Rasthaber – Soğuk savaş sonrası dönemde Afro Avrasya alanındaki güvenlik mimarisi temelden sarsılarak yeni dinamikler etrafında şekillenmeye başlamıştır.
Soğuk savaş sonrası dönemde Afro Avrasya alanındaki güvenlik mimarisi temelden sarsılarak yeni dinamikler etrafında şekillenmeye başlamıştır. Soğuk savaş dönemindeki statüko Türkiye için büyük ölçüde öngörülebilir bir çerçeve sunuyordu. Oysaki soğuk savaş dönemi sonrasında Türkiye’nin her anlamda öncelikleri, etkileyen ve etkilenen dinamikleri değişmiştir. Bu yeni durumu öngören ve kuşatan bir Grand strateji maalesef ki üretilememiştir. Kör kasabalı ideolojilerle, mahfel dedikosunu veya Dışişleri bürokratlarının küçük sohbetlerini aşmayacak bir takım aktivitelerle bugüne gelinmiştir.
2025 yılından itibaren Asya Bloğunun toplam üretimi Atlantik bloğunu geçecektir. Bu yeni bir siyasal sistem örgütlenmesi, güç paylaşımı, güç ilişkileri matrisini ve mimarisini zorunlu kılar. Asya bloğundan siyasi askeri ve ekonomik olarak baktığınızda en önemli güç Çin olarak belirmektedir. ABD Çin’in yükselişini engellemek için ucuz, sürekli ve güvenli enerjiye erişimini kontrol altına almak istemektedir. Afrika operasyonlarıyla Çin’in bu yönelimi ve imkânı engellenmiştir. Pasifik Çin için aşılamayacak bir duvar gibidir. Yegâne alternatif Orta Asya, Hazar, Sibirya Havzasıdır. Bu alan kontrol edilirse Çin’in alternatif olma özelliği seçenek dışı kalacaktır. Çin’in Batıya genişlemesi aynı zamanda Rusya ve Türk dünyası için de tehdittir. Bu alan kontrol edilirse keza AB üzerindeki ABD velayeti süreklilik kazanacak, Rusya Uralların doğusundaki nüfusunun azlığı sebebiyle sınırlandırılabilecektir. Rusya’nın Uralların doğusundaki nüfusu 25 milyon ve milyonlarca kilometrekarelik bir alan insansız bir coğrafya gibi. Bu anlamda Türkiye ve Rusya’nın keza Batının örtüştüğü durumlar söz konusudur.
Afrika, Suriye, Kuzey Irakta ’ki gelişmeleri bu büyük resme bağlı olarak okuyamadığımız zaman hiçbir doğru sonuç ve tahlile varamayız. Suriye ve Irak’ta direnen bir bütün olarak Avrasya güçleridir. Suriye ve Irak’ta Atlantik güçleri kazandığı zaman gerçekten de Fukuyama’nın tarihin sonu kehaneti bir an için gerçekleşir. Konu bu denli önemlidir. Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti, kukla İsrail doğar koridor Akdeniz’e inerse Artık Rusya Doğu Akdeniz’de kalamaz. İran ve Türkiye artık bundan sonraki cephe haline gelir. ABD Hazar havzasına etkili bir biçimde güç projeksiyonu imkân ve kabiliyeti kazanır. Rusya Suriye’ye müdahale ettiği zaman ilk füzeleri hemen Suriye’deki üslerinden değil Hazar’dan atarak “burada hazır şekilde seni bekliyorum hazırım” mesajı verdi. Tabi ki tarih ve stratejiyi yemek tarifi gibi okuyan siyaset ve erkân-ı devlet bundan bir şey anlamaz. Türkiye’nin Suriye politikası en başından itibaren ağır bilgi kusurları ile yürütüldü, sahanın envanteri, ilişki ve çelişkileri bilinmiyordu. Saflaşmanın ekseni dahi uzun süre kestirilemedi. Türkiye Rusya’nın bölgedeki çıkarları tarihi ve jeoplitik mecburiyetler gereği çakıştığı halde provokasyonlarla iki ülke karşı karşıya getirildi.
Türkiye'nin coğrafi konumu, toplam millî güç unsurları, tarihsel ilişki ve ittifakları, kültür havzası ile olan dinamikleri, reel politik durumu tekil ve tek boyutlu bir dış politika uygulamasına engeldir. Siyasi partilerin hiç birinin bu konuda bilimsel temelli bilgiye dayalı bir yaklaşımı, projeleri ve teklifleri yok. Herkes doğaçlama, yardırma, çayhane sohbeti kıvamında gündelik laflarla zevahiri kurtarma derdinde. Türkiye maalesef stratejik akıl ve bilgi üretemiyor. Üreten az sayıdaki mecralar ve merkezler, basit sade suya tirit, kasaba partizan duyguları ile tarafgir bürokratlarca dikkate alınmıyor. "Yani hem fakir hem… Ki büyük!" derler Karadeniz’de, bilmiyorum, eksiğim, bilgiye ihtiyacım var ama yine de sormuyorum, aşağı koymuyorlar.
Avrasya bloku Kuzey Kore kaldıracı ile “elinde sigara ile nükleer füze seven adamın marifeti ile “ Atlantik eksenine karşı dengeyi sağladı. Bu tabloda artık Kuzey Irak referandumu ve Suriye koridoru gerçekliği ve geçerliliğini yitirmiştir. ABD derin devleti karizmayı çizdirmemek için İsrail’in provokasyonları ile anlamsız ve sistemsiz son faaliyetlerini sürdürüyor. Suriye’de artık Avrasya güçlerinin dediği oldu. Biraz daha zaman alacak ama sonucun böyle olacağını görebiliyoruz. Gerisi makyaj ve düzenleme olacaktır. ABD’ye onurlu bir çekiliş şansı tanınacaktır.
Tarihsel olarak malumdur ki Türk, Fars ve Arap jeopolitik eksenini tek başına tartabilecek bir güç bölgede yoktur. Kukla devlet hiçbir zaman ABD’ye rağmen bu güce ulaşamaz. ABD ve Atlantik burada Kürtler ile Arap, Fars ve Türkleri geri dönülmez bir çatışma ve çelişkiler kuyusuna yuvarlamak istemektedir.
