Menuçehr Muttaki: Trump’ın Ekmeğine Yağ Sürmekten Sakınalım

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla

Şu anda Amerikan-Siyonist ittifakının ülkemize karşı yürüttüğü hibrit savaşın en kritik diliminde bulunuyoruz. Askeri boyutta, Şehit Liderimizin “düşmanın çaresiz kalması” yönündeki veciz ifadesi tüm açıklığıyla tecelli etmiştir. ABD birliklerinin Irak’tan çekileceğini açıklaması, Bahreyn’deki ABD 5. Filosu’nun operasyonel kabiliyetini yitirdiğinin itiraf edilmesi ve bölgedeki Amerikan üslerinin işgal altındaki Filistin topraklarına taşınması yönündeki fısıltılar; emperyalist ve terörist ABD ordusunun, İslam savaşçılarının destansı öfkesi ve Yüce Velayet Makamı’nın komutası altındaki fedakar milletimizin sahada varlık göstermesi karşısındaki aşağılayıcı yenilgisini kanıtlamaktadır.

ABD’ye ait insansız denizaltının tespit edilerek el konulması, diğer yüzen ve dalan unsurların hedef alınması, yakın zamanda Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin Fars Körfezi ve Umman Denizi’nin hava sahası, derinlikleri ve tabanındaki mutlak hakimiyetini Amerikalılara bir kez daha kavratacak; düşmanlar özellikle deniz ablukasının kırılması noktasında daha büyük sürprizlerle karşılaşacaktır.

Askeri savaşta bu denli çaresiz kalan, deniz ablukasının yarılması korkusu yaşayan ve ekonomik yaptırımların etkinliğinden umudunu kesen Trump’ın; Cumhuriyetçilerin Kongre seçimlerinde yenileceğine işaret eden Amerikan kamuoyu araştırmalarını değiştirmek için önünde yalnızca 53 günü kalmıştır. Bu konudaki son hilesi ise yetişkin Amerikalılara doğrudan para dağıtma teşebbüsüdür. Trump; sınırlı savaşın, ablukanın ve ekonomik baskının bir sonuca varmadığını çok iyi bilmektedir; ancak halen “ateşkes” ve “müzakere” kozlarının etkili olabileceğine bel bağlamaktadır.

Petrol fiyatlarını düşük tutmaya çalışarak ve İran ile müzakere yürütüldüğü algısını işleyerek, 3 Kasım (12 Aban) Kongre seçimlerini kazanmak adına Amerikan seçmenini ve elitlerini yönlendirmeyi amaçlamaktadır.

Değerli Yetkililer,

Ayağa Kalkan İran Halkı:

Trump, askeri cephedeki çaresizliğinin yanı sıra siyasi ve diplomatik cephede de rezilce bir yenilgiyle karşılaşmalıdır. Zeminleri hazır olan böyle bir gelişmenin gerçekleşmesi, yalnızca bir partinin değil, Amerikan derin devletinin ve küresel Siyonizmin İran İslam Cumhuriyeti karşısındaki yenilgisi olacaktır. Diplomasi aygıtının mevcut tutumu —kesintisiz çabaları takdir edilmekle birlikte— bu hedeften henüz uzaktır. Mütecavizlerin seçimleri kazanması, ülkemize karşı yeni bir topyekün savaşa girişilmesi anlamına gelecektir; her ne kadar elde edecekleri sonuç önceki iki savaştan farklı olmayacaksa da.

Yukarıda arz edilen hususlar ışığında; diplomasinin sahadaki başkanı Sayın Dr. Galibaf’tan ve Dışişleri Bakanlığı dümenindeki kardeşim Sayın Dr. Irakçi’den istirhamımdır:

  • Önümüzdeki 53 gün boyunca konuşma ve mülakatlarda kesinlikle “müzakere” tabiri kullanılmamalıdır.
  • Resmi aracılar (Pakistan, Katar, Umman) veya gayriresmi kanallar vasıtasıyla savaş, mesaj iletimi ya da tutum belirleme konularında cani ABD hükümeti ile her türlü temas ve görüşme durdurulmalıdır.
  • Fars Körfezi’nin güneyindeki 6 ülke ile özellikle “bölgesel düzen” konulu her türlü toplantı bu 53 günlük sürenin sonrasına ertelenmelidir; zira savaşın sonucu ve inşallah İslam Cumhuriyeti’nin tam zaferi, gelecekteki bölgesel düzeni zaten bizzat belirleyecektir.

Bu satırların yazarı, kırk yılı aşkın süredir diplomasi ve onun araçları olan iletişim, diyalog ve müzakere ile iç içe yaşamıştır. Şehit İmamımız, diplomasiyi nizama ve ülkeye çıkar sağlama aracı olarak görürdü. Şehit ve cesur önderimiz, dönemin Japonya Başbakanı aracılığıyla gelen Donald Trump’ın mesajını reddederek bizlere bazen diplomasinin; müzakereyi boykot etmek ve düşmanın mesajını almamak olduğunu öğretmiştir.

Hatırlatmak isterim ki Trump, cinayetlerinin devamı olarak bizzat imzaladığı mutabakatı feshettiğini açıklayarak —tıpkı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (Nükleer Anlaşma) sürecindeki tutumu gibi— halktan özür dilemek yerine alacaklı rolü oynayanlara bir kez daha malzeme vermiş ve bizlere bu nihai kararı alma fırsatını sunmuştur. İkinci dönem başkanlık seçimlerinde Trump’ın yenilgiye uğramasının temelinde, Şehit İmamımızın uyguladığı yaptırım ve boykot politikasının yattığı unutulmamalıdır. Fesatçıların Trump’ın ekmeğine yağ sürmesine (pas vermesine) izin vermeyelim.

Son olarak; herhangi bir kişisel hırs ve garazdan uzak, bir görev bilinciyle kaleme alınan bu yazı ile birlikte, toplumun küçük bir ferdi olarak tıpkı yetkililerimiz ve halkımız gibi, Aziz İmamımız Yüce Liderimizin (madde zilluhul-ali) görüş ve takdirlerine mutlak surette tabi olduğumu ve bunu her amelin kabul şartı saydığımı beyan ederim.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın