Kesin Caydırıcılık ve ABD’nin Mutlak Yenilgisi 

Sadullah Zarei

Kayhan gazetesinin bu başyazısı, İran’ın İslam Devrimi Lideri’nin 13 Aban mesajı temelinde ABD ve müttefiklerinin yaşadığı stratejik ve jeopolitik çöküşü, ABD ara seçimleri ile İsrail’deki siyasi depremleri mercek altına alıyor. Yazı, içeride bazı çevrelerin Amerikan siyasetindeki parti değişimlerine aldanarak “taviz verme” veya “yeniden müzakere” tuzağına düşmemesi gerektiği konusunda uyarıyor.

Geçtiğimiz hafta, İslam Devrimi Lideri’nin 13 Aban (4 Kasım- İstikbarla Mücadele Günü) vesilesiyle İran halkına hitaben yayımladığı mesaj, ülkenin geleceği ve bölge güvenliği açısından son derece hayati stratejik noktalar barındırıyordu. Bu mesajla eş zamanlı olarak, Amerikan irade ve yönetim heyeti, aziz İran milleti karşısında tarihin en büyük hezimetlerinden birini yaşadı. Küresel istikbara karşı mücadele gününde tecelli eden bu yenilgi, Batılı hegemonik sistemin çöküşünün asıl kaynağını gözler önüne serdi.

1. “Azim Zaferleri” ve Stratejik Sınırdan Sapmama Uyarısı

İslam Devrimi Lideri 13 Aban (4 Kasım) mesajında, “Müslüman İran halkının teslim olmasını” hayal eden düşmanlar karşısında, “İran halkının tevekkül, direniş ve fedakarlık gölgesinde elde ettiği muazzam zaferlerden” söz etti. Bu büyük zafer, sadece düşmanların tüm imkanları ve teçhizatlarıyla başlattıkları karmaşık savaştaki askeri başarısızlıklarından ibaret değildir; bu aynı zamanda düşman cephesinin topyekün çöküşüdür.

Bugün İran milletinin sarsılmaz direnişi sayesinde ABD, sahte Siyonist rejim ve bunların küresel ve bölgesel ortaklarından oluşan cephe içeriden çökmüş durumdadır ve bu çöküş çok derin, ağır sonuçlar doğurmaktadır. İran’a saldıran güçler son iki haftada ABD, işgal altındaki Filistin, Fransa, Polonya, Arnavutluk ve Brezilya başta olmak üzere birçok cephede siyasi çöküş krizleriyle boğuşmaktadır. Dünya medyasında bu cephesel çöküşün ortak paydası tek bir kelimeyle, yani “İran ile Savaş” ile anılmaktadır.

Devrim Lideri’nin en az iki mesajında bu büyük kazanımlar, bölgede ve dünyada yeni bir düzenin doğmasına ve İran ile bölgeye el uzatma cüretinin düşmanlardan sonsuzadek sökülüp atılmasına yol açacak bir hareketin başlangıcı olarak nitelendirildi. Bu nasıl mümkün olabilir? Liderin bakış açısına göre bunun tek bir yolu vardır: “İran’ı her halükarda daha güçlü kılma stratejisini sürdürmek.”

Bu stratejinin yol haritası nedir? 13 Aban (4 Kasım) mesajında şöyle buyrulmuştur: “Her yönlü kalkınma, bütünlük, birlik ve toplumsal uyum bu yoldaki başarı unsurudur ve bu, millet ile yetkililerin her türlü bireysel ve toplumsal söz ve eylemine hakim olmalıdır.”

Bu “muazzam zaferler” tablosunda öyle bir tehlike vardır ki, dikkat edilmezse “şehitlerin kanı ve halkın fedakarlığıyla elde edilen bu büyük sermayeyi berbat edebilir.” Peki bu tehlike nedir? Devrim Lideri’nin tabiriyle bu tehlike, “küresel sistemdeki parti ve kanat değişikliklerinden kaynaklanan, düşmanın davranışını değiştireceğine dair en ufak bir umut beslemek” ve “şimdi ABD’ye taviz vererek onu İran milletine olan düşmanlığından vazgeçirebileceğini zannetmektir.”

Liderlik burada hem düşmanın İran halkının zaferleri karşısında tutumunu değiştireceğini hayal etmenin hem de savaşı bitirmek için taviz verme yaklaşımını benimsemenin bir yanılgı, milletin zaferlerine karşı bir nankörlük ve şehitlerin kanıyla kazanılan sermayeyi boşa harcama girişimi olduğunu vurgulamaktadır. Bu sürekli tekrarlanan vurgular, tehlikenin büyüklüğünü ve karşısında gösterilmesi gereken büyük ulusal uyanışın zaruretini ortaya koymaktadır.

Gerçek şu ki Liderlik, yetki sahibi bazı kişilerin, saldırgan düşmanların varlığından arındırılmış bağımsız bir bölgeye ulaşılması gereken hassas yolun ortasında, savaş şartlarının doğurduğu geçici sorunlardan kurtulmak adına, henüz pekişmemiş mevcut kazanımları bile berbat edecek vesveselere kapılmaması gerektiğini hatırlatmaktadır. Liderin bakış açısından zafer kazanan İran, “Mutlak Caydırıcılığa” ulaşmalıdır. Bunun yolu da, görünüşte barışçıl görünen ve daha yeni, şiddetli bir savaşa yol açan yollara geri dönmekten değil, bu göreceli caydırıcılığa ulaştıran ve düşmanın İran milleti karşısındaki taktik yenilgilerini itiraf etmesini sağlayan yolda kararlılıkla yürümektir.

Geçmişte büyük ulusal sermayeyi heba ederek sınıfta kalmış olan bazıları, ABD ve Siyonist rejimin İran karşısındaki ağır yenilgisini, ABD’deki Demokrat Parti’nin ya da İsrail’deki değişim koalisyonunun ucuz birer zaferi olarak yorumlayabilir ve yeniden “gerilimi azaltma müzakereleri” reçeteleri yazmaya kalkışabilirler. Aslında bu yaklaşım, günümüzde askeri ve siyasi yenilgilerini onlarca dille haykıran düşmana yeniden nefes alma ve İran milletine karşı daha ağır bir saldırıya hazırlanma fırsatı vermekten başka bir şey değildir.

Bilge Liderimiz 13 Aban (4 Kasım) mesajında uyarıyor: Kazandığımız muazzam zaferlere rağmen yolun ortasındayız ve geri kalan yolu daha büyük bir güçle kat etmeliyiz; ABD ve İsrail’deki parti değişikliklerine asla ümit bağlamamalıyız. Sadece bu savaştaki nihai zaferi mühürlemekle kalmamalı, aynı zamanda bölgeye yönelik her türlü askeri ve sivil komployu temelli ortadan kaldırmak için mutlak caydırıcılığa ulaşmalıyız.

2. ABD’deki “Tsunami” ve Asimetrik Gücün Zaferi

İki hafta önce Siyonist rejimde ve geçen hafta ABD’de gerçekleşen seçimler, son dönemdeki İran karşıtı savaşların asıl yöneticilerinin ortaklaşa hezimete uğramasıyla sonuçlandı. Her iki olayda da kaybedenler, İran ile savaşın ya da bu savaşın iç piyasadaki yıkıcı yansımalarının bu hezimetin ana nedeni olduğunu itiraf ettiler.

Yolsuzluğa bulaşmış Amerikan başkanına en yakın medya kuruluşu olan Fox News, seçim sonuçlarının ardından yaptığı açıklamada, anketlere dayanarak seçmenlerin yüzde 74’ünün İran ile savaşı Trump ve partisi için bir yenilgi tsunamisine yol açan ana etken olarak gördüğünü duyurdu. Nitekim Trump’ın yardımcısı JD Vance de İran ile savaşın Cumhuriyetçi Parti aleyhine bu ağır sonucu doğurduğunu açıkça dile getirdi.

Amerikan yönetiminin bu yenilgisini doğrulayan o kadar çok açıklama ve analiz var ki, bunlar tek başına bir kitap oluşturur: Bloomberg, X platformundaki Yahudi kullanıcılar, kıdemli araştırmacılar, İsrail Ulusal Güvenlik Enstitüsü yöneticisi, Netanyahu karşıtı ve yanlısı çizgideki İsrail 12. ve 14. kanalları, Quincy Enstitüsü’nden Trita Parsi, Almanya’nın NTV kanalı, Quinnipiac Anket Enstitüsü başkanı, İsrail gazeteleri Ma’ariv, Israel Hayom ve The Jerusalem Post, İngiliz The Guardian gazetesi ile The New York Times ve The Washington Post, bu uzun listenin sadece küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Bu yayınlar ve çevreler, seçimleri ABD’nin askeri yenilgisinin ardından siyasi olarak da İran’a yenildiği bir sahne olarak nitelendirdi.

Bu açıklamalarda açıkça İran’a karşı kaybedildiği vurgulanmaktadır. Bu, sadece belirli bir partinin yenilgisi değildir; çünkü Washington Post‘un belirttiği üzere 1974’ten bu yana son 52 yıldır böyle bir hezimet yaşamayan Cumhuriyetçi Parti ile sınırlı bir durum söz konusu değildir. Aksine Pentagon, çeşitli istihbarat servisleri, güvenlik aygıtlarına bağlı elit ağlar ve hatta Kongre’de savaşın devamı lehine art arda oy kullanan Demokrat Parti’nin büyük bir kesimi de bu savaşın başlatılmasında, yönetilmesinde ve sonucunda pay sahibidir.

İran savaşının seçimler üzerindeki etkisinin itiraf edilmesi, aslında Amerikan seçmeninin zihninde bu savaşın askeri olarak kaybedildiğinin itirafıdır. Siyasi yenilgiyi tetikleyen şey bu askeri hezimettir ve Demokrat Parti dahil tüm iktidar yapısı yenilmiş sayılmaktadır. Bu yenilgi sahnesi sadece 3 Kasım’daki tek günlük bir olayla sınırlı değildir. ABD’nin İran savaşındaki yenilgisi, bu ülkenin iç siyasi atmosferini uzun süre dalgalı ve tsunamivari bir duruma sürükleyecek ve 2028 seçimlerinde Demokratların kazanacağı varsayılsa bile bu durum sona ermeyecektir. Halkın askeri, istihbarat ve silahlanma kurumlarına olan güvensizliği nedeniyle 3 Kasım’da patlak veren yara, aylarca kapanmayacak ve bu yaranın izleri, hangi parti kazanırsa kazansın veya kaybederse kazansın uzun süre Amerikan yönetiminin yakasını bırakmayacaktır.

İstikbar cephesinin son iki aydan kısa sürede sekiz ülkede ve rejimde yaşadığı hezimet, bazı siyasi gözlemcilerin Batı’nın 200 yıllık tahakkümünün ardından teslim olmak ve sahneyi terk etmek zorunda kalacağı yönündeki medeniyetsel sonuçlardan bahsetmesine yol açmıştır. Böyle büyük bir dönüşüm sürekli olarak “İran ile savaş” endeksiyle anıldığında, bu durum doğal olarak gözleri İslam Cumhuriyeti’nin gelecekteki küresel ilişkilerde ve özellikle Batı Asya’nın yeni düzeninde temel bir konuma sahip olacağı gerçeğine çevirmektedir.

Bu konudaki tartışmalar ayrı bir yazıyı hak etmektedir; ancak şu kadarı açıktır ki, Amerikan seçimlerini “tsunami” olarak nitelendirilecek şekilde etkileyen temel unsur, İran’ın “asimetrik gücüdür.” Bu durum, sadece savaşmada özel bir modeli değil, aynı zamanda insani medeniyeti inşa etmede ve yaşamada özgün bir modelin zafer kazandığını göstermektedir. Bu asimetrik güç, dünyada yeniden tanınmaktadır ve doğru bir şekilde analiz edilmelidir.

İşte bu özgün modeldir ki, dünyanın bu yakasında İslam’ın aziz Lideri bir mesaj verdiğinde: “Eğer yeni bir savaş çıkarsa cevabımız coğrafi sınırlama olmaksızın anında ve etkili olacaktır” ve bu çağrıya birçok cepheden birden “Lebbeyk” (emrinizdeyiz) sesi yükselmektedir! İslam’ın gururlu komutanı İsmail Kaani’nin ifadesiyle: “Veliyy-i Emr’in mesajından sonra Direniş Cephesi’nin erleri, tam bir sadakatle yazılı bağlılıklarını ilan ederek sahaların birliğini gözler önüne serdiler ve komutanların bu mesajı en üst düzeyde alıp uygulamaya koyduklarını kanıtladılar.”

Sadullah Zarei/Kayhan Gazetesi

Konu Etiketleri:
Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın