Rasthaber – İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve çevresine yönelik hükümet tarafından sürdürülen baskılara yargı organı da aktif olarak katılmış bulunuyor.
Cumhurbaşkanlığı döneminin sona erdiği 2013’ten sonraki dört yıl boyunca kendi şahsı ve sekiz yıllık hükümetine yönelik eleştiri ve iftiralara cevap vermekten kaçınan Ahmedinejad son bir yıldır kendini ve hükümetlerini savunmaya başlayıp, yeniden siyasal faaliyetlere yoğunlaşınca rakipleri tarafından ağır baskı altında tutulmakta ve yeniden siyaset sahnesine dönmemesi için yargı organı tarafından gözdağı verilmektedir.
Ulusal medyaya ilaveten güç odaklarının kontrolündeki medya tarafından da hakkında ağır bir sansür uygulanan Ahmedinejad ve çevresi, savunmaya yönelik görüşlerini ancak sosyal medya aracılığıyla muhataplarına ulaştırabilmektedir.
Hasan Ruhani hükümetinin ulusal medyada Ahmedinejad hakkında sürdürdüğü karalama propagandalarına ilaveten hükümeti dönemindeki idari kusurları bahanesiyle Ahmedinejad’a yakın kişiler aleyhinde yargı merciilerinde açılmış davalarda ispatlanmamış ve sonuçlanmamış suçlamalar ise ulusal medya da dahil tüm medyada kasıtlı olarak –gerçekmiş gibi- yayınlanmaktadır.
Ahmedinejad döneminde cumhurbaşkanı yardımcılığı, basın danışmanlığı ve cumhurbaşkanlığı mali işler müdürlüğü yapmış üç kişinin Yargı baskısını protesto etmek için İmam Hasan'ın torunlarından Hz. Abdulazim'in Rey şehrindeki türbesine sığınmalarına destek amacıyla İranlı akademisyenlerden yüzlercesi yayınladıkları bir bildiriyle yargı organını güç odaklarının baskısından çıkıp adil olmaya çağırdılar.
Bildirinin tam metni aşağıdadır;
Allah’ın Adıyla
Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisine çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik; öyle ki Allah, kendisine ve elçilerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstün olandır. (HADÎD-25)
İran milleti meşrutiyetin ilanından petrolün millîleştirilmesine ve en önemlisi İmam Humeyni öncülüğündeki İslam İnkılabına kadar adalet ile mücadelesinde çok ağır bedeller ödeyerek büyük fedakarlıklar yapmıştır.
Tüm bu mücadele ve fedakarlıkların sonucunda kurulan İslam Cumhuriyetinde yargı, milletin umut evi olmuştur. Yargı, servet ve güç sahiplerinin tekrar halkın kaderini sahiplenmesini engellemekten ve gücü zorla elinde tutanlardan toplumun hakkını almak ve adaletin sağlanmasından sorumludur.
İmam Ali (a.s.)’mın da buyurduğu gibi “Güçlü karşısında hakkını arayamayan zayıfın olduğu bir ümmet içinde yüce değerlerden söz edilmez.”
Halkın zulme karşı mazlumların yerinde yer alarak ortaya koyduğu İslam İnkılabının değerleri, bugün geçmişe nazaran daha fazla yok olma ve unutulma endişesi ve tehdidi altındadır. Her gün büyük bir üzüntü ve şaşkınlık içerisinde mustazafların ve mazlumların “dini, ekonomik ve siyasi” aristokratlara karşı zayıf feryatlarına şahit olmaktayız.
O halde “Allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah işitendir, bilendir.” ( Nisa;148)
Öyle bir noktaya geldik ki “iyiliği emretmek” ülke güvenliğini tehdit eden büyük bir suç, “kötülükten sakındırmak” ise halkı kutuplaştırmak ve ihanet sayılmaktadır. İktidarı tekellerinde tutan sınıf yargıyı, halkın ve adalet arayanların üzerinde baskı kurmak için kullanmaktadır.
Hiç şüphesiz inkılabın karşısında yer alanlar ve halkı kutuplaştırarak güvenliği tehdit edenlere karşın, davalı ile davacının yerleri değiştirilmiştir.
Ey İslam İnkılabının yoluna gönül verenler!
Devleti korumak bahanesi ile gerçekleri görmeyerek, hali hazırdaki acı tabloyu açıklama yoluna gidenler için bu açıklamaların bir haddi ve sınırı var mıdır?
Milletin istekleri ile mevcut statüko arasına girmiş olan bu mesafe içerisinde, bu isteklerin ve değerlerin temsilciliğini üstlenmiş tek ismin, siyasi elitlerce yok edilmek istenmesi, içinde bulunduğumuz sürecin belirleyicisidir. Servet ve güç sahiplerinin yargıyı kullanarak Ahmedinejad’ı hedef almaları, sadece onun şahsına ve ailesine yönelik bir saldırı değil, toplumun çıkarını hedefleyen ve mevcut durumu değiştirmeye yönelik son iradeyi de yok etmek demektir.
Bu bildiriyi imzalayanlar olarak bizler, Sayın Bekayi’nin Hazreti Abdulazim hareminde gerçekleştirdiği adalet oturuşunu insani ve dini bir vazife edinerek, bu ıslah hareketini destekliyoruz.
Ey yüce dağ, sen bugün benim feryadımı duydun
Gönlümdeki derin acı ki dünya ile eştir
Nale ve feryadını herkes söylemiştir
Yarab, el ve dil arasındaki uzaklık nede çoktur
Bu sabrı görmek kan akıtıyor
Bu sabır ki can çıkartmakta
Bahar rüzgarı estiği o gün
Göreceksin tüm çiçekler ve sonsuzluk yeşili, sonsuza kadardır
