İslami Cihad Genel Sekreter Yardımcısı, İran’la savaşı, ABD’nin imparatorluğunu yok edecek ölümcül bir hata olarak nitelendirdi.
Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreter Yardımcısı Muhammed El-Hindi, “Kibir, Fars Körfezi kıyılarında son nefesini mi veriyor?” başlıklı makalesinde, ABD ve müttefiklerinin bölgedeki ardı arkası kesilmeyen yenilgilerini ele alarak şunları yazdı: “Siyonist rejim, 4 Amerikan başkanını İran’la savaşa girmeye ikna edememesinin ardından, nihayet dünyada barışı tesis edeceğine dair verdiği tüm sözleri arkasında bırakan ve siyonistlerin İran’a karşı savaşa sürüklemeyi başardığı mevcut ABD Başkanı Donald Trump’ı kandırmıştır.”
Trump’ın İran’a Saldırı Konusundaki Ölümcül Hatası
İran’a karşı başlatılan bu büyük savaşın amacı, bu ülkenin rejimini devirmek ve bölgede Siyonizm ile Batı’nın çıkarlarına hizmet edecek şekilde, devrik şah gibi kukla bir rejimi iş başına getirmeliydi.
ABD’nin iddialarının aksine, bu savaşın amacının ABD’yi savunmak olmadığı son derece açıktır; zira İran’dan ABD’ye yönelik hiçbir tehdit yoktu. Aksine bu savaşın hedefleri, ABD’nin bölge halklarının servetleri ve kaynakları üzerindeki emperyalist hırsı ile İsrail’in bölgemizdeki varlığını pekiştirmesiyle ilgilidir ve ABD’nin başlattığı her savaş bu amaçlara hizmet etmiştir.
Ancak ABD’nin bu macerasındaki yeni nokta, önceki savaşlarla karşılaştırıldığında uluslararası koşulların artık tamamen değişmiş olmasıdır; öyle ki ABD bölgedeki önceki savaşlarında, en azından savaşın başında kendi anlatısını dünyaya satmayı ve bir şekilde savaşlarına meşruiyet kazandırmayı başarmıştı. Kitle imha silahları bahanesiyle 2003 yılında Irak’a saldırılmasında olduğu gibi…
Ancak bugün, dünyanın çok kutupluluğa doğru hareket etmesi ve büyük güçlerin uluslararası rollerini ve çıkarlarını pekiştirmek için rekabet etmesiyle birlikte, yeni bir kutup olarak ortaya çıkan Çin ve çok kutuplu bir dünyada kendi yerini sağlamlaştırmak için rekabet eden Rusya’nın yükselişiyle ABD’nin gücü meydan okunmaktadır.
Önceki dönemlerin aksine ABD, Irak’a saldırısında olduğu gibi Güvenlik Konseyi’nin desteğini almayı bırakın, Avrupalı ve Asyalı müttefikleri ve hatta Fars Körfezi bölgesindeki Arap müttefikleri de dahil olmak üzere müttefiklerinin desteğini toplamada başarısız olmuştur.
Bir başka deyişle bugün ABD, İran’la savaşında hiçbir uluslararası tarafın resmi desteğine sahip değildir ve aslında dünyanın uzak noktalarında bile bu savaşın sonuçları hissedildiği için tüm taraflar bu savaştan hoşnut değildir.
Aynı zamanda ABD’nin İran’ın işlerine müdahale etme ve bu ülkedeki komplolarını uygulama yeteneğinin sınırlılığı da açıkça ortaya çıkmıştır. Böylece İran’a karşı uzun süren bir saldırı ve ablukanın ardından, İran’ın nükleer silaha sahip olma tehlikesi konusunda Amerikan kamuoyunu kandırma ve bu savaşı karanlığa karşı bir savaş olarak tasvir etme yönündeki tüm çabalara rağmen Trump yönetiminin Amerikan ve Batı kamuoyunu etkileme planı başarısız olmuştur.
Bu doğrultuda son anketlere göre Trump’ın onay oranı en düşük seviyesinde kalmış ve özellikle İran’a saldırının, Siyonist rejimin Filistin halkına karşı işlediği vahşi suçların devam ettiği bir dönemde gerçekleşmesi nedeniyle yüzde 33’ü geçmemiştir.
ABD’yi İran’la Savaş Bataklığına Sürükleyen Yanlış Hesaplamalar
Trump yönetimi, İran’a saldırırken birkaç açıdan çok yanlış ve ölümcül hesap hatalarına düşmüştür:
- Bu saldırının zamanlaması uygun değildi ve ABD’nin, dünyanın enerji üretiminin ve sevkiyatının yüzde 20’sinden fazlasını gerçekleştiren bölgedeki mutlak nüfuzuna fazlasıyla güvendiği anlaşılmaktadır. Ek olarak İran’a saldırı, dünyanın çok kutupluluğa doğru ilerlediği bir zamanda gerçekleşti.
- ABD hükümeti, siyasi ve kişisel mülahazalar temelinde Trump’ı aldatan ve ona İran rejimini tek bir sert vuruşla devirmek için eşsiz bir fırsat olduğu izlenimini veren Siyonist rejim yetkililerinin yanlış değerlendirmelerine ve planlarına kandı.
- Trump yönetiminin en büyük hatalarından biri, İran halkının mahiyetini, tarihini, inançlarını ve kültürünü anlayamamasıydı; öyle ki aşırı güç kullanarak İran halkını diğer birçok halk gibi teslim alabileceğini zannetti ve İran halkının kendine has özelliklerini hesaba katmadı.
Bu yanlış hesaplamalar Trump’ın İran’la savaş tuzağına düşmesine neden oldu ve kendisi safiyane bir şekilde İran’ın Venezuela gibi olduğunu düşündü. Ancak savaşın seyri, tüm tasavvurlarının başarısız olduğunu kanıtladı ve hedeflerine ulaşmadaki başarısızlığının ardından, bu yolla bu ülkenin içinde huzursuzlukları kışkırtmak için İran’a karşı en şiddetli ekonomik yaptırımları uygulamaya başvurdu.
Dış Saldırılar ve Komplolar İran’ın Direnişini ve Bütünlüğünü Güçlendiriyor
Ancak Trump, İran’a yönelik askeri saldırıda bu ülkenin rejiminin direnç ve bütünlüğünü ölçmek için bir kriter gözetmediği gibi, İran karşıtı ekonomik yaptırımlarda da yanlış hesaplamalara düştü ve sanki ABD’nin İran’a yönelik onlarca yıllık sert yaptırımları boyunca bu ülkeyi asla teslim alamadığını ve İran ekonomisini boğmaya ve uluslararası ticaretini kısıtlamaya yönelik her türlü yeni çabanın, bu halkın metanet ve direnişi gölgesinde başarısızlığa uğrayacağını unuttu.
ABD’nin bugün, askeri, ekonomik, siyasi baskılar ve diğer yollarla ona meydan okumanın zor olduğu devasa bir askeri güce ve kudrete sahip olduğu doğrudur. Bununla birlikte tarih, sadece güçle çözülmüş hiçbir çatışma örneği sunmamaktadır.
Gücün kibriyle körleşmiş olan ve bir grup ikiyüzlü ve zorba danışman tarafından yönlendirilen Trump, hâlâ sihirli bir büyüyle dünyayı yönetme hayalleri kurmaktadır.
Eğer Trump’a orman kanunlarına geri dönmesine izin verilirse, dünyanın dört bir yanındaki ve bölgedeki ülkeler acı çekecek, teslim olacak veya parça parça olacaktır; çünkü Trump’ın ilan edilen hırsları İran ve Fars Körfezi ile sınırlı olmayıp Kanada, Grönland, Panama, Küba ve diğer ülkelere de uzanmaktadır.
İran, bağımsızlığını ve egemenliğini korumak için yaklaşık yarım asırlık yaptırımlara, komplolara ve savaşa katlanmıştır ve her türlü dış saldırı ve komplo bu ülkede iç ittifakın ve seferberliğin güçlenmesine yol açmıştır.
Örneğin Irak’ın İran’a karşı 8 yıllık vahşi savaşı, İslam Cumhuriyeti rejiminin temellerini daha da sağlamlaştırmış, Devrim Muhafızları Ordusu’nun ve halk milislerinin (Besic) kurulmasına tanıklık etmiştir. Ayrıca kapsamlı yaptırımlar, İran’da bağımsız bir ekonominin ve kendine güvene dayalı yerel üretimin oluşturulması için zemin hazırlamıştır.
Dolayısıyla ABD ve Siyonist rejimin mevcut aşamada İran’a karşı gerçekleştirdiği saldırı da bu ülkeyi zayıflatmak bir yana, özellikle Trump ve Netanyahu tarafından dayatılan bu orman kanunları döneminde herhangi bir saldırıya karşı caydırıcı bir faktör olarak işlev görebilecek askeri ve silahlanma düzeyindeki ilerleme için bir motivasyon teşkil etmektedir.
ABD ve Siyonist rejim, İran’a saldırıda en yıkıcı ve gelişmiş son askeri teknolojilerini kullanmalarına rağmen, başta rejimi devirmek olmak üzere hedeflerine ulaşmada ağır bir yenilgiye uğramışlardır ve bu birçok ülke için bir derstir.
İran’a Karşı Alınan Yenilgi, Siyonizmin ve Amerikan İmparatorluğunun Ölümünün Başlangıcıdır
Dünya ülkeleri bilmelidir ki eğer kendi kendilerine yeterli olmazlarsa ve sürekli olarak ABD’nin desteklerine güvenirlerse, bir gün gelir ABD kendi çıkarları ve İsrail için tüm bu ülkeleri feda eder ve tabii ki bu Batı siyasetinde yeni bir olgu değildir.
Bu ortamda Arap ülkeleri çok daha uyanık olmalı, yozlaşmış siyonist çeteler karşısında boyun eğmekten kaçınmalı ve bağımsızlığa doğru yönelmelidir. Bugün dünya halklarına egemen olmak ve kaynaklarını kontrol etmek isteyen savaş çığırtkanlığına ve başkalarını ortadan kaldırmaya dayalı siyaset, İran karşısında işe yaramamış ve ağır bir yenilgiye uğramıştır.
İran’ın, ABD ve Siyonist rejimin yıkıcı politikaları karşısındaki inatçı duruşu ve İranlıların insani değerleri hedef alan komplolar karşısında bağımsız kimliklerini koruma konusundaki sarsılmaz kararlılığı, Amerikan-Siyonist düşmanın İran’a karşı gerçekleştirdiği her yeni saldırı turunda yeniden tekrarlanacak ve düşman yine hedeflerine ulaşamayacaktır.
Dolayısıyla Amerikalılar ve siyonistler biraz akıllı olurlarsa önceki hatalarından ders çıkarırlar. Ancak genel olarak İran rejimini devirmedeki başarısızlık ve ayrıca İsrail’in tüm cephelerdeki yenilgisi, Batılı toplumların siyonist lobinin baskılarından, aldatma ve beyin yıkama mekanizmalarından kurtulmaya başlamasıyla birlikte Siyonizmin ölümünün ve Amerikan imparatorluğunun zevalinin müjdecisidir.
