ABD ve İran arasındaki gerilim tırmanırken, yalnızca siyasi arena değil, petrol, altın ve borsa piyasaları da tepki vermeye hazırlanıyor.
- Birinci Bölüm / ABD-İran Çatışmasında Üç Varil Barut
- İkinci Bölüm / ABD’nin Askeri Adımı ve “Vurmak İstiyor Ama Cesaret Edemiyor” İkilemi
- Birinci engel: İç siyaset ve mali baskılar
- İkinci Engel: Askeri Operasyonun Son Derece Yüksek Riski
- Üçüncü engel: Uluslararası yalnızlık
- Üçüncü Bölüm / Dört Temel Senaryo: Varlıklar Hangi Yöne Gider?
- 1-Sınırlı askeri saldırı (olasılık %30): Yerel ve kontrollü dalgalanma
- 2-Topyekûn savaş (olasılık %10’dan az): Son derece düşük olasılıklı senaryo
- 3-Siber savaş ve özel operasyonlar (olasılık %20): Kısa vadeli duygusal dalgalanma
- 4-Yüksek gerilimli ve uzun vadeli karşı karşıya geliş (olasılık %60): Varlıkların temellere dönüşü
- Dördüncü Bölüm / Zaman Penceresi: Hangi Dönemde Risk Daha Yüksektir?
- Kısa vadeli (Şubat–Mart): Risk %25
- Orta vadeli (Nisan–Haziran): Risk %35
- Uzun vadeli (Eylül–Ekim): Risk %20
- Beşinci Bölüm / Son Yankı
Fars Körfezi bir kez daha fırtınanın merkezine yerleşmiştir. ABD ordusuna ait Abraham Lincoln uçak gemisi taarruz grubu Umman Denizi’nin kuzeyine doğru ilerlemiş ve altı muhrip koordineli konuşlanmayla stratejik bir kuşatma halkası oluşturmuştur. Umman Denizi ve Hürmüz Boğazı’nda ABD ile İran arasında doğrudan bir deniz mücadelesi, bir anda bölgesel gerilim seviyesini zirveye taşımıştır.
Çinli teknoloji şirketi ByteDance’e ait özel medya kuruluşu Toutiao, bölgedeki son gelişmeleri inceleyerek ABD ile İran arasında askeri bir çatışma ihtimalini ve bunun küresel piyasalar üzerindeki sonuçlarını değerlendirmiştir.
Şu anda WTI ham petrol vadeli fiyatı varil başına 64 dolar seviyesindedir ve bu rakam son dip seviyelere kıyasla yaklaşık yüzde 18’lik bir artış göstermektedir. Piyasada jeopolitik risk primi oluşmaya başlamıştır, ancak şokun şiddeti hâlâ rasyonel ve soğukkanlı bir değerlendirme gerektirmektedir.
Analitik sonuç: ABD ile İran arasında kapsamlı bir savaş ihtimali yüzde 10’un altında tahmin edilmektedir ve sınırlı askeri saldırı riski yaklaşık yüzde 30’a yükselmiştir ve yüksek gerilimli fakat kontrollü bir karşı karşıya geliş senaryosu ise hâlâ baskın durumdur (yaklaşık yüzde 60).
Trump yönetimi “azami baskı + askeri caydırıcılık + diplomatik test” şeklindeki ince bir ip üzerinde yürümektedir. Askeri olarak harekete geçme ya da bundan kaçınma kararı nihayetinde üç temel değişkene bağlıdır ve bunlar: İran’ın nükleer programındaki ilerleme, sahadaki bölgesel gelişmeler ve ABD iç siyasetindeki dengelerdir.
Karşı tarafta ise İran’ın moral dayanağı, General Süleymani’nin “Hiçbir Şeyden Korkmadım” adlı kitabındaki şu cümlede bulunabilir: “Çobanken kurda karşı başımı eğmezdim, çünkü eğersen av olursun.” Bu cümle yalnızca İran’ın çatışma mantığının özünü değil, aynı zamanda küresel piyasaların nabzını da etkilemektedir.

Birinci Bölüm / ABD-İran Çatışmasında Üç Varil Barut
ABD ile İran arasındaki mevcut karşı karşıya gelme son derece tehlikeli bir kritik noktaya ulaşmıştır ve askeri, diplomatik ve nükleer alanlarda üç “barut fıçısı” bulunmaktadır ve her an alevlenme ihtimali vardır.
3 Şubat’ta yaşanan deniz çatışması son gelişmelerin ana kıvılcımı olmuştur ve ABD güçleri İran’a ait bir keşif İHA’sını düşürmüş ve İran sürat tekneleri ABD mülkiyetindeki bir petrol tankerine doğrudan yaklaşmıştır. Bu olayın ardından Trump açıkça “Bir sonraki darbe daha sert olacak” uyarısında bulunmuştur. Bu mesaj hiçbir örtü olmaksızın İran’ın nükleer tesislerine yönelik hassas saldırılara hazırlık ve askeri caydırıcılığın artırılması anlamına gelmektedir.
Diplomasi cephesinde de müzakereler çıkmaza girmiştir. 4 Şubat’ta ABD ve İran nükleer görüşmeleri çöküşün eşiğine gelmiştir. Tahran “müzakere yerinin tarafsız olmaması” gerekçesiyle mekân değişikliği talep etmiş, ancak bu talep Washington’un kesin muhalefetiyle karşılaşmış ve aynı zamanda İran’a son bir ültimatom iletilmiştir. Ancak dokuz Orta Doğu ülkesinin arabuluculuğu sayesinde 6 Şubat’ta görüşmeler Umman’da devam edebilmiştir. Bu aşamada ABD açık bir tutum almıştır yani diplomasi başarısız olursa askeri seçenek devreye sokulacaktır.
Taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar esasen çözümsüz görünmektedir. ABD, uranyum zenginleştirmenin tamamen durdurulmasını, füze programının sınırlandırılmasını ve İran’ın bölgesel vekil güçlere verdiği desteğin kesilmesini talep etmektedir, buna karşılık İran, nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkında ısrar etmekte ve her türlü eşitsiz şartı kesin biçimde reddetmektedir.
Bu yaklaşım, General Süleymani’nin söz konusu kitabındaki temel mantığın doğrudan devamıdır yani “kırmızı çizgileri korumak ve kesinlikle geri adım atmamak”.
Ancak en ölümcül unsur hâlâ nükleer dosyadır; bu konu İran’ı ABD tarafından çizilen kırmızı çizginin eşiğine taşımıştır. İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokları 400 kilogramı aşmış ve zenginleştirme seviyesi yüzde 20’nin üzerine çıkmıştır ve silah seviyesi olan yüzde 90’a mesafe yalnızca bir adım olarak değerlendirilmektedir. İsrail güvenlik bilgilerine göre İran gizlice nükleer tesislerini yeniden inşa etmekte ve geliştirmekte, bazılarını askeri saldırılara karşı hayatta kalma kapasitesini en üst düzeye çıkarmak için dağlık sığınaklara taşımaktadır. Bu durum ABD müttefiklerinin uykusunu kaçırmış ve aynı zamanda Washington’un askeri seçeneğe başvurması için en güçlü itici güç hâline gelmiştir.

İkinci Bölüm / ABD’nin Askeri Adımı ve “Vurmak İstiyor Ama Cesaret Edemiyor” İkilemi
ABD’nin İran’a karşı askeri harekât kararı hiçbir zaman duygusal ya da anlık bir kararın sonucu olmamıştır, aksine çeşitli güçlerin karmaşık mücadelesinin ürünüdür ve saldırma motivasyonu vardır, ancak caydırıcı engeller çok daha güçlüdür.
Birinci engel: İç siyaset ve mali baskılar
2026 ara seçimlerine yaklaşılırken, ABD kamuoyunun yüzde 62’si İran’ın nükleer meselesi nedeniyle savaşa başlanmasına karşıdır ve bu oran, 2003 Irak savaşı eşiğine kıyasla yüzde 37 daha düşüktür. Trump seçim kampanyası döneminde “sınır ötesi savaşlardan uzak durma” sloganını dile getirmişti ve şimdi aynı slogan onun elini kolunu bağlayan bir ipe dönüşmüştür ve bu kırmızı çizginin aceleyle aşılması yüksek bir siyasi risk taşımaktadır.
Daha acı gerçek ise para meselesidir. ABD’nin ulusal borcu 38 trilyon dolara ulaşmış ve bütçe açığı benzeri görülmemiş bir seviyededir. RAND Enstitüsü’nün tahminlerine göre, İran ile kapsamlı bir savaşın yalnızca ilk 30 gününde ABD ekonomisine 28 milyar dolar maliyet yüklenecektir ve bu maliyetin sürmesi hâlinde esasen bu katlanılabilir olmayacaktır.
İkinci Engel: Askeri Operasyonun Son Derece Yüksek Riski
İran’ın son derece dağınık ve gizlenmiş birçok nükleer tesisi bulunmaktadır; bunların büyük bir kısmı dağlık bölgelerin derinliklerinde yer almakta ve sadece GBU-57 gibi çok ağır sığınak delici bombalarla hedef alınabilmektedir. Buna rağmen, ABD’nin Orta Doğu’daki mühimmat stokları yalnızca 20 günlük yoğun operasyon için yeterlidir ve bu altyapının tamamen imha edilmesi fiilen imkânsız görünmektedir.
Öte yandan, İran’ın füze menzili Orta Doğu’daki tüm ABD üslerini kapsamaktadır ve bölgede konuşlu yaklaşık 50 bin Amerikan askerinin güvenliği ciddi bir tehdit altındadır ve bu, Pentagon’un küçümseyemeyeceği bir risktir.
Gerilimin tırmanması senaryosunda, İran dünyanın deniz yoluyla taşınan petrolünün yaklaşık yüzde 30’unun geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatırsa, petrol fiyatı artacak ancak muhtemelen yönetilebilir olacaktır, buna karşın ortaya çıkacak enflasyon dalgası doğrudan Trump’ın seçim perspektifine zarar verecektir. Ayrıca İran’ın vekil güçlerinin eş zamanlı olarak birden fazla cephede vereceği tepki, ABD’yi hızla yıpratıcı bir bataklığa sürükleyebilir.
Üçüncü engel: Uluslararası yalnızlık
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi kilit bölge ülkeleri herhangi bir askeri operasyon için kendi topraklarını platform olarak sunmayı reddetmiştir ve uluslararası düzeyde de Birleşmiş Milletler üyelerinin çoğunluğu diplomatik çözümü vurgulamaktadır. ABD’nin tek taraflı askeri eylemi büyük olasılıkla Washington’u yalnız ve desteksiz bir konuma düşürecektir. Ancak savaşma motivasyonu ortadan kalkmış değildir. Trump yönetimi parti içi derin ayrışmalarla karşı karşıyadır ve dış politikada güç gösterisi, özellikle sınırlı ve kontrollü askeri saldırılar yoluyla kamuoyunun dikkatini iç meselelerden uzaklaştırabilir ve temel seçmen tabanını daha birleşik hale getirebilir.
ABD’nin askeri-sanayi kompleksi de bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır. 2024–2025 seçim döngüsünde savunma sanayii şirketlerinin lobi harcamaları yüzde 22 artmış ve bunun büyük kısmı İran konusunda sert tutumlu yasa koyuculara destek için kullanılmıştır.
Trump’ın başkanlığı döneminde ABD’nin Orta Doğu’ya silah satış hacmi 1,2 trilyon dolara ulaşmış ve bunun yüzde 60’ı “İran tehdidiyle mücadele” başlığı altında gerekçelendirilmiştir. Askeri çatışma beklentisi doğrudan savunma sanayii siparişlerinin artmasına yol açmaktadır.
Son olarak, İsrail’in baskısı bu denklemin temel itici unsurlarından biridir. Tel Aviv, İran’ın nükleer programını varoluşsal bir tehdit olarak görmekte ve Netanyahu hükümeti Washington’u sürekli askeri eyleme yönlendirmektedir. Aralık 2025’te Mar-a-Lago’daki görüşmede iki taraf İran’a karşı eylem çerçevesi üzerinde mutabakata varmış ve bu mutabakat ABD’nin saldırgan stratejik yönelimini resmi olarak pekiştirmiştir.

Üçüncü Bölüm / Dört Temel Senaryo: Varlıklar Hangi Yöne Gider?
Piyasa temel seviyeleri (altın ons başına 4900 dolar, gümüş ons başına 80 dolar) dikkate alındığında, ABD’nin İran’a yönelik muhtemel eylemi dört ana senaryoda sınıflandırılabilir. Genel olarak piyasaların tepkisi belirgin bir model izlemektedir: petrolün nispeten ılımlı dalgalanması, güvenli varlıkların güç kazanması ve savunma sanayii hisselerinin öne çıkması.
1-Sınırlı askeri saldırı (olasılık %30): Yerel ve kontrollü dalgalanma
Bu senaryonun özü “hassas darbe, hızlı duruştur”; kara kuvveti göndermeden, 1 ila 3 günlük süre içinde karma silah kullanımıyla İran’ın nükleer tesislerine, füze üslerine ve Devrim Muhafızları komuta merkezlerine odaklanılmasıdır. Amaç rejim değişikliği değil, cezalandırma ve caydırmadır.
Üç unsur bu senaryoyu aktif hâle getirebilir:
- İran’ın zenginleştirmeyi yüzde 90 seviyesine ulaştırması
- İran’ın ABD veya müttefik hedeflerine saldırması
- Müzakerelerin tamamen çökmesi
Varlıklar üzerindeki etki kontrol edilebilir olacaktır:
Brent petrol 72 saat içinde varil başına 78–85 dolara çıkar (ham petrol: 75–82 dolar)
İç piyasada benzin fiyatı litre başına yaklaşık 0,15–0,25 yuan artar
Altın ons başına 5300 doların üzerine çıkar
Gümüş ons başına 90–92 dolara ulaşır
ABD borsasında savunma sanayii hisseleri %10–15, Çin borsasında %12–18 artar
Devamında İran büyük olasılıkla General Süleymani’nin vurguladığı “hassas ve sınırlı darbe” mantığını izleyecek ve küçük ABD üslerine saldırarak çatışmanın genişlemesini önlemeye çalışacaktır.
2-Topyekûn savaş (olasılık %10’dan az): Son derece düşük olasılıklı senaryo
Bu senaryonun amacı İran rejimini devirmek ve askeri ile nükleer kapasitesini tamamen yok etmektir; deniz ve hava saldırıları, özel kuvvet operasyonları ve kara harekâtının birleşimiyle yürütülür. Gerçekleşmesi hâlinde uzun, maliyetli ve son derece riskli bir savaş olacaktır.
Bu durumda küresel piyasalar ağır şok yaşar ama yine de petrol fiyat artışı kontrol edilebilir kalır:
Brent petrol: varil başına 110–120 dolar (ham petrol: 105–115 dolar)
Altın: ons başına 5500 doların üzerine çıkar
ABD borsası: bir hafta içinde %12–15 düşüş
Orta Doğu borsaları: %20–25 çöküş
Bununla birlikte, böyle bir senaryonun gerçekleşmesi neredeyse imkânsızdır. Bu yol, Trump’ın en düşük maliyetle en yüksek siyasi kazanım elde etme anlayışıyla mantığıyla tamamen çelişmektedir. Savaşa yönelik iç muhalefet, mali baskılar ve uluslararası toplumun direnci, ABD’yi kaçınılmaz biçimde sonuçsuz bir yıpratma savaşına sürükleyecektir.

3-Siber savaş ve özel operasyonlar (olasılık %20): Kısa vadeli duygusal dalgalanma
Bu senaryoda odak noktası gizli ve düşük riskli eylemlerdir; İran’ın nükleer tesislerine yönelik siber saldırılar veya 2020’deki nükleer bilim insanı suikastı ve Stuxnet virüsüne benzer biçimde kilit bilim insanlarının hedef alınması gibi.
Piyasalar üzerindeki etkisi kısa vadeli ve sınırlıdır:
Brent petrol %5 ila %8 artarak 72–75 dolar seviyesine çıkar (ham petrol: 68–71 dolar) ve bir hafta içinde geri çekilir.
Altın geçici olarak yaklaşık 4950 dolara kadar yükselir, ardından düzeltme yapar.
Savunma hisseleri %2 ila %3 oranında ılımlı bir artış yaşar.
Süleymani yıllar önce “Sırtından bıçaklanma tehlikesi” konusunda uyarıda bulunmuştu ve İran da koruma seviyesini ciddi biçimde artırmıştır, bu nedenle bu tür operasyonların etkisi sınırlı olacak ve fiyat şoku kalıcı olmayacaktır.
4-Yüksek gerilimli ve uzun vadeli karşı karşıya geliş (olasılık %60): Varlıkların temellere dönüşü
Bu senaryodaki ana strateji şudur: yaptırımlar + askeri caydırıcılık + diplomatik izolasyon + iç muhaliflere destek; amaç savaşa girmeden zafer elde etmek ve maliyetleri en aza indirmektir ve bu strateji mevcut ABD çıkarlarıyla en fazla örtüşendir.
Varlıkların davranışı ekonomik temellere geri döner:
Brent petrol 70–78 dolar aralığında (ham petrol: 66–74 dolar).
Altın 4800–4850 dolar bandına geri çekilir.
Gümüş 80 dolar seviyesinde istikrar kazanır.
S&P 500 endeksi yıl içinde %8 ila %10 büyüme kaydeder ve teknoloji hisseleri toparlanır.
Bu senaryo, Süleymani’nin “baskı karşısında zaman kazanma” mantığıyla uyumludur, yani İran yüksek gerilimli ortamda nükleer programını kademeli biçimde ilerletebilir ve küresel piyasaların odağı da giderek federal rezerv politikalarına ve küresel ekonomik toparlanma sürecine kayar.
Dördüncü Bölüm / Zaman Penceresi: Hangi Dönemde Risk Daha Yüksektir?
Askeri eylem riski farklı zaman dilimlerinde belirgin biçimde değişmektedir ve dönüm noktaları açıkça tanımlanabilir:
Kısa vadeli (Şubat–Mart): Risk %25
6 Şubat’ta Umman’daki müzakereler kilit bir eşik niteliğindedir. Görüşmeler başarısız olursa, ABD ordusu güç gösterisi amacıyla ani bir saldırıya başvurabilir, bu adım kısa vadede jeopolitik riski hızla artırabilir.
Orta vadeli (Nisan–Haziran): Risk %35
Bu dönemde İran’ın nükleer programının kırmızı çizgileri aşma ihtimali artar. Aynı zamanda ara seçimlerin yaklaşmasıyla Trump daha fazla oy toplamak için sınırlı bir askeri eyleme yönelebilir, bu da risk seviyesini belirgin biçimde yükseltir.
Uzun vadeli (Eylül–Ekim): Risk %20
Bu dönem seçimler öncesindeki son zaman penceresidir. İran taviz vermeyi sürdürürse Trump riskli bir kumar oynayabilir, ancak petrol fiyatlarındaki artış ve bunun enflasyonist sonuçları iç ekonomiye ve seçim perspektifine zarar verebilir ve caydırıcı bir etki yaratabilir.

Beşinci Bölüm / Son Yankı
ABD ile İran arasındaki çıkmaz hiçbir zaman yalnızca sert ve doğrudan bir çatışma olmamıştır; bu, hegemonya mantığı ile ulusal egemenliğin onuru arasında yıpratıcı bir mücadeledir. Trump’ın seçim hesapları ve askeri ve sanayi kompleksinin çıkarları, İran’ın nükleer hakları konusundaki ısrarıyla kesişmekte ve aynı zamanda General Süleymani’nin “Üstün güce boyun eğmeyin” diye tanımladığı ruhla çatışmaktadır.
Önümüzdeki dört senaryo ve üç risk zaman penceresi nihayetinde tek bir ortak soruya dönmektedir ve o da maliyet ve risk hesabıdır.
ABD’nin kapsamlı bir savaşa girme kapasitesi ve cesareti yoktur, İran’ın da bu çıkmazı hızlı biçimde kıracak bir çözümü bulunmamaktadır. Bu nedenle yüksek gerilimli ve uzun vadeli bir çatışma büyük olasılıkla baskın durum hâline gelecektir.
Küresel varlıkların jeopolitik sinyallere duyarlı dalgalanmaları, dünya düzeninin kırılgan yapısının bir yansımasıdır, ancak kısa vadeli heyecanlar nihayetinde yerini piyasanın temel mantığına bırakacaktır. Bu çatışmanın daha derin mesajı, petrol ya da altın fiyatlarındaki dalgalanmanın ötesindedir ve o da şudur: Hegemonya geri çekilmektedir, bağımsız devletler uyanmaktadır, jeopolitik fırtına kalıcı değildir, kalıcı olan çıkar dengesi ve ulusal onur ile haysiyetin korunmasıdır.
TahririehNews’den çevrilmiştir
