Tesadüf Demek İçin Fazla Büyük…

Ortadoğu yeniden şekilleniyor…

Haritalar belki aynı görünüyor ama taşlar yerinden oynuyor. Dün birbirine kurşun sıkanlar bugün aynı masada oturuyor; yıllardır birbirini tanımayanlar şimdi yeni anayasalardan, ortak yönetimlerden, entegrasyondan söz ediyor.

Suriye’de yaşananlara sadece bugünün penceresinden bakmak büyük hata olur.

Çünkü tarih bize şunu öğretti: Ortadoğu’da hiçbir gelişme tek başına yaşanmaz.

Bir tarafta Şam yönetimi ile Kürtlerin yeni sisteme entegrasyonu konuşuluyor. Diğer tarafta Mesud Barzani’nin Suriye ziyareti dikkat çekiyor. Aynı dönemde İran’ın bölgedeki etkisinin sınırlandırılması yönünde uluslararası tartışmalar artıyor. Türkiye’de ise yıllardır hayal gibi görülen “Terörsüz Türkiye” hedefi ilk kez bu kadar yüksek sesle dillendiriliyor.

Bütün bunların aynı döneme denk gelmesi, ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor:

Gerçekten bunların hepsi tesadüf mü?

Elbette kesin hüküm vermek kolay değil. Kimi gözlemciler bunun İran ve Hizbullah’ın bölgesel etkisini dengelemeye dönük yeni bir güvenlik mimarisi olduğunu savunuyor. Kimileri ise yıllardır tartışılan Büyük Ortadoğu Projesi’nin farklı yöntemlerle yeniden gündeme geldiğini düşünüyor. Bunlar farklı yorumlardır; hangisinin gerçeği daha iyi açıkladığını ise zaman gösterecek.

Asıl mesele ise Türkiye’de yaşanıyor.

Otuz, kırk yıldır akan kan…

Binlerce şehit…

Binlerce yetim…

Boşaltılan köyler…

Yarım kalan hayatlar…

Şimdi bir anda “silahlar sussun” deniliyor.

Kim buna karşı çıkabilir?

Hiç kimse…

Bu millet en çok barışı hak ediyor.

Ama aynı millet, en çok aldatılmaktan korkuyor.

Çünkü hafızamız çok ağır.

Defalarca umutlandık.

Defalarca “artık bitti” dedik.

Sonra yine tabutlar geldi.

İşte bu yüzden insanlar bugün sadece şunu soruyor:

Bu gerçekten kalıcı bir barış mı?

Yoksa daha büyük bir bölgesel planın Türkiye ayağı mı?

Bir başka soru da zihinleri meşgul ediyor:

Kürtler gerçekten yeni bir dönemin öznesi mi olacak, yoksa yine büyük güçlerin hesaplarında kullanılacak bir araç mı?

Bu sorunun cevabını en çok Kürt vatandaşlarımız merak ediyor.

Çünkü onlar da bu ülkenin evlatları.

Onlar da yıllardır acı çekti.

Onlar da çocuklarını toprağa verdi.

Onlar da huzur istiyor.

Ama huzur, sadece silahların susmasıyla gelmez.

Adaletle gelir.

Güvenle gelir.

Samimiyetle gelir.

Ve en önemlisi; dışarıdan yazılan senaryolarla değil, bu toprakların kendi iradesiyle gelir.

Bugün belki yeni bir sayfanın eşiğindeyiz.

Belki de tarihin en kritik kavşağındayız.

Ama unutulmaması gereken bir gerçek var.

Bu millet artık sloganlarla ikna olmuyor.

İnsanlar artık verilen sözlere değil, atılan adımlara bakıyor.

Çünkü Ortadoğu çok umut tüketti.

Çok gözyaşı gördü.

Çok mezar kazdı.

Eğer gerçekten yeni bir dönem başlayacaksa, bunun adı ne BOP olmalı ne de başka bir küresel projenin uzantısı…

Bunun adı sadece barış olmalı.

Ve o barışın kazananı Türk de olmalı, Kürt de…

Çünkü bu vatanın toprağına düşen gözyaşının ne mezhebi vardır ne de etnik kimliği.

Tarih, büyük devletlerin planlarını yazar.

Ama milletler, kendi kaderlerini cesaretleriyle değiştirir.

Dileğim odur ki bu kez kazanan; silah değil, siyaset…

Şüphe değil, güven…

Ve en önemlisi, insan olsun

 

Hüseyin Kaya

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın