Farklı Günlerde Bayram Yapmak Gerçekten Büyük Bir Sorun mu?

rasthaber

RASTHABER- Bir Ramazan bayramını daha geride bıraktık. Müminler hangi mezhepten ve hangi meşrepten olursa olsun bir ay boyunca ilahi emre itaatte bulundu, bol bol dua ve ibadetler ettiler. Rabbimiz bu aydaki taat ve ibadetleri kendikatında kabul buyurur inşallah.

Böyle mübarek ve bereketli bir ayın sonunda içtihad farklılığından dolayı bayramın bir gün erken veya geç yapılması maalesef büyük bir sorun olarak gösterilmeye çalışılıyor.

Farklı günlerde bayram yapmak sanki İslam dünyasının büyük bir felaketiymiş gibi bir algi oluşturuluyor.

Aslına bakılırsa onlarca mezhep ve fırkanın olduğu bir İslam dünyasında bu faklılığın ortaya çıkacağını beklememek veya idrak etmemek cehalettir.

Her mezhebin diğerine hoşgörü ile yaklaşması gerekirken herkesin kendi görüşünü tahakküm etme çabası bir dayatmadan ibarettir. Vahdet, bu farklılığı gözönünde bulundurup kardeşce farklı günlerde de olsa bayram yapmaktır.

Hele bir de aynı mezhep içerisinde bulunan alt grupların kendilerini haklı görüp diğerlerini batıl görmeleri daha bir felaket, bundan daha felaket olan birilerinin bu bulanık suda balık avlamasıdır.

Şimdi İslam dünyasının onlarca önemli sorunu varken, çözülmesi gereken bunca meselesi ortadayken, vahdet yapması gereken onca ortak noktası varken bayramı aynı günde yapmaya uğraşmak abesle iştiğaldir. Çünkü mezhebler arası içtihad farklılık ve mezheplerin içindeki farkli fetvalar bunu sağlamayı engellemektedir. Kimse kimseyi aldatmasın, kimse kimseyi kınamasın; herkes kendi fıkhına göre amel etsin ve kendi müçtehidinin fetvasına uysun.

Diğer bir sorun ise Şiiler arasındaki “recaen namaz” kılma konusudur.

Bayram olmadığı halde bayram namazı kılınabilir mi? Ramazan ayında oruç tutması gereken birinin bayram olmadığını kesin bildiği bir durumda bayram namazı kılabilir mi? Bazıları “Recaen namaz kılınabilir”, diyorlar. Vahdet ve birliği korumak, fitne ve tefrikayı engellemek için kılınan bu namaza “recaen” deniliyor.

Bazıları kıldırmaya cevaz göstermek için müçtehidlerin kapısını çalıyor, bazıları da bizim fıkhımızın hükmü bellidir, sormaya gerek yok diyorlar.

Birileri bir fetva alıp onu paylaşıyor birileri onu geçersiz kılma çabası içine giriyor.

Birileri müslümanların vahdetin birliğinin maslahat olduğunu belirtip aynı günde namaz kılınmasını öngörürken, birileri böyle bir durumun sözkonusu olmadığını dolayısıyla fıkıhtan taviz verilemeyeceğini belirtiyorlar.

Kısacası; bazıları fıkhi konuda Sünni müslümanlarla vahdeti birliği maslahat görüyor, bazıları ise siyasi konularda siyasilerle vahdeti maslahat görüyor, bazıları dini ve kültürel konularda diyanetle çalışmayı maslahat görüyor, bazıları her konuda tavizsiz ve bağımsız hareket etmenin maslahat olduğunu vurguluyor.

Mezhepler arası içtihad farklılığını ve mezhep içi fetva değişikliğini bilmeyen yok. Her alim bunu gayet iyi biliyor.

İşte asıl sorun budur; şu sorulara açıklık getirilmezse bu sorunlar hep yaşanacaktır. Maslahatı kim belirler? Toplumun üst aklı kimdir? Toplumun kanaat önderi kimdir? Fıkhi, kültürel,siyası konularda son sözü kim söyler?

“Siz karar veremezsiniz biz karar veririz”, diyebilir miyiz? “Biz sizin yerinize düşünüyoruz, fıkhi, siyasi, kültürel meselelerde maslahatı biz belirleriz“, düşüncesi doğru mudur?

Bir topluma alimlik yapmak isteyen cesur olmalıdır. Fıkhi hükmü uygulamada, dini ve kültürel çalışmalarda, siyasi konularda cesur olmalıdır. Cesur olmayan alimlik yapamaz.

Peygamberin varisi olmak isteyen ilahi hükmün fıkhi, siyasi, kültürel, itikadi yönünü cesaret ve diraytele beyan edip uygularsa o varis olabilir ancak.

Toplumsal, grupsal, siyasal baskılar altında alimlik yapılamaz. Peygamberin varisi olmak isteyenler bu gibi konularda daha cesur davranmalı, Müslümanları yanlış yönlendirip bid’atlar üremesine vesile olmamalıdır. Alimin vazifesi bid’atları yok etmektir, bid’at oluşturmak değildir

Allah, kendi içtihadı gereği fıkhi ilkeler doğrultusunda amel edenlerin amellerini kabul eylesin ve müslümanların bayramını mübarek kılsın.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın