giremeyeceğini belirterek, Hizbullah’ın caydırıcılık denklemini kurduğunu
vurguladı.
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, Pazartesi
akşamı el-Meyadin haber kanalına verdiği röportajda, bölge ve Lübnan’daki son
gelişmeleri değerlendirdi.
Bu röportajın başında, Hizbullah ve bu hareketin son 40
yıldaki eylemleri hakkında bir giriş sunuldu ve bu röportajın, direniş ve
caydırıcılık; Lübnan, Hizbullah ve Filistin; İran ve Suriye; Hizbullah bölge;
dünya ve Hizbullah’ın geleceği olmak üzere beş eksende gerçekleşeceği
vurgulandı.
Seyyid Hasan Nasrallah, Hizbullah’ın kuruluşunun 40. yıl
dönümü münasebetiyle yapılan bu röportajda şunları söyledi: ‘Hizbullah’ın
caydırıcılığı 1985’te başladı. O dönemde Siyonist düşman, işgal ettiği
bölgelerden çok hızlı bir şekilde geri çekilmek zorunda kaldı.
Düşman, direniş güçlerinin Filistin’e girmesini engellemek
için sınır şeridini güvenlik kemeri olarak kullandı. O dönemde caydırıcılık,
sadece Hizbullah’ın değil, şehadet operasyonları yapan tüm direniş gruplarının
başarısıydı. Caydırıcılığın ikinci aşaması, 1993 yılına kadar Hizbullah’ın ön
saflardaki köylerdeki eylemleriyle başladı.’
Lübnan’a karşı her türlü eyleme cevap verilecektir
Hizbullah Genel Sekreteri, Siyonist düşmanın Lübnan
topraklarına giremeyeceğini anlamasından sonra caydırıcılığın başladığına
değinerek, şunları söyledi: ‘33 gün süren savaştan sonra düşman, direnişle
mücadele etmeyi tehlikeli gördü. İsrail düşmanı, Lübnan’a karşı yapılacak
herhangi bir eyleme karşılık verileceğini biliyor. O dönemde Lübnan
bölgelerinin Siyonistler tarafından bombalanmasını önlememiz gerekiyordu.
1993’ten 1996’ya kadar üst düzey bir caydırıcılık
şekillendi. Nisan 1996 anlaşması, 2000 yılındaki büyük zaferin temelidir. İşte
burada, düşmanın şehirleri bombalamasına karşı düşman şehirleri bombalanmıştır.
2006 savaşından sonra düşman, direnişle karşı karşıya gelmenin tehlikeli ve
büyük olduğunu ve direnişin gücünün sınırdaki çatışmanın sınırını aştığını
anladı. Düşman, Lübnan’a yönelik herhangi bir eyleme yanıt verileceğini çok iyi
biliyor. Dolayısıyla yaptığı eylemlerde parmak izi bırakmamaya çalışıyor ve
Lübnan’a karşı da herhangi bir eylemde bulunmaya cesaret edemiyor.’
Biden sürekli petrol ve gaz arıyor
Seyyid Hasan Nasrallah şu ifadelerde bulundu: ‘Biz,
gerektiğinde caydırıcılık ve karşılık verme yeteneğine sahibiz. Hatta savaşa
neden olsa bile. Ancak Avrupa’nın Rus petrol ve gazına alternatif bulma
ihtiyacı nedeniyle Lübnan tarihi bir fırsatla karşı karşıyadır. Biden bölgeye
petrol ve gaz nedeniyle gelmiştir. Ancak Suudi Arabistan ve BAE’nin fazla
petrolü de Avrupa’nın ihtiyaçlarını gideremeyecektir. Ukrayna ve Rusya
arasındaki savaş, onları Rus petrol ve gazına bir alternatif aramaya yöneltti.
Amerika ve Avrupa’nın gaza ve petrole ihtiyacı var ve
Siyonist rejim bu konuyu bir fırsat olarak görüyor. Biden bölgede savaş
istemiyor. Bu, petrolümüzü kendi elimize almak için baskı yapmamız adına tarihi
ve altın bir fırsattır. Ortadoğu NATO’su ile ilgili olarak, birçok insanın
hayallerinden bahsettiğini söylemeliyim. Biden bölgeye sadece petrol için
gitti. Biden ve Amerika’nın önceliği Ukrayna’da Rusya ile mücadele etmektir. Bu
nedenle her türlü savaşa karşıdırlar. İran’a karşı da bir savaş dili
kullanılmamalıdır. Onlar, bölgede patlamaya neden olacak bir savaş
istemiyorlar.
Konu, Kariş ve Kana gaz sahaları değil, İsrail’in Filistin
sularında yağmaladığı tüm petrol ve gaz sahalarıdır. Amerikalılar, Lübnan’ı
deniz sınırı belirleme müzakerelerinin girdabına soktu. Lübnan müzakerelerle
meşgulken, İsrail kuyular açıyor ve gaz arıyor ve şimdi de bu gazı çıkarmaya
hazırlanıyor. İsrailliler gaz çıkarmak için bir gemi bile getirdiler. Buna
karşılık Lübnan hükümeti ise hala Lübnan’ın deniz sınırlarının nerede olduğunu
arıyor?!’
İsrail’in tüm hedefleri Hizbullah’ın namlusunun
ucundadır
Hizbullah Genel Sekreteri açıklamalarına şöyle devam etti:
‘Denizde ve karada direnişin noktadan noktaya füzelerinin ulaşamayacağı hiçbir
İsrail hedefi yoktur. Lübnan hükümeti, Amerikalı arabulucunun 23. deniz
hattıyla ilgili talepleri nedeniyle çok taviz verdi. Top şimdi Lübnan sahasında
değil. Çünkü çatışma bölgesi olmayan bir alanda petrol ve gaz çıkarılmasına
izin verilmiyor. Şimdi Lübnan, düşmanın reddetmemesi gereken tavizler verdi.
Lübnan hükümeti bu ülkeyi ve kaynaklarını korumak için uygun
bir karar veremiyor. Bu nedenle direnişin bir karar vermesi gerekiyor. Amacımız
Lübnan’ın petrol ve gaz çıkarmasıdır. Çünkü Lübnan’ı kurtarmanın tek yolu
budur. Bu yapılması gereken bir eylemdir. Hiçbir aldatmayı kabul etmeyeceğiz ve
hakkımızı geri almalıyız. Amacımız Lübnan’ın petrol ve doğalgaz çıkarmasını
sağlamak ve bu ülkenin deniz sınırlarını doğru çizmektir.
Hizbullah, Kariş konusundaki eylemlerini Suriye, İran veya
diğer müttefiklerle koordine etmiyor. Petrol konusunda sorun bizde değildir,
asıl sorun Lübnan hükümetidir. Lübnan hükümetinin bu konuyu kabul etmesi
şartıyla İran’dan akaryakıt ithal etmeye hazırım. Ama Lübnan’da kimse bunu
yapmaya cesaret edemiyor. Çünkü Amerika’nın ailesine yönelik yaptırımlarından
korkuyor. Bugün Rus ve İran şirketleri Lübnan ile işbirliğine hazır olabilir
ama hükümetin buna cesareti yok.
Hizbullah’ın insansız hava araçları işgal altındaki
Filistin’e birçok kez girdi ve düşman onu vuramadı. Hizbullah olarak istenen
etkiyi elde etmek için düşmanın vurabileceği ikinci tip İHA göndermeye karar
verdik. İsrail’i havadan ve denizden insansız hava aracına ateş etmeye
zorladık. Böylece onu tuzağa düşürdük. İsrail düşmanı üçüncü insansız hava
aracını düşüremedi.’
İsrail direnişin baskısıyla Lübnan’ın iradesine boyun
eğecektir
Seyyid Hasan Nasrallah açıklamalarının devamında, bu
hareketin caydırıcılık sağlamadaki deniz yeteneklerine değindi ve şunları
söyledi: ‘Saldırı ve savunma silahlarımız var. Denizde caydırıcılık kabiliyetimiz
var. İşgal altındaki Filistin denizinin herhangi bir noktasından düşmanı
caydırabilecek ve düşmanının hedeflerini vurabilecek yeteneklere sahibiz.
Düşman tarafından vurulmadan gidip dönebilen İHA’larımız var.
Lübnan halkı, Hizbullah’ın İsrail’i Lübnan’ın iradesine
boyun eğmeye zorlama kapasitesine sahip olduğuna güvenmelidir. Durum savaşa
doğru ilerlerse Lübnan halkı direnişe güvenmelidir. Lübnan ile İsrail arasında
bir savaş çıkarsa, iki taraf arasında kimlerin kalıp kalmayacağı belli değildir.
Muhtemelen diğer ülkeler de savaşa girecektir.’
İsrail “Selam Ya Mehdi” Marşından korkuyor
Hizbullah Genel Sekreteri açıklamalarının başka bir
bölümünde Lübnan’a ithal edilen kültüre değindi ve şunları söyledi: ‘Kimsenin
bizim milliyetçiliğimizden ve Lübnanlılığımızdan şüphe duymasını kabul
etmiyoruz. “Selam Ya Mehdi” Marşı’na (Selam Komutan) yapılan saldırı direniş
ortamına yapılan saldırı ile de bağlantılıdır. Bu marş bu ortamdan çok önemli
bir mesajdır. Bu marşa katılan nesil İsrail’i korkutuyor ve endişelendiriyor.
Amerika ve Batı’nın sorunu direniş kültürüdür ve bu kültürün
karşısına uzlaşma kültürünü koymuşlardır. Mehdeviyet düşüncesi bütün İslam
dinlerinde mevcuttur. Bu meselenin kökü İslam’dadır.’
Hizbullah’ın cumhurbaşkanlığı için herhangi bir adayı
yok
Seyyid Hasan Nasrallah konuşmasının başka bir bölümünde
Lübnan’ın cumhurbaşkanlığı konusuna değindi ve şunları söyledi: ‘Hizbullah’ın
herhangi bir cumhurbaşkanı adayı yok. Biz cumhurbaşkanlığı için aday sunacak
değil, adayı destekleyecek konumdayız.
Lübnan’da cumhurbaşkanının sınırlı ve belirli yetkileri var.
Cumhurbaşkanını kim değerlendirmek isterse, yetkisi dahilinde
değerlendirmelidir. Lübnan’da hükümet ekonomik ve sosyal politikalardan
sorumludur. Bu nedenle, sorumluluk sahibi bir hükümet göreve gelmelidir. Mişel
Avn’ın yanında olmak için elimizden gelen her şeyi yaptık. Cumhurbaşkanının
devrilmesine karşıyız.’
İsrail’in sonu yakındır
Hizbullah Genel Sekreteri açıklamalarına şöyle devam etti:
‘Siyonist rejimin hiçbir geleceği yoktur ve bu nedenle geçici rejim olarak
anılmaktadır. İsrail’in sonunu çok yakın görüyorum. Bu bir tahmin veya rüya
değil, var olan istatistiklere dayanmaktadır. Kaç İsraillinin ikinci
vatandaşlığı olduğunu ve ayrılmaya hazır olduğunu görüyorsunuz. İsrail’in
sonunu görmek için bir kırk yılın daha geçmesine gerek yok. İsrail’in sonunun
geldiği sahne, bana göre insanların havaalanlarına, limanlara ve sınır
kapılarına gitmesidir. İsrail’in sonunun gelmesinde uluslararası gelişmeler de
çok etkilidir.’
Seyyid Hasan Nasrallah, Filistin’deki Kudüs’ün Kılıcı
Operasyonuna da değinerek şunları söyledi: ‘Bu savaşta elimizdeki tüm bilgileri
ortak bir operasyon odası aracılığıyla Filistinlilere verdik. Direniş ekseni
arasında bağlantılar vardır. Devrim Muhafızları da Kudüs’ün Kılıcı Operasyonu
sırasında bu ortak operasyon odasında hazır bulundu.
Hiçbir Arap rejimi Suriye kadar Hamas’a yardım etmedi.
Hizbullah olarak direniş gruplarını bir araya getirmek için elimizden geleni
yapıyoruz. Hamas’taki kardeşlerimiz Suriye’ye sırt çeviremeyecekleri sonucuna
vardılar. Çünkü bu ülke direniş ekseninin bir parçasıdır.
Hizbullah Genel Sekreteri Yemen’e karşı yürütülen savaş
hakkında da şunları söyledi: ‘Yemen’de kuşatmanın gölgesindeki bir ateşkesi ve
diyaloğu kabul etmek ölümdür. Bu savaşta Hizbullah arabuluculuk yapamaz. Çünkü
arabulucu her iki taraftan da taviz talep etmelidir, peki Ensarullah ne gibi
tavizler verebilir? Yemenliler asla taviz veremezler.’
Hizbullah’ın Suudi Arabistan ve BAE ile ideolojik bir
sorunu yoktur
Seyyid Hasan Nasrallah sözlerine şöyle devam etti:
‘Hizbullah’ın Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkileri ideolojik meselelere değil,
siyasi meselelere dayanmaktadır. Suudi Arabistan ile düşmanlık pozisyon ve
tavırlarla sınırlıdır, daha fazlası değil. Suudi Arabistan ile asıl sorunumuz
Yemen’den başladı ve sorunumuz bu ülkedeki hükümetle ilgilidir. Hizbullah
BAE’ye ne yaptı? Neden bu tutuklamalar gerçekleşti?’
İran, Filistin’i destekleyerek bölgede nüfuz elde etme
peşinde değildir
Seyyid Hasan Nasrallah, İran İslam Cumhuriyeti hakkında ve bu ülkenin Filistin’i destekleme nedenleri
hakkında şunları söyledi: ‘İran isterse bölgede jandarma rolü oynayabilir ve
etkisini artırabilir. Bunun için Amerika ile uzlaşması ve Filistin’den
vazgeçmesi yeterlidir. Tıpkı geçmişte olduğu gibi. İran İslam Cumhuriyeti,
ideolojik ve dini ilkeleri nedeniyle Filistin’i desteklemektedir. İran bunun
için (Filistin’e destek verdiği için) takdir edilmeyi beklemiyor ve bunu
bölgede nüfuz elde etmek için yapmıyor. İran benden Lübnan ya da bölge ile
ilgili hiçbir şey istemedi. İran, IŞİD’in yayılmasını önlemek için Suriye ve
Irak’a yardım etti. İran’ın dostlarını ve müttefiklerini desteklemesi, onlara
hakim olması anlamına gelmiyor.
İç meselede daha aktif olacağız. Çünkü bu ihmal
edemeyeceğimiz bir sorumluluktur. Direniş eksenindeki varlığımız da
güçlenecektir. İnsani ve siyasi olarak zayıf değiliz. Mümkün olduğunca olumlu
bir rol oynamaya çalışacağız.’
