Babülmendep’in önemi ve Ensarullah’ın batı kıyılarındaki konumunu sağlamlaştırması, Riyad’ı Abu Dabi ile iş birliğini yeniden canlandırmaya yöneltti.
Yemen cephesindeki son gelişmeler Suudi Arabistan’ın, Ensarullah’ı mağlup etmekte ve sahadaki dengeyi Sana güçleri lehine değiştirmekte yıllarca başarısız olduktan sonra, kendi hedeflerini ilerletmek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin askeri ve güvenlik kapasitelerinden bir kez daha yararlanmak istediğini gösteriyor. Bu gelişme, Suudi Arabistan ve BAE’nin askeri ittifakının geçmiş yıllarda sadece ilk hedeflerine ulaşmakta başarısız kalmakla yetinmeyip, Yemen’in geleceğine ilişkin derin görüş ayrılıkları nedeniyle fiilen dağıldığı bir ortamda gerçekleşmektedir.
Şimdi ise Babülmendep’in artan önemi ve Ensarullah’ın batı kıyılarındaki konumunu pekiştirmesi, Riyad’ı Abu Dabi ile iş birliğini canlandırmaya yöneltmiştir. Bu iş birliği kısa vadede Ensarullah karşıtı cephenin operasyonel kapasitesini artırabilir; ancak uzun vadede iki ülke arasındaki stratejik anlaşmazlıkların geri dönmesine de zemin hazırlayacaktır.
Bu geri dönüşün mahiyetini anlamak için Suudi Arabistan ile BAE arasında Yemen dosyasındaki anlaşmazlığın temel kaynağına dikkat etmek gerekir. Yaygın kanının aksine, iki ülke arasındaki anlaşmazlık sadece nüfuz paylaşımı veya yerel güçlerin yönetimi üzerine değildi; aksine Yemen’in coğrafi ve siyasi geleceği meselesine dayanıyordu. Suudi Arabistan Yemen’in toprak bütünlüğünü korumayı ve ülkenin bölünmesini engellemeyi hedeflerken, BAE askeri müdahalenin başından itibaren kademeli olarak güneyde farklı bir proje yürüttü. Abu Dabi; ayrılıkçı hareketleri destekleyerek ve güneyliler arasında geniş bir askeri, siyasi ve güvenlik ağı kurarak fiilen bağımsız Güney Yemen devletinin yeniden kurulmasına zemin hazırladı. Ana hedefi Güney Yemen’in bağımsızlığını geri kazanmak olan Güney Geçiş Konseyi’nin desteklenmesi, bu politikanın en önemli tezahürü sayılmaktadır.
Nitekim BAE geçmiş yıllarda paralel askeri yapılar oluşturup kendisine bağlı komutanları güçlendirerek, Yemen’in güneyini bağımsız bir nüfuz alanına dönüştürmeye çalıştı. Bölünmenin gerçekleşmesi halinde bu durum, ülkenin önemli kıyılarının ve stratejik geçitlerinin kontrolünü Abu Dabi’ye sağlayacaktı. Bu politika Suudi Arabistan’ın stratejisiyle çelişiyordu; zira Riyad, güney sınırlarının güvenliği ve komşuluğunda kontrolden çıkan bağımsız bir siyasi yapının oluşmasını engellemek için Yemen’in toprak bütünlüğünün korunmasını zorunlu görüyordu. Dolayısıyla iki ülke arasındaki en önemli anlaşmazlık Ensarullah ile nasıl mücadele edileceği hususunda değil, savaştan sonraki Yemen’in geleceği hakkındaydı. Bu anlaşmazlık sonuçta Sana karşıtı cephede birbiriyle çelişen iki siyasi projenin şekillenmesine yol açtı.
2019’daki Aden çatışmaları bu çelişkinin açıkça ortaya çıktığı kırılma noktasıydı. BAE desteğine sahip Güney Geçiş Konseyi güçleri, o yılın Ağustos ayında Aden’in bazı kısımlarının kontrolünü ele geçirdi ve Suudi destekli hükümete bağlı güçlerle çatışmaya girdi. Bu karşı karşıya geliş, en nihayetinde BAE savaş uçaklarının müstefi hükümete bağlı güçlerin mevzilerine doğrudan hava saldırıları düzenlemesiyle sonuçlandı. Gerçekte Ensarullah’a karşı koyma amacıyla kurulan ittifak, ana üyelerinin kendi işgal altındaki bölgelerinde birbirleriyle savaştığı bir noktaya geldi. Kasım 2019’daki Riyad Anlaşması da BAE’nin ayrılıkçı projesi ile Suudi Arabistan’ın Yemen’in bütünlüğünü koruma politikası arasındaki köklü çelişkiyi gideremedi.
BAE, 2019 yılında askeri birliklerini Yemen’den çekmeye başladı ve ardından Ocak 2026’da birliklerinin resmi varlığına son verildiğini duyurdu. Ancak BAE askerlerinin çekilmesi, bu ülkenin Yemen’deki nüfuzunun bittiği anlamına gelmiyordu. Abu Dabi savaş yılları boyunca, güneyde ve batı kıyılarında ana nüfuz aracı olarak işlev görmeye devam eden yerel güçlerden oluşan bir ağ örgütledi ve teçhizatlandırdı. Güney Geçiş Konseyi, El-Amalika (Devler) Tugayları ve BAE çizgisine bağlı askeri gruplar bu yapının bir parçasıdır. Dolayısıyla BAE’nin bugün Yemen denklemine geri dönüşü, resmi askerlerinin geri dönmesinden ziyade, yeni askeri gelişmeler çerçevesinde bu ağın yeniden aktifleştirilmesi anlamına gelmektedir.
Son aylarda Yemen’in batısındaki sahalardaki değişimler ve Babülmendep’in önemi Suudi Arabistan’ın hesaplarını etkiledi. Ensarullah’ın önemli kıyı bölgelerindeki hakimiyeti ve Kızıldeniz’in güneyinde stratejik konumunu pekiştirmesi, Riyad’ın artık kendi dağınık ve uyumsuz güçlerine dayanarak değiştiremeyeceği bir denklem yarattı. Babülmendep sadece bir deniz geçidi değil; Asya, Avrupa ve enerji nakil hatlarının deniz ticaretindeki en önemli bağlantı noktalarından biridir. Bu açıdan Ensarullah’ın bu bölgedeki konumunu sağlamlaştırması, Sana’nın caydırıcılık gücünün artması ve bölgesel güvenlik denklemlerindeki rolünün genişlemesi anlamına gelmektedir; bu durum Suudi Arabistan ve müttefiklerini Yemen’in iç coğrafyasının ötesinde bir meydan okumayla karşı karşıya bırakmıştır.
Reuters’ın 2 Ekim 2026 tarihli haberi, Suudi Arabistan’ın kıyı bölgelerini ve Babülmendep’i geri almak amacıyla Ensarullah mevzilerine karşı geniş çaplı bir askeri operasyon planladığını ve bu konunun Riyad’ın hesaplarındaki önemini ortaya koymaktadır. Habere göre muhtemel operasyon Ensarullah karşıtı Yemenli güçlerin katılımı ve Suudi Arabistan’ın hava desteğiyle gerçekleştirilecek olup, Riyad operasyonun kapsamını ve boyutlarını değerlendirmektedir. Öte yandan Ensarullah karşıtı güçlerin dağınıklığı ve saha lojistiğindeki zorluklar, böyle bir operasyonun önündeki en önemli engellerden biri sayılmaktadır. Böyle bir ortamda BAE kapasitelerinin geri dönmesi, Suudi Arabistan’ın operasyonel eksikliklerinin bir kısmını telafi edebilir.
Bu geri dönüşün siyasi emareleri son günlerde belirginleşmiştir. BAE Devlet Başkanı Yardımcısı ve ülkenin son derece nüfuzlu figürlerinden Mansur bin Zayid Al Nahyan’ın Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret ve Muhammed bin Selman ile Halid bin Selman ile görüşmesi, Yemen konusundaki şiddetli anlaşmazlıkların ardından iki ülke ilişkilerinin gergin olduğu bir dönemde gerçekleşti. Bu görüşmenin önemi, Riyad’ın Abu Dabi ile iş birliğini yeniden inşa etme ve Yemen dosyasında BAE kapasitelerinden tekrar yararlanma çabası çerçevesinde değerlendirilmelidir. Aynı zamanda BAE’nin Yemen’deki en önemli saha komutanlarından biri olan Ebu Zur’a olarak bilinen Abdurrahman el-Mahrami’nin Riyad’dan Aden’e dönmesi bir diğer değişim işaretidir.
El-Amalika Güçleri’nin komutanlığını yürüten Mahrami, güneyin askeri yapısında önemli bir konuma sahiptir ve geçtiğimiz yıllarda yerel güçlerin örgütlenmesinde BAE’nin ana aktörlerinden biri olmuştur. Riyad’daki kısıtlılık döneminin ardından Aden’deki varlığı, Ensarullah karşıtı cephenin yeni askeri gelişmelere hazırlandığı bir dönemde gerçekleşmektedir. Bu olayın önemi; Mansur bin Zayid’in ziyareti ve BAE’nin Ensarullah karşıtı güçlere lojistik desteğini artırdığına dair raporlarla birlikte ele alındığında daha da artmaktadır. Tüm bu gelişmeler Abu Dabi’nin askeri ağları ve yerel komutanları aracılığıyla Yemen sahnesine geri dönmekte olduğunu göstermektedir.
Bu geri dönüş Suudi Arabistan için özel bir operasyonel önem taşımaktadır. Riyad’ın Yemen cephesindeki ana sorunlarından biri, Ensarullah karşıtı farklı gruplar arasında koordinasyon sağlayamaması olmuştur. Suudi Arabistan ve BAE’ye bağlı güçlerin her biri bağımsız komuta yapısına, çıkarlara ve bağlantılara sahiptir; bu durum geçmiş yıllarda homojen bir cephenin oluşmasını engellemiştir. Şimdi BAE’nin yeniden sürece dahil olması, güneyli güçlerin kapasitesini harekete geçirerek Ensarullah karşıtlarının Babülmendep eksenindeki örgütlenme ve operasyonel hareket kabiliyetini artırmasına yardımcı olabilir. Özellikle El-Amalika ve Abu Dabi’ye bağlı diğer grupların güney ve kıyı bölgelerinde saha tecrübesine ve geniş bağlantılara sahip olması bunu desteklemektedir.
Ancak temel mesele şudur: Suudi Arabistan kendi cephesini güçlendirmek için siyasi projesi Riyad’ın hedefleriyle doğrudan çelişen bir ülkenin kapasitesine yeniden başvurmak zorunda kalmıştır. BAE güneydeki nüfuzunu yeniden canlandırmanın ve ayrılıkçı hareketleri güçlendirmenin peşindeyken, Suudi Arabistan halen üniter Yemen yapısını korumayı gündeminde tutmaktadır. Dolayısıyla iki ülkenin yeni askeri iş birliği temel anlaşmazlıklarını ortadan kaldıramaz. Aralık 2025’te Yemen’in doğusunda yaşanan gelişmeler de bu gerçeği göz önüne sermişti; BAE destekli Güney Geçiş Konseyi güçlerinin Hadramut ve El-Mahra’daki ilerleyişi Suudi Arabistan’ın sert tepkisiyle karşılaşmış ve iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar bir kez daha kendilerine bağlı güçler arasında askeri çatışmaya dönüşmüştü.
Nitekim BAE’nin Yemen cephesine geri dönmesi, daha önce Suudi-BAE ittifakının dağılmasına yol açan aynı döngüyü yeniden üretebilir. Suudi Arabistan Ensarullah ile mücadele etmek için Abu Dabi’ye bağlı güçlere ihtiyaç duymaktadır; ancak bu güçler aynı zamanda Riyad’ın Yemen’in bütünlüğünü koruma politikasıyla çelişen bir projeyi yürütme aracıdır. Sonuç olarak, sahadaki olası herhangi bir başarı hemen ardından nüfuz paylaşımı ve kontrol edilen bölgelerin siyasi geleceğinin belirlenmesi meselesini gündeme getirecektir; bu mesele daha önce de iki taraf arasında doğrudan çatışmaya yol açmıştı.
Sonuç olarak BAE’nin Yemen sahnesine geri dönüşü, Suudi Arabistan’ın Ensarullah karşısında defalarca başarısızlığa uğrayan bir cepheyi yeniden canlandırma çabası olarak görülmelidir. Riyad şu anda Babülmendep’teki dengeyi değiştirmek için Abu Dabi’nin askeri ve lojistik kapasitesine ihtiyaç duymakta, BAE ise bu fırsatı güneydeki nüfuzunu yeniden inşa etmek için kullanmaktadır. Ancak bu iş birliği, dış görünüşünün aksine, ortak ve sürdürülebilir bir stratejinin şekillendiği anlamına gelmemektedir. İki ülke halen Yemen’in en önemli meselesinde, yani toprak bütünlüğünün korunması veya ülkenin bölünmesi konusunda iki farklı yönde ilerlemektedir. Bu nedenle BAE’nin geri dönmesi kısa vadede Ensarullah karşıtlarının operasyonel gücünü artırabilir; ancak uzun vadede mütecavizler ittifakını içeriden çökerten aynı anlaşmazlıkları aktifleştirecektir. Başka bir deyişle Suudi Arabistan, Ensarullah’ın gücüyle mücadele etmek için bir kez daha krizin ve ittifakın Yemen’deki başarısızlığının ana nedenlerinden biri olan bir aktöre başvurmuştur.
not: bu analiz tasnimnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
