Amerika’nın Savaş Odası mı, Yoksa Atom Enerjisi Ajansı mı?

Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari, kaleme aldığı yazısında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın İran karşıtı tutumunu değerlendirdi.

Şeriatmedari’nin yazısı şu şekilde;

  1. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT)

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın (NPT) 10. maddesinin 1. fıkrasında şu ifadelere yer verilmiştir:

“Her devlet, ulusal egemenliğinin gereği olarak, bu antlaşmanın kapsamına giren konulardaki olağanüstü gelişmelerin kendi ülkesinin hayati çıkarlarını tehlikeye attığına kanaat getirmesi halinde antlaşmadan çekilme hakkına sahiptir. Böyle bir durumda, çekilme kararını üç ay önceden tüm antlaşma ortaklarına ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne bildirmek zorundadır. Bu bildirimde, söz konusu ülkenin hayati çıkarlarını tehlikeye attığını düşündüğü olağanüstü gelişmeler de gerekçeleriyle belirtilmelidir.”

Şimdi aşağıdaki birkaç belgelenmiş örneğe dikkat edin! NPT’de kalmaya devam etmemizin tamamen bir safdillik, ulusal çıkarlarımızı ve ülkemizin güvenliğini ise çöpe atmak olduğu sonucuna varmıyor musunuz?!

  1. Donald Trump’ın İtirafları ve NPT İhlali

Salı günü Trump, Fox News’e verdiği mülakatta, savaş suçu olmasının yanı sıra NPT hükümlerinin de açık bir ihlali olan vahşi bir eylemi itiraf etti. Trump şöyle diyor: “Eğer ben İran’ın nükleer merkezlerini nükleer silahlarla hedef almasaydım, iki hafta içinde kendi silahlarını tamamlamış olacaklardı. Ben bunun önüne geçtim!” Yani İran’la olan savaşta nükleer silah kullandığını itiraf ediyor. Trump’ın bu iddiası, nükleer silah kullanma tehdidiyle hedef kitleyi korkutmayı amaçlayan alışılagelmiş blöflerinden biri olabileceği gibi; daha önce oğul Bush’un Afganistan ve Irak’ta kullandığı seyreltilmiş uranyum içeren taktiksel bir nükleer silah kullanımı da olabilir. Her iki durumda da bu eylem; ilkin, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yasaklanmıştır; ikinci olarak ise, NPT üyesi bir ülkenin nükleer tesislerine saldırmak bu antlaşmanın hükümlerinin açık bir ihlalidir.

  1. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) Çifte Standardı

Bu antlaşmaya üye ülkelerin barışçıl nükleer tesislerini korumak ve savunmakla görevli olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), ülkemizin nükleer tesislerine yönelik Amerikan ve Siyonist saldırılarını ya da nükleer bilim insanlarımızın suikastla katledilmesini kınayan tek bir kelime dahi ne kaleme almış ne de dile getirmiştir! Neden?! Daha önce, Ajans’ın iddia edildiği gibi uluslararası bağımsız bir kuruluş olmadığını, aksine tamamen Amerika’nın dikteleriyle hareket eden bir mekanizma olduğunu açıkça ortaya koyan belgelere defalarca işaret etmiştik.

Nitekim İran’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan ve BAE’nin “Barakah” nükleer tesisinin yakınlarında konuşlanan bir Amerikan askeri üssüne gerçekleştirdiği misilleme saldırısının ardından Ajans Genel Direktörü Rafael Grossi, bu nükleer tesise yönelik saldırıyı (!) hemen kınamış ve resmi bir mesajla “Nükleer güvenliğin yedi temel direğine riayet edilmesinin gerekliliğini” vurgulamıştı! Oysa İran’ın saldırısı Barakah nükleer santraline değil, bir Amerikan askeri üssüne yönelikti. Buna karşın Amerika, İran’ın nükleer tesislerine saldırmış ve bu saldırıları gerçekleştirdiğini defalarca kez vurgulamış olmasına rağmen Ajans bunu kınamaya hiçbir zaman yanaşmamıştır ve yanaşmamaktadır!

  1. Rafael Grossi ve Mossad İlişkisi

Daha önce, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Grossi’nin sadece yasa dışı değil, aynı zamanda şüpheli olan ve onun Siyonist rejime bağımlılığını gösteren bazı eylem ve açıklamalarına değinmiştik. Ancak bugün, İmam-ı Zaman’ın (a.f) adsız askerlerinin (istihbarat birimlerinin) Siyonist rejimden ele geçirdiği on milyonlarca gizli ve mahrem belge sayesinde, Grossi’nin bir Mossad ajanı olduğuna dair en ufak bir şüphe dahi kalmamıştır. Geçmişteki bu belgelerin detaylarına tek tek girmek konuyu uzatacaktır; dileyen okuyucularımız bu belgelere dair bilgi edinmek için Keyhan gazetesinin 20 Hordad 1404 (10 Haziran 2025) tarihli “Grossi Mossad Ajanıdır, Onu Ülkeye Sokmayın!” başlıklı analiz yazısına müracaat edebilirler. Yüce Allah, bu belgeler yayımlandıktan sonra “Grossi ile hesabımızı göreceğiz” diyen aziz ve bilgin kardeşimiz Şehit Dr. Ali Laricani’nin derecesini artırsın.

  1. Gizli Bilgilerin Sızdırılması ve Batılı Yetkililerin İtirafları

Onlarca belge, Ajans kurallarına göre “Sır ve Gizli Bilgi” statüsünde olan ülkemizin nükleer tesisleri, nükleer bilim insanları ve askeri merkezlerine ait bilgilerin Ajans tarafından Amerika ve Siyonist rejime servis edildiğini açıkça göstermektedir. Bilim insanlarımızın şehit edilmesi ve nükleer tesislerimize yönelik saldırılar, Ajans müfettişlerinin eline büyük bir cömertlikle teslim edilen bu gizli bilgiler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Eğer bu hususta en ufak bir şüpheniz varsa, örnek olarak aşağıdaki itiraflara dikkat edin:

  1. A) G. Carney (2012 – Beyaz Saray Sözcüsü): Düzenlediği bir basın toplantısında, “Bizim orada gözlerimiz var ve İran’ın programını izleyebiliyoruz” demiştir. Kendisine bu “gözlerin” ne olduğu sorulduğunda ise, “Ajans müfettişleri; onlar İran’ın nükleer ve askeri merkezlerine dair bilgileri bize aktarıyorlar” yanıtını vermiştir!
  2. B) J. Ronen (Brookings Enstitüsü Araştırmacısı): “Ajans müfettişlerinin İran’daki varlığı, İran’ın diğer bilimsel ve endüstriyel alanlarından bilgi toplamak için altın bir fırsattır” demiştir.
  3. C) Antony Blinken (ABD Dışişleri Bakanı): Ramazan Savaşı’ndan üç hafta sonra verdiği bir mülakatta, “Trump’ın nükleer anlaşmadan (KOEP) çekilme kararı büyük bir hataydı” demiş ve şunu vurgulamıştır: “Eğer Trump anlaşmadan çekilmemiş olsaydı, şu an elimizde İran’ın bombalanacak askeri hedeflerine ait çok daha fazla adres ve koordinat bulunuyor olacaktı.”
  4. D) Scott Ritter (Eski BM Silah Denetçisi): 12 Gün Savaşı’nın ardından Press TV’ye verdiği mülakatta, İranlı nükleer bilim insanlarının kanından doğrudan Grossi’yi sorumlu tutmuş ve şunları kaydetmiştir: “Ajans denetimleri vasıtasıyla elde edilen hassas teknik ve coğrafi bilgiler, doğrudan İranlı seçkin elitlerin suikast operasyonlarında kullanılmıştır.”

Sonuç

Yukarıda zikredilen ve okyanusta sadece bir damla misali olan inkar edilemez belgeler ve örnekler; Ajans’ın iddia edildiği gibi bağımsız bir uluslararası kuruluş olmadığını, aksine Amerika’nın yönetimindeki bir istihbarat aparatı ve savaş odası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Son yirmi küsur yıldır ülkemizin nükleer ve askeri merkezlerinde casusluk yapma ve bilim insanlarımızı fişleme görevini üstlenmiştir.

Bunca inkar edilemez belgenin varlığı karşısında, İran’ın bu antlaşmadan (NPT) çekilmesinin gerekliliği konusunda en ufak bir şüphe duyulabilir mi?! İslamî İran’ın NPT üyeliği, bu yazının başında değindiğimiz antlaşmanın 10. maddesinin 1. fıkrasının doğrudan tecelli ettiği bir durum değil midir? Nükleer bilim insanlarımızın şehit edilmesi, askeri ve nükleer merkezlerimizin bombalanması; bizim NPT üyeliğimiz sebebiyle tehlikeye giren ulusal egemenliğimizin ve ulusal çıkarlarımızın bir parçası değil midir? Durum bu olduğuna göre, bu antlaşmada kalmaya devam etmemiz nasıl gerekçelendirilebilir?!

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın