İran saldırılarından ne öğrenmeliyiz?

Amerika ve İsrail, İran’a savaş açarken İran’nın dini lideri ve devletin başı olan Ali Hamaney’i öldürerek 2,575 yıllık tarihi olan İran devletinin günler içinde çökeceğini düşündüler.

Oysa kısa süre içinde kibirleri ve cehaletleri onları feci bir şeklide yanılttı anlamış oldular.

Hamaney, Ramazan ayında, bir sığınakta değil, onuruyla, şerefiyle bizzat çalışma ofisinde, iş başında öldürülmesi ve üstelik Ayetullah Humeyni ile aynı yaşta şehit düşmesi, muhalifler arasında bile onun unutulmaz, olağanüstü bir halk kahramanı yaparak, ölümsüzleştirdi.

Çünkü her millet yanında duran lideri ölümsüzleştirir, ihanet edenleri değil.

Amerika ve İsrail tam 47 yıl İran’nın bir tehdit olduğunu ve ona saldıracaklarını söyleyip durdu.

İran devleti ise aynı 47 yıllını, uygulanan yaptırımları, savrulan tehditleri bir avantaja çevirerek hedef odaklı, devleti koruyacak, aile bağları güçlü, eğitim odaklı milliyetçi nesiller yetiştirmekle geçirdi.

İşte o saldırı günü nihayet gerçekleşince, yetiştirdiği nesiller bugün İran devletini korumak için sokaklara dökülüyor, şehit olma olasılığı çok yüksek olmasını bilmelerine rağmen en üst düzey görevleri sırasıyla kabul ediyorlar.

İran, Suriye’den sonra Türkiye’nin paylaştığı en uzun sınır komşusudur.

İran’da çok sayıda soydaşımız, bir çok kültürel değerlerimiz benzerlik taşımakla birlikte, aynı bölgenin insanları olarak da ortak coğrafi risklerimiz bulunuyor.

NATO ülkesi olmamıza rağmen, Amerika kendi topraklarımızda teröristleri beslemekten, vatandaşlarımızı öldürmekten veya devletimize zarar vermekten bugüne kadar hiç geri kalmadı.

Bize dost görünürken, altımızı oymaktan hiç bir zaman vazgeçmedi.

İran’nın olduğu gibi, bizim de fazlasıyla düşmanlarımız mevcuttur.

O yüzden İran’a karşı yapılan saldırıdan Türkiye, ilerisi için çok önemli dersler çıkartmalı, başta 2017 yılından itibaren yürürlükte olan Başkanlık sistemi bunlardan en önemlisidir.

İran’a karşı yürütülen saldırılarda çıkartılması gereken en önemli dersler sırasıyla belirtmek isterim.

Öncellikle, devletin korunması esastır, çünkü devlet olmadan millet, halk korunamaz.

Halk korunamadığı taktirde de vatan savunmasız kalır.

İkincisi, ciddi devlet yönetimlerinde şahısların dostlukları önemsizdir, devletin dostları, menfaatleri, çıkarları esastır.

Şahıslar geçicidir, kalıcı olan devlet ve ortak ulus kimliğidir.

Tarihindeki doğrulara sahip çıkan, gurur duyan, yanlışlardan da ders alan nesiller yetiştirmek bir devletin gelecekte var olmasının en önemli garantisidir.

Milliyetçilik bir tehdit değil, tam tersi ülkede yaşayan her etnik yapıyı veya farklı dinleri ortak bir kimlik altında birleştiren en önemli değerdir.

İnsanlar sahip oldukları uğruna savaşır, mücadele verir ve kaybetmemek için korur.

Üçüncüsü, tarih bilinci, milliyetçilik ve geleneksel aile bağları ile kültürel adetler bir toplumun dağılmasını önler.

Çünkü her aile, mikro düzeyde bir devlettir.

Bugün aileyi koruyanlar, yarın doğal olarak devletini de korur.

Dördüncüsü, sağlam komşular devleti korur, zayıf komşular devlete zarar verip, yıkılmasına da yardımcı olur.

Beşincisi, Devlettin en büyük serveti, önce kendi halkı, sonra da güçlü ve saygın ordusudur.

Güçlü ordu olmadan devlet büyük tehlikeye girer ve VAR OLAMAZ.

Altıncısı, şahıs odaklı devlet yönetimleri korunaksızdır, çünkü zafiyetleri oluşur.

Bu zafiyetler de zaman için de düşman için son derece kullanışlı hale gelir.

Bunun en iyi örneği şu an Amerikan başkanı Trump’tır.

O yüzden yatay güç dağılımı olan ve bağımsız yargı, yasama ve yürütüme esastır.

Her birimi denetleyecek ve yeri geldiğinde kısıtlayacak başka bağımsız birimler şarttır.

Yedincisi, ülkenin korunmasını mümkün kılan en büyük yatırım bilim ve adalet içinde ile yetiştirilmiş gençleridir.

Güçlü gençler, güçlü devlet demektir.

Sekizincisi, Devletlerin dostu olmaz, sadece stratejik düşmanları veya stratejik dostları olur.

Dokuzuncusu, halk arasında sıklıkla telaffuz edilen “coğrafya kaderdir” sözü doğru değildir.

Çünkü coğrafya kader değil, doğru değerlendirilirse en büyük silahtır.

Son olarak da almamız gereken en önemli ders ise devletler, hamaset ile değil, ciddiyet ve liyakat ile sadece korunabilir olmasıdır.

Yeni Çağ

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın