Düşmanın En Büyük Silahı Ümitsizlik

İslam düşmanları, sömürgeci güçler Müslüman bir toplumu, milleti yenilgiye uğratabilmek için ilk önce ümitsizlik silahına başvurur. Çeşitli yollarla o millete ümitsizliği aşılamaya çalışır. Ümit olmayınca mücadele de olmaz ve ardından teslimiyet gelir.

Mutlaka şahit olmuşsunuzdur, şöyle bir algı yayarlar aramızda; “Biz ne yapabiliriz ki? Gücümüz neye yeter? Karşımızda süper güçler var, nükleer silahlarla donanmış ordular var. Ekonomi onların elinde, isteseler bizi bir haftada çökertirler. Onlarla savaş beyhude bir uğraştır! Yıkım ve katliamdan başka bir şey getirmez. Direniş çözüm değildir. Tek çare teslim olmak, uzlaşmak, işbirliği yapmaktır”

Veya özellikle dindarlarımızın arasında sinsice şöyle bir anlayışı yaymaya çalışırlar; “Toplum gittikçe bozuluyor. Bu halkla hiçbir yere varılmaz. Tüm uğraşlarımız, çabalarımız boşuna. Enerjimizi gereksiz yere tüketiyoruz. Bu halkın gönül kapıları bize kapalı… Bırakalım ne halleri varsa görsünler. Bu halk için bunca çabaya değmez”

Ne yazık ki cahil ve gafil bırakılmış birçok aydınımız, yazar ve çizerimiz, eli kalem tutan, ağzı laf yapan kişimiz bu algıların etkisinde kalıp halkın arasındaki ümitsizliğin artmasına katkı sağlamakta, böylece zalim, sömürgeci düşmanın işini daha da kolaylaştırmaktadır.

Ümitsizlik Müslüman toplumları pasif, vurdumduymaz, tembel, kaderi hakkında işi oluruna bırakan zavallı bir hale getirmekte, düşman karşısında kolay lokmalara dönüştürmektedir.

Oysa yenilmez olan sadece Allah’tır. Allah’ın dışında hiçbir güç yenilmez değildir. Hem uzak tarih hem de yakın tarih bu gerçeğin örnekleriyle doludur.

Aynı algıyı yıllarca Filistin halkının arasında yayıp onları pasif bıraktılar. Filistinliler, yaşananların kaderleri olduğuna inanıp onlarca yıl en vahşi zulümlere boyun eğdiler, izzet ve onurlarının çiğnenmesine sessiz kaldılar. Ta ki Şeyh Ahmet Yasin ve Abdulaziz Rantisi gibi İslami önderler çıkıncaya kadar. Şeyh Ahmet Yasin ve arkadaşları Siyonistlere karşı direnişi başlatınca onlarla alay ettiler, bir avuç baldırı çıplağın dünyanın en güçlü ordularından ve istihbarat örgütlerinden birine sahip bir devlet karşısında başarı şanslarının sıfır olduğunu söylediler.

Ama gelinen aşamada bizzat dünyaca kabul görmüş Yahudi düşünür ve bilim insanları da Siyonist rejimin büyük bir çöküşün içinde olduğunu itiraf etmeye başladılar. Bunda en büyük pay kimin? Elbette ki ümidi kuşanan ve Siyonistlerle destansı bir hesaplaşmanın içine giren Müslüman Filistin halkının, İslami direniş hareketlerinin…

İran İslam Cumhuriyeti için de yıllarca aynı ümitsizlik dolu sözleri pazarladılar. İran’ın dünyanın süper gücü karşısında hiçbir şansının olmadığını iddia ettiler. İran’ın sadece kuru tehditler savurduğunu, halkının aç ve sefalet içinde yüzdüğünü, dinci rejimin yıkılmanın eşiğinde bulunduğunu, İran’ın tek şansının Amerika ile uzlaşıp boyun eğmek olduğunu söylediler. Bu ümit kırıcı, karamsar sözleri bizzat İran halkının arasında da yaymaya çalıştılar.

Lakin görüyorsunuz Amerika’nın İran İslam Cumhuriyetinin karşısındaki durumunu…

Aynı ümitsizlik dolu sözleri Türkiye halkı arasında da yaymaya çalışıyorlar. Türkiye için tek kurtuluş yolunun Amerika ve israil ile işbirliği ve uzlaşı olduğunu iddia ediyorlar. Türkiye’nin kendini kıpırdatması halinde askeri, ekonomik ve toplumsal olarak çökertilip iç savaşa mahkûm edileceği söylemini dillendiriyorlar.

Dindarların arasında da Türkiye halkıyla ilgili karamsar düşünceleri yaymaya çalışıyorlar. İçimizdeki bazı gafillerin de etkisiyle halka yönelik ümitlerin yeşermesine engel olmak istiyorlar.

Hâlbuki kölelikten, esaretten, sömürüden, işgallerden kurtulmanın tek çaresi diri bir ümit ve hiç bitmeyen bir gayretle direnişi kuşanmaktır. Yakın ve uzak tarih ümit ve direnişi kuşanan izzetli milletlerin destansı zaferleriyle doludur.

Ve bunlardan bir şey çıkmaz denilen nice Müslüman halklar kahramanlık destanları yazmışlar, emperyalist işgalcileri hayal kırıklığına uğratmışlardır. Bunun en yakın örneklerinden biri Amerika destekli 15 Temmuz hain darbe girişimine Müslüman Türkiye halkının, verdiği izzetli cevaptır.

Sadullah Aydın/doğruhaber

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın