İsrail’i Koruma Maliyeti Çok Arttı

rasthaber

Rasthaber –  Profesör Ahmad Malli ile röportaja devam. Dün de yazdım,
Prof. Malli, Lübnanlı bir akademisyen. Şii asıllı.

Lübnan Üniversitesi uluslararası siyaset bölümünde ders
veriyor.

Ortadoğu’daki politik gelişmeleri, Hizbullah faktörünü
yakından izleyen bir isim.

Bu yüzden Gazze, Lübnan ve uluslararası durum hakkındaki
söyledikleri önemli.

Prof. Malli’ye şu meşhur “tuzak”ı sordum.

Malum, Türkiye’de bazı tarafların iddiası şöyle:

Gazze avuç içi kadar küçük bir yer. HAMAS burada
öncekilerden farklı bir savaşa hazırlanacak… Tatbikatlar yapacak… Fakat
CIA, MOSSAD, MI6 gibi büyük istihbarat örgütleri bunu göremeyecek,
anlayamayacak… Mümkün değil! Aslında hepsi gördü. HAMAS’ı tuzağa düşürdüler.

İsrail’in “tuzak” kurmadaki amacı da belli: Filistin halkını
Gazze’den göç ettirecek. Gazze’ye ve deniz sahasındaki enerji kaynaklarına el
koyacak.

Farkındayım. Soru bir hayli uzun. Fakat konuyu iyi anlamak
için gerekli.

Prof. Malli sabırlı. 2006 İsrail-Hizbullah savaşında da
böyle şüpheler olduğuna dikkat çekti.

“Fakat 2006’daki savaşta Direniş zafer kazandı. Ana faktör,
İsrail’in istihbarat körlüğüne düşmesiydi.” Demek ki: İsrail 7 Ekim’de olduğu
gibi 2006’da da kibrinin bedelini ödemiş.

2006’da ne olmuştu? Unutanlara hatırlatalım.

Tarih: 12 Temmuz 2006.

Lübnan Hizbullahı’na bağlı bir grup Kuzey İsrail’e girdi. 8
İsrail askerini öldürdü. 2 askeri de kaçırdı.

Dahası var. Rus malı Katyuşa roketleriyle İsrail
yerleşimlerini vurdu…

Hizbullah’ın yaptığı size de tanıdık gelmiştir.

Filistin örgütlerinin 7 Ekim’de Gazze’den yaptığına ne kadar
benziyor, değil mi? Tek fark, 2006’da operasyonun çapı bu kadar büyük değildi.

İsrail nasıl tepki gösterdi?

Aynen bugünkü gibi, öfkeyle Güney Lübnan’a girmeye başladı.

Atlantik’in psikolojik harekat merkezlerinin etkisindeki
bazı taraflar, aynen bugünkü gibi konuştular.

“MOSSAD, büyük bir istihbarat örgütü. Bu eylemi yapması için
Hizbullah’a aslında göz yumdu. İsrail, bu bahaneyle şimdi Güney Lübnan’ı işgal
edecek ve Hizbullah’ı ezecek…”

Gerçekte neler oldu??

Savaş 33 gün sürdü. İsrail bombaladı. Havadan, karadan ve
denizden.

Hizbullah direndi her alanda. 4 bin kadar roket ve füzeyle
cevap verdi.

Bu, bir ilkti tarihte. Devlet dışı bir kuvvet, böylesine çok
sayıda roket ve füze kullanmıştı bir savaşta.

Sonuç: İsrail hedeflerine ulaşamadan Güney Lübnan’dan
çekilmek zorunda kaldı.

O günden beri Tel Aviv, Hizbullah’la topyekün bir savaşa
girmekten hep uzak duruyor.

Tekrar Prof. Malli’nin açıklamalarına bakalım.

“Tuzak” konusunda O’nun dikkat çektiği bir olgu daha var.

“Ayrıca Filistinliler, generaller de dahil çok sayıda askeri
esir aldı. Aşağılayıcı bir durumdu bu. Videoları yayınlandı. Bu sahnelerin
İsrail tarafından hazmedilmesi kesinlikle çok zor. Bunlar ‘tuzak’ ihtimalini
zayıflatıyor.”

Bir “ek” de benden. İsrail “tuzak” kurmuş olsaydı, cevabını
da hazırlardı.

Sahaya bakın lütfen. İsrail ne yapacağına hala tam karar
veremiyor.

Önemli bir konu da, Atlantik’in Doğu Akdeniz’e yaptığı
askeri yığınak. ABD ve İngiliz donanmaları, Hizbullah’ı nasıl etkiler?

Prof. Malli, kademeli ve katmanlı bir cevap verdi:

“Hiç kimse ABD ve İngiltere’nin askeri gücünü küçümseyemez.
Ancak milletlerin direnme iradesi de sınırsızdır.”

“ABD, Irak ve Afganistan’ı işgal etti. Askeri ve ekonomik
alandaki felaket sonuçlarını gördük.”

Ardından, İsrail’in 1982’de Güney Lübnan’ı işgal döneminden
bir örnek verdi.

O dönemde ABD ve Fransa’nın Beyrut’a asker göndermesinin
sebebini şöyle değerlendirdi: “Varlıklarıyla İsrail işgalini örtbas ettiler ve
yardım ettiler. Fakat tüm bunlar başarısızlıkla sonuçlandı.”

Prof. Malli, uzun olmasın diye ayrıntıya girmedi. Ne oldu,
nasıl oldu ben anlatayım.

1983 yılı Lübnan’da kanlı geçti.. Beyrut’taki ABD ve Fransa
kışlalarında büyük patlamalar oldu. İntihar saldırıları yapılmıştı bomba yüklü
kamyonlarla.

İki ülke büyük kayıp verdi: ABD 298, Fransa 58 asker.

Kesinleşmeyen iddia şöyle: Patlamaların faili, sonradan
Hizbullah adını alacak taraftı.

Sonuç: ABD ve Fransa kaçar gibi Beyrut’tan çekildiler.

Bir süre sonra, İsrail de Güney Lübnan’ı boşalttı.

Prof. Malli’ye göre, ABD bugün de Doğu Akdeniz’de rahat
değil.

Niçin: “NATO, Ukrayna cephesinde Rusya’yla meşgul. Asya’nın
en doğusunda ise Çin’in Tayvan’ı geri almasından endişeli.”

Sonuç: “ABD’nin aynı anda birden fazla çatışmayla başa
çıkabileceğinden şüpheliyim.”

Kuşkusuz bu cephelere Suriye ve Irak’taki ABD üslerini de
eklemek gerekiyor.

Hizbullah lideri Seyid Hasan Nasrallah, Beyrut’ta İslami
Cihad ve HAMAS’tan üst düzey isimlerle bir toplantı yaptı (25.10.2023). Ne
anlama geliyor bu?

Cevap çok kısa ve yorumsuz: “Bu toplantının gerçekleşmesi ve
kamuoyuna duyurulması, Lübnan ve Filistin’deki direniş güçleri arasındaki
koordinasyonu göstermektedir.”

Anladığım: Prof. Malli, sahada olanlardan daha hızlı
konuşmak istemiyor.

Türkiye kamuoyu için önemli bir soru: Filistin’deki savaş
genişlerse, Suriye ve Irak’taki PKK/PYD ne yapar, hangi tarafta yer alır?

Prof. Malli yine kısa, fakat net bir cevap verdi: “İsrail ve
Batılı koruyucularının stratejilerini bütün bölgeyi parçalamak üzerine
kurduklarını düşünüyorum. Eğer savaş genişlerse, direniş güçlerinin zaferi,
bölgedeki parçalanma ve ayrışmayı önleyecektir.”

Türkiye’yle ilgili bir soru daha: Türkiye ile İran
arasındaki temaslar tekrar arttı. Bu süreç yeni bir yakınlaşmaya kapı açar mı?

Prof. Malli’nin cevabı eleştiriyi de içinde taşıyor:
“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tarafsızlığı bırakan ve Filistin’i destekleyen
tutumu olumlu bir gelişme.”

Ya Türkiye ve İran işbirliği Filistin’de etkili olur mu?

Prof. Malli: “İki devlet arasında İslam İşbirliği Tekilatı
aracılığıyla koordinasyon sağlanması, bölgedeki yakınlıkları ve güçleri
nedeniyle kesinlikle etkilidir.”

Fransa, önce kara harekatına karşı çıktı. Sonra insani
ateşkes önerdi. Atlantik ittifakında görüş ayrılıkları mı var?

Prof. Malli: “Fransa Cumhurbaşkanı’nın tutumunun iki yönü
var. Hem yüksek ölü sayısının dünya kamuoyunda yarattığı maliyeti düşünüyor.
Hem de saldırının başarısız olacağına ilişkin endişelerini ortaya koyuyor.”

Ortaya bir soru: Fransa’nın farklı tutumunda De Gaulle’cü
geçmişinin rolü var mı acaba?

Ve tekrar Rusya ve Çin. İki ülke Atlantik ittifakı
karşısında ne yapar?

Prof. Malli: “BM Güvenlik Konseyi’nde bu iki gücün veto
kullanımına bakalım. Çin ve Rusya, dikkat çekici bir şekilde, ABD ve Batılı
müttefiklerine karşı sağlam duruyor.”

Doğrusu Çin ve Rusya’nın kararlılığı hakkında bu kadar güçlü
bir ifade beklemiyordum.

Prof. Malli sadece analiz mi yapıyor, yoksa enformasyona mı
dayanıyor?

Bekleyip göreceğiz.

Son soru: Filistinliler 7 Ekim hamlesiyle ne yapmak
istiyorlar? Nihai zaferi kazanmak mı yoksa nihai zafere giden yolu açmak mı?

Prof. Malli gerçekçi: “Filistin direnişi Filistin
coğrafyasındaki siyasi faktörlerin farkında. 30 yıllık Oslo Anlaşması deneyimi
onlar için cesaret verici değil. Filistin halkı taleplerine ulaşamadı. Öte
yandan, İsrail toplumunun aşırı sağa eğilimi göz önüne alındığında, iki
devletli çözüm geçmişte kalmış bir meseledir. Dolayısıyla, Filistin direnişinin
7 Ekim başarısına yatırım yapmasının gerçekçi amacı, nihai zafere giden yolu
açmaktır.”

Şunu anladım: Filistin’de yeni bir süreç açılıyor.

Prof. Ahmad Malli ile iki günlük röportaj ve sahadaki
gelişmeler şunları gösteriyor:

Bir: “Direniş” camiası kendinden fazla emin.

İki: İsrail’i korumanın maliyeti ve riskleri Batı için çok
yükseldi. Bunun içinde ABD’nin savaşa girmesi de var. ABD için savaş kararı
kolay gözükmüyor. Ülkede yarılmaya yol açabilir.

Üç: İsrail ve Batılı büyük devletlerin Filistin krizinde
“sihirli formül”leri belli oldu: İran ve Lübnan Hizbullahı’nın savaşa
karışmasını önlemek. Amaçları, İsrail’in elini Gazze’de rahatlatmak. İran’ın
özelliği, kendisi savaşa girmeden, bölgedeki Direniş gruplarıyla İsrail’i
zorlayacak kapasiteye sahip olması. İran ayrıca, Avrasya derinliğinde ittifak
sistemini bir hayli ilerletmiş görünüyor. Rusya ve Çin’in attığı adımlar ve
yaptığı açıklamalar, “istişare” aşamasından “koordinasyon”a geçildiğini düşündürüyor.

Dört: Rusya ve Çin’in Filistin krizindeki politikaları
teorik bir tercih değil. Sahadaki maddi bir zemine dayanıyor. Moskova ve Pekin
biliyor ki, Filistin’de ABD-İngiltere-İsrail ittifakı kazanırsa, sıra
kendilerine gelecek. Tersine, Batı ittifakı kaybederse, Rusya ve Çin için
üzerindeki ABD baskısı büyük oranda hafifleyecek. Savaş etkenleri zayıflayacak.

Beş: Bütün bu tespitler bir süreci işaret ediyor. Akşamdan
sabaha olacakları değil.

 

aydınlık

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın