Eli Kanlı Siyonist Rejim Çehre mi Değiştiriyor?

Siyonist rejimin 27 Ekim seçimleri; Benjamin Netanyahu’nun Gazze, Lübnan ve İran’daki üç yıllık savaş bilançosunu kendi güvenlik yetkinliğinin bir parçası olarak sunmaya çalıştığı bir vasatta gerçekleşiyor. Ancak seçim öncesi anketler, kendisinin Gadi Eisenkot ile kıyasıya bir rekabet içinde olduğunu ve seçmenlerin bir kısmının bu savaşların sonuçları konusunda şüphe taşıdığını gösteriyor.

27 Ekim 2026 seçimleri, siyonist rejimin 7 Ekim 2023 saldırısı ile ardından Gazze, Lübnan ve İran’da patlak veren savaşlardan sonraki ilk genel seçimleridir. Reuters’ın raporuna göre bu seçimler, Netanyahu’nun siyonist yerleşimcilerin güvenliğini sağlama yeteneğine sahip bir siyasetçi imajını yeniden seçim kampanyasının merkezine oturtmaya çalıştığı bir ortamda yapılıyor.

Netanyahu ve Askeri Geçmişe Sahip Bir Rakip

Siyonist rejim ordusunun eski genelkurmay başkanı ve “Yashar” Partisi Lideri Gadi Eisenkot, yaklaşan seçimlerde Netanyahu’nun en önemli rakibi olarak öne çıkıyor.

Eisenkot, Netanyahu’nun birçok siyasi rakibinin aksine uzun bir askeri geçmişe sahip ve 2015-2019 yılları arasında genelkurmay başkanlığı görevini yürüttü. Reuters Haziran ayındaki raporunda, Eisenkot’un askeri geçmişine dayanarak Netanyahu hükümetinin performansından memnun olmayan seçmen grubunu kendisine çektiğini bildirmişti.

Bu durumun önemi, seçim yarışının yalnızca kıdemli bir siyasetçi ile sivil bir rakip arasında geçmiyor olmasından kaynaklanıyor; aksine Netanyahu, siyonist rejimin güvenlik ve askeri yapısında kendisi de uzun bir geçmişe sahip olan bir figürle yarışıyor.

Eisenkot, seçim arifesinde de Netanyahu’yu televizyonda canlı münazaraya davet etti. Yashar Partisi, seçmenlerin siyasi liderlerin geçmiş yıllardaki performansına dair doğrudan yanıtlar alması gerektiğini bildirdi. Yayımlanan son anket verilerine göre Yashar Partisi 23 sandalye, Likud ise 21 sandalye kazanmaktadır.

Anketler: Dar Makas, Belirleyici Koalisyonlar

Kan kanalı için Kantar tarafından yapılan son anket verilerine göre Yashar 23 sandalye ile ilk sırada yer alırken, Netanyahu liderliğindeki Likud 21 sandalye elde ediyor. Bu ankette, iki ana bloktan hiçbiri Knesset’te 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamamaktadır.

Diğer anket verileri de baş başa bir yarışı işaret ediyor. Ekim başı itibarıyla yayımlanan anketlerin toplamına göre Yashar, birkaç ankette Likud’un önünde yer aldı; örneğin Ma’ariv için LRI Enstitüsü’nün 1 Ekim tarihli anketi Yashar’ı Likud’un 19 sandalyesine karşı 21 sandalye ile konumlandırdı. i24 anketi ise Yashar için 22, Likud için 28 sandalye öngördü.

Buradaki daha kritik husus, tek bir partinin sandalye sayısının tek başına geleceğin başbakanını belirlemeye yetmiyor oluşudur. Siyonist rejimin parlamenter sisteminde hükümeti kurmak, partilerin koalisyon oluşturma ve en az 61 milletvekilinin desteğini alma yeteneğine bağlıdır. Reuters da anket ortalamalarını incelediği analizinde, Netanyahu karşıtlarının nispi üstünlüğüne rağmen hiçbir tarafın hükümet kurmak için tamamen net bir yola sahip olmadığını vurgulamıştı.

Eylül sonunda yayımlanan bir Kan anketinde, katılımcılara başbakanlık için Netanyahu ile Eisenkot arasındaki tercihleri sorulduğunda, %39’u Netanyahu’yu, %38’i ise Eisenkot’u seçti. Dolayısıyla bireysel başbakanlık tercihinde de aradaki fark son derece kısıtlıdır.

Flydubai: Seçim Arifesinde Bir Güvenlik Olayı

30 Eylül’de, Flydubai’nin Dubai-Tel Aviv seferini yapan FZ1073 sefer sayılı uçuşu sırasında bir acil durum yaşandı. Reuters’ın raporuna göre yardım pilotu kaptan pilota saldırdı ve uçak bir süre sert bir irtifa kaybına girdi; ardından mürettebat ve yolcuların müdahalesiyle uçağın kontrolü yeniden sağlandı ve uçak Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptı.

Reuters’ın sonraki raporunda, soruşturmayı yürüten yetkililerin, yardım pilotunun havayolu şirketinde işe girmeden önce bu eylemi planladığına inandıkları belirtildi. Bir kaynak, hedef alınan noktanın Ben Gurion Havalimanı olabileceğini söyledi; ancak olayın ayrıntılarına ilişkin soruşturma devam ediyor.

Bu olayın siyasi önemi, seçimlere bir aydan az bir süre kala yaşanmış olmasından ve havacılık güvenliği konusunu yeniden kamuoyu tartışmalarının merkezine taşımasından kaynaklanıyor. Netanyahu bu olayın ardından dış ve iç hat uçuşlarındaki pilotlara yönelik güvenlik incelemelerinin artırılması talimatını verdi. Times of Israel, bu kararın seçim atmosferinde ve uçuş güvenliğine dair soruların arttığı bir dönemde alındığını bildirdi.

Burada gerçek bir güvenlik olayı ile bunun siyasi kullanımı arasında ayrım yapmak gerekir. Flydubai olayının Netanyahu veya siyonist rejim kurumları tarafından kurgulandığını gösteren hiçbir güvenilir belge yoktur. Dolayısıyla dayanabileceğimiz somut veri; seçim arifesinde bir güvenlik olayının yaşandığı ve Netanyahu’nun bunu güvenlik konusunu yeniden öne çıkarmak için kullandığıdır.

“Netanyahu Teslim Olmaz”: Güvenlik Söylemine Dönüş

Reuters, Netanyahu’nun seçim kampanyasını incelediği yazısında, siyonist rejim başbakanının bir kez daha geçmiş yıllardaki seçim modelini kullandığını yazdı: Kendisini bölgesel tehditler karşısında siyonist yerleşimcilerin güvenliğini koruyabilecek tek isim olarak sunmak.

Likud’un bu seçimdeki resmi sloganı da “Netanyahu teslim olmaz” olarak belirlendi. Reuters ayrıca Netanyahu’nun rakiplerini zayıf olarak nitelendirdiğini ve seçim propagandalarında bölgesel tehditler ile güçlü bir liderliğe olan ihtiyacı vurguladığını bildirdi.

Ancak asıl mesele, bu güvenlik söyleminin üç yıl süren savaşın ardından şu soruyla karşı karşıya kalmış olmasıdır: Yürütülen askeri operasyonlar ilan edilen siyasi ve güvenlik hedeflerine ulaştı mı?

Bu sorunun yanıtı Gazze, Lübnan ve İran’daki durum üzerinden incelenebilir.

Gazze: Kapsamlı Askeri Operasyon Ama Nihai Hedefler Halen Belirsiz

Siyonist rejim Gazze savaşında geniş çaplı askeri operasyonlar yürüttü ve Hamas ile bölgenin altyapısına ağır darbeler indirdi. Buna rağmen savaşın sonucunu değerlendirmek yalnızca verilen askeri hasarın boyutuyla sınırlı değildir.

Reuters, Gazze’deki duruma ilişkin 6 Ekim 2026 tarihli haberinde, Donald Trump planının uygulanmaya başlamasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Hamas’ın silahsızlandırılması, siyonist rejim güçlerinin tamamen çekilmesi ve Gazze’nin yeniden imarı gibi temel hedeflerin hâlâ ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu yazdı.

Aynı rapora göre, siyonist rejim güçleri halen Gazze’nin yaklaşık üçte ikisini kontrol altında tutuyor ve bölgenin yeniden imarı da ağır kaynak sıkıntısıyla karşı karşıya. Reuters, Birleşmiş Milletler tahminlerine dayanarak Gazze’nin yeniden inşası için gerekli maliyeti yaklaşık 71,4 milyar dolar olarak açıkladı.

Sonuç olarak, veriler ışığında siyonist rejimin Gazze’deki askeri operasyonunun sonuçsuz kaldığı söylenemez; ancak aynı zamanda ilan edilen siyasi hedeflerin tam anlamıyla gerçekleştiği de iddia edilemez. Hamas halen silahlıdır, tam çekilme sağlanmamıştır ve Gazze’nin yeniden imarı başlamamıştır.

Askeri kazanım ile siyasi sonuç arasındaki bu mesafe, Netanyahu’nun performansını değerlendirirken önem taşıyan konulardan biridir.

Lübnan: Hizbullah Meselesi Henüz Kapanmadı

Lübnan cephesinde de benzer bir durum mevcuttur.

Siyonist rejim ile Hizbullah arasındaki savaşın ardından, silahlı grupların silahsızlandırılması, Lübnan ordusunun güneyde konuşlandırılması ve siyonist rejim güçlerinin kademeli olarak çekilmesi için ABD arabuluculuğunda bir anlaşma şekillendi. Ancak bu anlaşmanın tam anlamıyla uygulanması ciddi engellerle karşılaştı.

Reuters Ağustos ayında, siyonist rejim savaş bakanının, Hizbullah Güney Lübnan’dan tamamen silahsızlandırılıncaya kadar rejim güçlerinin geri çekilmeyeceğini bildirdiğini aktardı. Hizbullah ise siyonist rejim güçleri çekilmeden önce silahsızlanmayı kabul etmedi.

Sonuç olarak, savaş sonrası ilan edilen hedeflerden biri, yani Güney Lübnan’da kalıcı bir güvenlik durumunun yaratılması henüz nihai bir çözüme kavuşmuş değildir.

Diğer taraftan Reuters Haziran ayında, işgal altındaki toprakların kuzeyinde Netanyahu’ya olan desteğin düştüğünü ve bu bölgedeki bazı sakinlerin Lübnan savaşındaki hükümet performansından dolayı onu eleştirdiğini bildirmişti.

Bu veri seçim açısından önem taşıyor; zira siyonist rejimin kuzeyi doğrudan Hizbullah ile yaşanan çatışmalardan etkilenmiştir ve bu bölgenin güvenliği seçmenler için en hayati konulardan biridir.

İran: Askeri Operasyon ve Siyasi Kazanım Meselesi

İran savaşı da Netanyahu’nun propagandasında önemli bir yere sahip. Hükümeti, İran’a yönelik askeri operasyonları İslam Cumhuriyeti’nin stratejik tehdidiyle mücadele yönünde atılmış bir adım olarak sunabilir.

Ancak bu savaşın sonucunu değerlendirmek de askeri operasyon yapma yeteneği ile uzun vadeli siyasi hedeflere ulaşılması arasında ayrım yapmayı gerektirir.

Reuters Nisan 2026 tarihli bir analizinde, karşı taraflara verilen ağır hasara rağmen İran’ın ayakta kalmaya devam ettiğini, Hamas ve Hizbullah’ın da tamamen yok edilmediğini aktarmıştı. Bu analiz, savaşın sonucunu siyasi açıdan Netanyahu için kesinleşmiş görmüyor ve askeri gücü siyasi kazanıma dönüştürmenin onun için zor olduğunu vurguluyordu.

Reuters ayrıca Mart ayında, İran savaşının o aşamada Netanyahu’nun seçimlerdeki konumunu belirgin bir şekilde iyileştiremediğini bildirmişti.

Bu açıdan bakıldığında, İran savaşı Netanyahu için güvenlik imajı sunmada önemli bir araçtır; fakat seçim verileri bu savaşın tek başına onun popülarite veya siyasi konum sorununu çözebildiğini göstermemektedir.

7 Ekim: Netanyahu’nun Güvenlik Karnesinde Halen Duran Leke

Gazze, Lübnan ve İran savaşlarının yanı sıra 7 Ekim 2023 saldırısı, Netanyahu’nun karnesine dair en önemli tartışma noktalarından biri olmaya devam ediyor.

Reuters bu saldırıyı siyonist rejimin en büyük güvenlik zafiyetlerinden biri olarak tanımladı ve siyasi imajının büyük bir kısmı buna dayanan Netanyahu’nun güvenlik itibarının bu olayla ağır bir darbe aldığını yazdı.

Bu konunun 2026 seçimlerindeki önemi iki katına çıkmaktadır; zira bu, 7 Ekim sonrasındaki ilk seçimdir ve seçmenler çok cepheli savaşların başlamasından bu yana ilk kez genel seçimlerde mevcut hükümetin performansı hakkında karar verecektir.

Bu nedenle Netanyahu ile Eisenkot arasındaki yarış, büyük ölçüde iki farklı “güvenlik” anlatısının yarışı niteliğindedir: Netanyahu yürütülen operasyonları ve bölgesel tehditleri vurgularken, rakibi ise hükümetin güvenlik durumundaki sorumluluğuna ve üç yıllık savaşın sonuçlarına odaklanmaktadır.

Özet: “Askeri Kazanım” ile “Siyasi Sonuç” Arasındaki Seçim

Mevcut veriler, Netanyahu’nun yaklaşan seçimlerde halen siyonist rejimin en güçlü siyasi aktörlerinden biri olduğunu, ancak ciddi bir rakiple ve baş başa seyreden anketlerle karşı karşıya bulunduğunu gösteriyor.

Bir yandan Gazze, Lübnan ve İran’daki geniş çaplı askeri operasyonlara ve askeri altyapılara verilen hasara işaret edebilir. Diğer yandan Gazze’de Hamas’ın silahsızlandırılması, siyonist rejim güçlerinin tamamen çekilmesi ve yeniden imar konuları halen belirsizliğini korumaktadır; Lübnan’da Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve rejim güçlerinin çekilmesi konusu ihtilaflıdır; İran savaşında ise askeri operasyonların kalıcı bir siyasi kazanıma dönüştürülmesi tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

Bu şartlar altında son anketler Netanyahu ile Eisenkot arasında yakın bir yarışı gösteriyor ve iki ana bloktan hiçbiri şu ana kadar hükümeti kurmak için kesin bir yol bulabilmiş değil.

Dolayısıyla 27 Ekim seçimleri yalnızca Netanyahu’nun başbakanlığının devam edip etmeyeceğiyle ilgili değildir; aksine seçmenler, son üç yılda birden fazla cephede savaşa giren bir hükümetin güvenlik karnesi hakkında karar vermek durumundadır. Seçim sonuçları, askeri operasyonların ve Netanyahu’nun güvenlik söyleminin seçmenlerin güvenini yeniden kazanmak için yeterli olup olmadığını netleştirecektir.

not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın