süresi boyunca yetkisini ilk kez kullanarak BM Şartı’nın 99. maddesini işletti
ve BM Güvenlik Konseyi üyelerine 6 Aralık’ta bir mektup gönderdi: “Güvenlik
Konseyi üyelerini insani felaketin önlenmesi için baskı yapmaya
çağırıyorum ve insani ateşkesin ilan edilmesi talebimi tekrarlıyorum. Bu
çok acil.”
Guterres’in bu mektubu, öncelikle ABD-İsrail
ikilisinin demokrasi ve insan hakları maskesini indirdi. İsrail
Dışişleri Bakanı Eli Cohen, sanki neofaşist saldırganlığıyla Gazze’de etnik
temizlik ve soykırım uygulayan ülkesi dünya barışını tehdit etmiyormuş gibi,
Guterres döneminin “dünya barışı için tehdit olduğunu” savundu!
Ahlaksız yalnızlık
Guterres’in mektubunun ardından BM Güvenlik Konseyi
üyesi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), yaklaşık 90 ülkenin “eş
sunucusu” olduğu karar tasarısını sundu ve düzenlenen acil oturumda
tasarı oylandı.
15 üyeli Güvenlik Konseyi’nde bir tek ABD tasarıya karşı
çıktı ve veto etti, İngiltere bile çekimser kaldı. Çin, Rusya, Fransa, BAE,
Brezilya, Arnavutluk, Ekvador, Gabon, İsviçre, Mozambik, Malta ve Japonya ise
tasarıyı onayladı.
Böylece ABD, bir kez daha BM’de yalnızlaştı. Anımsayacaksınız,
daha önce yapılan BM Genel Kurulu’ndaki oylamada da 120 evet, 14 hayır, 45
çekimser oy çıkmış ve ABD ile İsrail’e dünyada sadece 12 ülke tam
destek verebilmişti.
ABD’nin durumu artık siyaseten yalnızlıktır, üstelik
ahlaksız bir yalnızlık. Çünkü ABD’nin BM Daimi Temsilci Yardımcısı Robert
Wood;
1) Oylamadan önce, “Yeni bir konsey kararı faydalı
değil. Gazze’de insani durumu düzeltmek için sessiz diplomasiyi
tercih ediyoruz” sözleriyle,
2) Oylamadan sonra ortaya çıkan tablo karşısında da
tasarıyı “aceleye getirilmiş, gerçeklikten kopuk, ibreyi
somut bir şekilde ileriye doğru hareket ettirmeyen, dengesiz bir
karar tasarısı” diye niteleyerek, ABD’nin “diplomatik
sahtekârlığını”, “siyasi ikiyüzlülüğünü” ve “insani utanmazlığını” sergiledi!
O kadar sergiledi ki Çin’in BM Daimi Temsilcisi Zhang Jun bile
diplomatik ifadeleri bir kenara bırakarak ABD’yi açıkça “ikiyüzlülükle” suçladı.
ABD düzeni ile Küresel Güney düzeni çarpışması
BM düzeni, Alman faşizmine karşı kazanılan II. Dünya
Savaşı’nın ardından oluşturulan belli ölçülerde bir demokrasi
düzeniydi. Ancak ABD, özellikle SSCB’nin dağılmasının ardından ortaya
çıkan tek kutuplu dünya döneminde bu düzeni tahrip etmeye başladı: BM
kararlarını veto ederek, yok sayarak, aykırı hareket ederek, BM’den karar
çıkartmadan müdahale, savaş ve işgallerde bulunarak “kısmi demokratik
düzeni” felç etti.
Çok kutuplu dünyanın inşa olmaya başlamasıyla birlikte
ABD’nin bu tahripkâr tutumu frenlenmeye başladı. Öyle ki ABD veto kartını
kullansa da tutumuyla yalnızlaşıyor ve gün geçtikçe bunun “siyasi bedelini”
yavaş yavaş ödemeye mecbur kalıyor.
ABD, işte bu nedenle bir süredir BM’yi “Küresel Güney”in
hâkim olduğu bir yapı olarak nitelemeye ve eleştirmeye başladı. İsrail’in
Guterres dönemini “dünya barışı için tehdit dönemi” diye suçlamaya kalkması
bundandır.
Çünkü ABD-İsrail ikilisi için “dünya barışı”,
“tersyüz ettikleri savaş”tır; istedikleri ülkeye saldırabildikleri, işgalle
topraklarını genişletebildikleri, “demokrasi ve insan hakları” maskesiyle “neofaşist” saldırganlıklarını
uygulayabildikleri düzendir.
Bu nedenle Gazze’de sadece İsrailFilistin savaşı
değil, tıpkı Ukrayna’da olduğu gibi, gerileyen “ABD düzeni” ile yükselen
“Küresel Güney” düzeni çarpışmaktadır.
cumhuriyet
