1) Düşman, İran’ı dize getirebileceği yönündeki bu vehme nasıl kapıldı? Amerikalı yetkililerin İran’ın kabiliyetlerini hafife almasına ve hesap hatası yapmasına hangi faktörler yol açtı? Savaştan önce Amerikan hükümetinde İran’ın gerekli dirence sahip olmadığı, iki-üç gün veya en fazla dört ila altı hafta içinde teslim olacağı yönünde yanlış bir algı oluştu; ancak sahadaki göz kamaştırıcı gidişat bu tasavvuru boşa çıkardı. Bazı yöneticilerimizin sarf ettiği yanıltıcı ve yanlış beyanlar, düşmanın hesap hatasında belirleyici bir rol oynadı; dolayısıyla bozuk karar alma mekanizmalarının tasfiye edilmesi gerekmektedir.
2) Öncelikle Amerikan ve Batı kaynaklı bazı değerlendirmeleri gözden geçirelim:
- Trump: Başka kim olsa şimdiye kadar teslim olmuştu. Ama İranlılar teslim olmadı. Onlar sert ve inatçılar. İran her zaman Hürmüz Boğazı’nda ateş açma veya mayın döşeme kapasitesine sahip. Kimse milyarlarca dolarlık gemisini riske atmak istemez.
- The Atlantic: Trump hükümetinin en büyük hatası, İran’ın direnç gücünü anlayamaması ve bu konuda gafil avlanmasıydı. Baskıları artırmanın İran’ı geri adım atmaya zorlayabileceğini sanıyorlardı. Trump üst üste kaybetme sürecinde.
- The Guardian: İranlıların ruhunu tanımayan Trump, çaresizlik ve kafa karışıklığına düşmüş durumda. İranlılar dize gelecek insanlar değil. Trump’ın “küçük bir gezinti” olarak adlandırdığı savaş altı aydır sürüyor.
- Scott Uehlinger (Eski CIA Subayı): İran savaşı sadece Trump döneminin en büyük hesap hatası değil; aynı zamanda Amerika tarihinin en büyük stratejik hatalarından biridir. Washington İran’ın gücünü hafife aldı ve şimdi sıkışıp kaldı.
- Stephen Walt (Harvard Üniversitesi Profesörü): Amerika savaşı kaybetti ve savaşın sona ermesi yalnızca İran’a taviz verilmesini gerektiriyor.
- Newsweek: Üstünlüğü elinde tutan ve tam bir zafer kazanan İran, kendi şartlarını Amerika’ya kabul ettirme peşinde.
- Foreign Affairs: İran ile savaş, Amerikan Yüzyılı’nın tabutuna çakılan son çivi oldu.
- The Economist: Bu Beyaz Saray, büyük stratejilerin mezarlığıdır.
- CNN: Savaştan yorulan Trump’ın tek bir kaçış yolu var: İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan gelir elde etmesini kabul etmek.
- Glenn Diesen (Amerikalı Analist): İranlılar dünyanın en büyük askeri gücünü mağlup etti. Bu gerçek sadece Orta Doğu için değil, tüm dünya için şok edicidir ve herkes buna uyum sağlamak zorundadır.
3) Savaşın ve ablukanın yıkıcı etkilerini kimse inkar edemez. Tüm yöneticileri de aynı kefeye koymak doğru değildir. Hükümet içinde veya dışında azim, umut ve basiretle düşmanın baskılarını dizginlemeye çalışan pek çok yönetici mevcuttur ve hepsine kolay gelsin demek gerekir. Buna karşılık, pasiflik ve acziyet söyleminin, düşmanın “savaş seçeneğinin elverişli olduğu” algısına ulaşmasında ve müzakerelerin ortasında ihanet etmeye teşvik edilmesinde ne kadar etkili olduğu incelenmelidir. Yahut ateşkes ve mutabakat muhtırası sürecindeki peş peşe cayılan sözlerde ne ölçüde rol oynadığı sorgulanmalıdır. İkinci olarak, bu yersiz söylem bundan sonra çaresiz kalmış düşmana ne kadar güç verecektir?
4) Düşüncesizce hareket eden bir devlet görevlisinin Tahran’ın tahliyesine ilişkin sarf ettiği sözlerin üzerinden dokuz ay geçti. Şüphesiz ülkemizdeki su stresi, bölgedeki diğer ülkeler (ve hatta Avrupa) gibi çözüm üretilmesi gereken önemli bir meseledir; ancak çözüm aramak, korku pompalamak demek değildir. Hükümet yetkilisi 6 Kasım 2025 tarihinde şöyle demişti: “Eğer Kasım ayına kadar Tahran’a yağmur yağmazsa suyu karneye bağlamalıyız; yine yağmazsa Tahran’ı tahliye etmeliyiz!”
5) Tahran’ın eli kulağındaki tahliyesine dair bu sözlerden dokuz ay sonra, gerçeklikte çizilen o karanlık tablodan eser yoktur. Bu karanlık tavsiyeyi -üstelik dayatılan bir savaşın ortasında- kimlerin sunduğu araştırılmalıdır. O ham açıklamalar, hükümet destekçileri arasında bile yoğun tepkilere yol açmıştı:
- Gulamhüseyin Kerbasçi: Tahran’ın tahliyesi bir şaka gibi, hiçbir anlamı yok. Sayın […] bu konuyu gündeme getirerek neyi kastediyor bilmiyorum.
- Mustafa Haşemitaba: Sayın […] Bey’in Tahran’ı boşaltmakla ilgili sözlerinin mantığı yok. Bence mesai arkadaşları kendisine yanlış bilgi ve tavsiyeler veriyor. Su yönetim gerektirir, boşaltarak hiçbir sorun çözülmez.
- Abdullah Ramazanzade: Uzmanlar dağıtım şebekesindeki çürümeden kaynaklanan kaybın %15 ila %20 olduğunu söylüyor. Derhal şebekeyi iyileştirmeye koyulun. Tahran’ın tahliyesinden bahsetmek yersiz bir şakadır.
- Hüseyin Selahverdi: Bazıları Sayın […] Bey’in uzmanların duygularına tercüman olduğunu söyledi. Diğer bir kesim ise bunu acelecilik ve programsızlık göstergesi olarak gördü; sanki eylem emri vermek yerine kaygı emri vermiş gibi… Doğruyu söylemek yetmez; zamanlama, üslup ve bağlam da doğru olmalıdır. Krizden bahsetmeye somut programlar eşlik etmelidir. Dürüstlük, krizden çıkış haritası sunulmaksızın sadece krizin ifade edilmesiyle sınırlandırılırsa, istemeden çaresizlik hissiyatını körükler.
6) Yoğun eleştiriler üzerine hükümet sözcüsü durumu gerekçelendirmek adına şu açıklamayı yapmak zorunda kaldı: “Bazen dinleyicide gerçekten tahliye etmemiz gerektiği hissini uyandırabilecek cümleler kurulabilir. Sayın […] Bey’in Tahran’ın tahliyesiyle ilgili sözleri yanlış anlaşılmıştır ve kelimesi kelimesine yorumlanmamalıdır. Dinleyicide gerçekten boşaltılması gerektiği izlenimi doğabilir ama durum öyle değil. Başkentin tahliye edilmesine yönelik idari bir karar bulunmamaktadır. Konuşmalar uyarı ve kamuoyu bilincini artırma niteliğindedir.” Ayrıca Cumhurbaşkanı İdari İşler Başkan Yardımcısı da şöyle bir açıklamada bulundu: “Amaç su temini konusunda uyarıda bulunmaktı. Yine de Tahran’ın tahliyesi meselemiz gündemde değildir. Halk tüketimi azaltarak sorunun çözümüne önemli bir katkı sağlayabilir.” Ne yazık ki bu acı tecrübeye rağmen, bazı yöneticiler tarafından sarf edilen düşüncesiz, düşmanı sevindiren ve zaman zaman bilimsellikten uzak ifadelerin tekrarı sürmekte ve ülkeye maliyet yüklemektedir. Oysa hükümet ne zaman gayret ve basiret gösterdiyse zorlukların üstesinden gelmeyi başarmıştır.
7) Düşmanın yanlış hesap yapmasına yol açan diğer bir faktör de yersiz ve zamansız müzakere sinyalleridir. Bu sinyaller düşmanın, boğazına sarılan ve Hürmüz Boğazı’nın açılması için savaşın ve ablukanın derhal durdurulmasını talep eden çalkantılı küresel veya Amerikan piyasalarını yatıştırmasına; ardından da zayıflamış olan baskı ve tehditlerini yeniden başlatmasına imkan tanımaktadır. Yersiz sinyaller -üstelik Trump’ın beş kez sergilediği küstahlık ve ahde vefasızlığın (JCPOA, iki tur müzakere sırasındaki askeri baskın, ateşkes ve mutabakat muhtırası) ardından- müzakere savunucularının iddiasının aksine barışseverlik değil, tehditlerin yeniden canlanması demektir. Savaşın gölgesi, direniş iradesinin sürdürülmesiyle geriletilmeli; abluka ise simetrik ve asimetrik darbeler vurularak kırılmalıdır. Aksi takdirde, uzlaşmacı fısıltılar nedeniyle yanlış hesaba düşen düşmanın birkaç ayda bir yeni bir kötülüğüne tanık olmak kaçınılmazdır.
8) Mantıken, devletin üst düzey bir yetkilisi yoğun iş temposu ve sorumluluklarına rağmen şahsen X platformunun başına geçip tweet atmaz. Dolayısıyla iki hafta önce şu tweet’in kimler tarafından pişirilip yayımlandığını sormak gerekir: “Mutabakat muhtırası, gelecekteki dış ilişkilerimizin merkez üssü olacaktır.” Tıpkı “JCPOA, Amerika’nın Haziran ve Mart aylarındaki saldırılarından önceki iki anlaşma ve ateşkes anlaşması” gibi Amerikan hükümeti tarafından ayaklar altına alınan ve uygulamaya girdiği ilk günlerden itibaren Trump tarafından “çiğnenmeye mahkum bir kağıt parçası” olarak nitelendirilen bir mutabakat muhtırası, nasıl olur da İran İslam Cumhuriyeti’nin dış ilişkilerinin merkez üssü olabilir?!
Doğru ve gerçeklere dayanan mantık, Yüce Lider’in 18 Temmuz 2026 tarihinde beyan buyurduğu şu ifadelerdir: “Büyük Şeytan’ın, İran ve ABD Başkanları arasında imzalanan mutabakat muhtırasına yönelik peş peşe sergilediği ahde vefasızlıklar, ABD Başkanının imzasının ne kadar değersiz ve geçersiz olduğunu; zorbalık, açgözlülük ve vahşetin Amerikan tarzı ve mezhebinin ayrılmaz parçaları olduğunu herkese bir kez daha kanıtlamıştır. Bugün Büyük Şeytan, cinayet ve sözünden dönmeyle dolu bu karanlık tecrübenin Amerika’nın yalancı, mantıksız, güvenilmez ve kirli yüzüne dair sarsılmaz bir başka belge olması için gerçek ve maskesiz çehresini bir kez daha ifşa etmiştir.”
9) Ülkemiz mevcut hükümetten önce, biri ibret vesilesine, diğeri ise modele dönüşen iki farklı yönetim tecrübesi yaşadı. Mantıken bugün geçmişin ibretlik hatalarını sil baştan tekrarlamamak gerekir. Dönemin bazı yöneticileri, JCPOA anlaşması tıkanmaya girdikten sonra, yeniden müzakere ve anlaşma olmadan (Obama, Trump ve Biden ile) ülkenin yönetilmesinin imkansız olduğu algısını yaratmaya çalışıyorlardı. Bazıları yönetimi öyle bir raddeye getirdi ki, halk baskı hissetsin ve JCPOA, FATF ve müzakere olmadan ülkenin idare edilemeyeceğini herkes iyice anlasın! Bu kesim bugün de işleri kilitleyerek, halka cevap vermeyerek ve çözülebilir sorunlarla ilgilenmeyerek, ne pahasına olursa olsun müzakere ve anlaşma yapılmadan sorunların çözülemeyeceğini kabul ettirmeye ısrar ediyor gibi görünüyor! Kirli medya ve siyaset ağı, “onurlu barış” şeklindeki aldatıcı ve düzmece başlık altında, Hürmüz Boğazı’nın caydırıcı kozunu kullanmanın yanlış olduğuna; çözümün Doyumsuz ve Hain Düşman’ın aşırı isteklerine teslim olmakta yattığına halkı ve sistemi ikna etmeye çalışıyor!
10) Bu sızma uğramış -ve kısmen liyakatsiz- kesimin selefleri, Sayın Ruhani hükümetinin sonlarında tek bir damla dahi petrol satamadıklarını, kasanın boş olduğunu, koronavirüs aşısının Kum helvası olmadığını ve ABD ile sorunlar çözülmedikçe hiçbir şeyin yapılamayacağını söylemişlerdi! Tüm yaptırımları tek seferde kaldıracaklarını vaat etmişlerdi fakat iki katına çıkardılar. Halkın cebini gelirle dolduracaklarını ve onları üç kuruşluk yardıma muhtaç etmeyeceklerini iddia ettiler; ancak halkın sofrasına %50 enflasyon getirdiler. Yalan bir vaatle hem santrifüjlerin çarkını durdurdular hem de 8000 fabrikanın çarkını. Bu 8 yıllık dönemde ortalama ekonomik büyüme %0,6’ya (sıfıra yakın) geriledi ve ekonomiye stagflasyon hakim oldu.
11) Bu dönemde hazine dengesi negatife düştü ve Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü, 31 Temmuz 2021 tarihinde Bütçe ve Planlama Kurulu Başkanı’nın bütçe talebine cevaben, amirinin ağzından şunları yazdı: “Zat-ı alinizin talepleri doğrultusunda hazinedeki tüm mevcut boşaltılmıştır; kaynak kalmamıştır.” Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Sayın Ruhani hükümetinin diğer üyeleri, Ayetullah Reisi’nin seçilmesinden sonraki ilk toplantıda kasanın boş olduğunu ve devlet memurlarının ay sonu maaşlarını ödeyemeyecek durumda olduklarını bildirdiler. Sayın Cihangiri aynı toplantıda şöyle demişti: “Sayın Reisi, Amerikalıların baskısının ve bölgesel meselelerin son derece ağırlaştığı bir ortamda hükümeti yönetme sorumluluğunu üstlendi. Bu korona şartları, bu kuraklık şartları; ülkenin kaynakları da tükendi.” Enerji ve Tarım Bakanları da elektrik kesintileri ile buğday ve sıvı yağ ithalatı için gerekli olan 3,2 milyar dolarlık döviz bütçesinin bulunmadığına dair raporlar sunmuşlardı.
12) “Sadece Müzakere” hükümetinin yöneticileri kendi ektiklerini biçtiler; ancak bu meşum sonucu ülkenin zorba düşmana karşı direnişine bağladılar. “Rafineri kurmak kirliliktir”, “200 megavat elektrik için santral yapma mafyasının altına girmeyiz”, “Buğdayda öz yeterlilik saçmalıktır” ve “TOKİ (Mesken-i Mehr) saçmalıktır… Devletin işi konut yapmak değildir” iddiasında bulundular. Fakat aynı zamanda kendi kötü yönetimlerinin yol açtığı dengesizlikleri milletin boyun eğmezliğine yüklediler!
13) Bu tür söylemler, iki yıl sonra Sayın Reisi’nin göreve gelmesiyle boşa çıktı. Şehit Reisi hükümeti, yaptırımlara ve müzakerelere aldırış etmeksizin petrol ihracatını 300 bin varilden 1,5 milyon varilin üzerine çıkarmayı; komşular ve ticari ortaklarla çoğunlukla kopmuş olan ilişkileri onarmayı; toplu aşı ithalatıyla ülkeyi günlük 700 kişilik korona katliamından kurtarmayı; öz yeterliliği canlandırıp 8 milyon ton buğday ithalatını durdurmayı; yaz ve kış aylarındaki geniş çaplı elektrik kesintilerini gözle görülür şekilde azaltmayı; 8 bin kapalı ve yarı kapalı fabrikayı üretim çarkına geri kazandırmayı; %5’lik ekonomik büyümeyi kaydetmeyi ve iş dünyası ile üretime umudu yeniden getirmeyi başardı. Üç yıldan kısa bir sürede 2 milyon 518 binden fazla konutun inşası faaliyete geçirildi. Sadece Şehit Reisi hükümetinin son yılında, değeri 500 bin milyar tümeni aşan 1100 kalkınma projesi hizmete açıldı.
14) Bu, iki modelin sınanmasıydı. Şehit Reisi yönetiminin kendinden önceki yönetimle arasındaki fark o kadar barizdi ki Amerikan Foreign Affairs dergisi, Mart 2026 ortalarında şöyle yazdı: “İran’ın mevcut Cumhurbaşkanı ile halefi arasındaki fark göz kamaştırıcıdır. Dış politika ABD ve Avrupa’ya değil, bölge ve komşularla ilişkilerin geliştirilmesine odaklanmıştır. Reisi İran ekonomisini bağımlı kılmıyor ve İran Lideri’nin öngördüğü direniş ekonomisini takip ediyor… İran, Washington’ın aldatma ve saygısızlık temelinde hareket ettiğine inanarak askeri ve ekonomik koz oluşturmaya odaklanmış durumdadır.”
Muhammed Amani/Kayhan.ir
