Trump’ın İran Karşısında “İkinci Carter” Olma Kâbusu

İran ile ABD arasındaki savaşın ve doğrudan gerilimlerin sona ermesinin ardından geçen süre uzadıkça, Trump yönetiminin zafer söylemindeki çelişkiler daha görünür hâle geliyor.

ABD Başkanı bir yandan Washington’un sonunda İran’ın zenginleştirilmiş uranyumuna ulaşacağını iddia ederken, diğer yandan Amerikalı ve İsrailli yetkililerin yanı sıra İran karşıtı çevrelere yakın analistlerin açıklamaları da ABD’nin bu hedefe askerî yollarla ulaşamadığını ortaya koyuyor. Bu değerlendirmelere göre Washington şimdi aynı hedefi müzakere masasında elde etmeye çalışıyor.

Trump’ın Dikkat Çeken İtirafı

İlk önemli itiraf doğrudan ABD Başkanı Donald Trump tarafından yapıldı.

Trump, İran’ın nükleer materyallerini ele geçirmek amacıyla Amerikan özel kuvvetlerinin gönderilmesinin gündeme gelip gelmediği yönündeki bir soruya şu yanıtı verdi:

“Bunu düşündük ama ben Jimmy Carter olmak istemedim.”

Trump, savaşın ilk aşamalarında böyle bir senaryonun değerlendirildiğini ancak daha sonra uygulamadan vazgeçildiğini söyledi.

Ayrıca İran’ın, ABD’nin kolayca girip görevini tamamlayarak hiçbir bedel ödemeden çıkabileceği bir ülke olmadığını ifade etti.

Bu açıklama, Washington’un İran karşısındaki operasyonel sınırlamalarına dair açık bir kabul olarak değerlendiriliyor.

Eğer ABD, İran’ın uranyum stoklarına askerî müdahale yoluyla ulaşabilecek kapasiteye sahip olsaydı, böyle bir planın rafa kaldırılmasına gerek kalmayacağı savunuluyor.

Trump’ın sözlerinde atıfta bulunduğu isim olan eski ABD Başkanı Jimmy Carter, İran’daki rehine krizini sona erdirmek amacıyla düzenlenen ve başarısızlıkla sonuçlanan Operation Eagle Claw nedeniyle Amerikan siyasi tarihinde önemli bir travmayla anılıyor.

“Eğer Yapabilselerdi Çoktan Yaparlardı”

Aynı doğrultuda değerlendirmelerde bulunan eski bir ABD Avrupa Kuvvetleri komutanı da Trump’ın İran uranyumunu ele geçirme yönündeki iddialarını eleştirdi.

Eski komutan, Trump’ın bu söylemini “gerçekçi olmayan ve doğruyu yansıtmayan bir iddia” olarak nitelendirerek şu görüşü dile getirdi:

“Eğer bunu yapabilecek güçleri olsaydı şimdiye kadar gerçekleştirmiş olurlardı.”

Bu değerlendirme de ABD’nin söz konusu hedefe ulaşmak konusunda ciddi askerî ve operasyonel engellerle karşı karşıya bulunduğu tezini destekliyor.

İran Karşıtı Çevrelerden Benzer Değerlendirmeler

İran International televizyonuna yorumlarda bulunan siyasal analist Shahram Kholdi de benzer bir noktaya dikkat çekti.

Kholdi’ye göre Trump, eğitimleri için yüz binlerce dolar harcanan seçkin Amerikan askerlerinin İran güçleri tarafından öldürülmesi ve bunun ABD kamuoyunda yaratacağı siyasi sonuçlardan çekiniyor.

Analist, bu kaygıların Trump yönetimini karar verme konusunda bir çıkmaza sürüklediğini ve Washington’u bazı pozisyonlarını yeniden gözden geçirmeye zorladığını ileri sürdü.

Bu değerlendirme, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunu zor kullanarak ülke dışına çıkarmanın Washington açısından düşük maliyetli bir seçenek olmadığını ortaya koyuyor.

Netanyahu: Dosya Hâlâ Kapanmadı

İsrail cephesinden gelen açıklamalar da dikkat çekici bulunuyor.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İran’a karşı yürütülen savaşta başarı elde edildiğini savunmasına rağmen, sürecin henüz tamamlanmadığını belirtti.

Netanyahu, bunun gerekçesini şu sözlerle açıkladı:

“Zenginleştirilmiş uranyum hâlâ mevcut ve İran’dan çıkarılması gerekiyor.”

Bu ifade, savaşın ilan edilen temel hedeflerinden birinin gerçekleşmediğine dair dolaylı bir kabul olarak yorumlanıyor.

Washington’un Yeni Yöntemi: Müzakere ve Yaptırım Baskısı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise İran yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmeyi kabul etmedikçe yaptırımların kaldırılmasının gündemde olmayacağını söyledi.

Bu açıklama, Washington’un doğrudan askerî baskıyla ulaşamadığı bir hedefi ekonomik yaptırımlar ve diplomatik müzakereler yoluyla elde etmeye çalıştığı şeklinde değerlendiriliyor.

İran’ın Tutumu

İran tarafı ise farklı bir yaklaşım benimsiyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Esmaeil Baghaei, ülkenin zenginleştirilmiş uranyumunun hiçbir şekilde başka bir yere transfer edilmeyeceğini açıkladı.

Baghaei, bu materyalin İran açısından stratejik bir varlık niteliği taşıdığını vurguladı.

Ortaya Çıkan Tablo

Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo oldukça net görünüyor.

Trump bir taraftan İran’ın zenginleştirilmiş uranyumuna ulaşacaklarını söylemeye devam ederken, diğer taraftan kendisi İran’da yeni bir “Carter senaryosu” yaşanmasından çekindiğini kabul ediyor.

Bu nedenle mevcut durum, azami baskı stratejisinin başarısından çok, stratejik bir çıkmazı işaret ediyor.

Yazıda dile getirilen değerlendirmeye göre ABD ve İsrail, askerî baskı ve tehdit yoluyla İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarına erişme hedeflerine ulaşamadılar. Bu nedenle aynı talep bugün müzakere süreçleri ve siyasi baskı araçları üzerinden gündemde tutuluyor.

Dolayısıyla, taleplerin savaş alanından müzakere masasına taşınması, Washington’un İran’ın uranyum dosyasındaki stratejik başarısızlığının en önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Not: bu analiz farsnewsten alınarak tercüme edilmiştir.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın