti.
Dosyanın devrinin bakanlıkça 6706
sayılı yasanın 24. maddesi kapsamında ele alındığı belirtilirken, devire
uygunluk görüşünün, mahkeme için “bağlayıcı niteliği haiz değildir”
değerlendirmesi dikkat çekti.
Yazıda şu görüş anlatıldı:
‘(…) Zira, anılan kanun hükmünden
ve gerekçesinden de anlaşılacağı üzere; yaptığı bir yargılamayı, kanunda aranan
şartlar çerçevesinde yabancı devlete devretmek isteyen mahkemenin, devir
talebinde bulunulmadan önce; bunun hukuken mümkün olup olmadığını, gerek ikili
gerekse çok taraflı sözleşmelere göre devir imkanının bulunup bulunmadığını,
ayrıca daha önce bu konuda yapılan talepler de göz önüne alınarak ilgili
devletin bu konudaki tavrının nasıl olduğunu Merkezi Makam görevini ifa eden
Adalet Bakanlığı’ndan görüş almak suretiyle araştırması gerekmektedir.
Bakanlığımızca mahkemeye iletilen
görüş yazısı da, çerçevesinde söz konusu devrin, anılan kanun ve uluslararası
hukuk açısından mümkün olduğunu belirtmekten ibaret olup, mahkemeyi bağlayıcı
herhangi bir yönü bulunmamaktadır.
Zaten Bakanlığın uygun görüşüne
rağmen mahkemece kovuşturmanın devrine karar verilmemesi halinde,
Bakanlığımızca yapılabilecek veya başvurulabilecek bir yol bulunmamaktadır.
Mahkemenin görüş yazısı üzerine vereceği her türlü kararlar yargısal nitelikte
olup, CMK’da gösterilen kanun yollarına tabidir. (…) ‘
‘Uluslararası anlaşma yok;
mütekabiliyet var’
Bu konudaki yazılarda Türkiye ile
Suudi Arabistan arasında adli yardımlaşma konusunda herhangi bir anlaşma
olmadığını aktarmıştım.
Zaten Suudi Arabistan’dan
Türkiye’ye gönderilen resmi yazıda da devrin ‘uluslararası nezaketlilik ilkesi’
doğrultusunda yapıldığı vurgulanmıştı.
Bakanlığı, Ankara Bölge İdare
Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda Türkiye ile Suudi Arabistan arasında herhangi
bir ikili anlaşma bulunmadığı kaydedildi.
Buna karşın yazıda; ‘bakanlığın
görüş yazısında anlaşma olmayan durumlarda dahi mütekabiliyet ilkesine göre
esasına göre kovuşturmanın devredildiği belirtilmektedir. Bakanlığımızca uygun
görüş bildirilmiş olması, bu konuda mütekabiliyet esasına göre işlem tesis
edilebileceğini göstermektedir’ denildi.
İlginç gerekçe
Bakanlık savunmasında ilginç bir
değerlendirme daha var.
Bir üst bölümde iki ülke arasında
herhangi bir adli yardımlaşma sözleşmesi olduğu bakanlık tarafından açık
biçimde mahkemeye bildiriliyor.
Fakat tuhaf bir yorum daha var
aynı yazıda.
Okuyalım.
‘Kovuşturmanın devri kararı,
uluslararası hukuka ve taraf olunan sözleşmelere uygun şekilde alınmıştır. Öte
yandan, Suudi Arabistan, Ceza Kovuşturmalarının Aktarılmasına Dair Avrupa
Sözleşmesine taraf olmadığından, bu sözleşme hükümleri somut olay bakımından
uygulama alanı bulamayacaktır. Bu sebeple anılan sözleşmedeki kural ve
şartların mevcut olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.’
Yani değerlendirmeden anladığımız
özetle; ‘biz iki ülke, aramızda hiçbir anlaşma olmamasına rağmen kendi aramızda
anlaştık, dosyayı muhatabına devrettik’ görüşüdür.”
