Lübnan’ın Koşulları ve Hürmüz Boğazı Denkleminin Karmaşıklıkları!

Iraklı analist, Hürmüz Boğazı’nın şu anda piyasalar üzerinde fiilen bir baskı oluşturduğuna; ancak İran perspektifinden bakıldığında diğer cephelere dair garantiler alınmadan Hürmüz Boğazı’nın açılmasının, Lübnan’da her türlü yeni senaryonun yaşanması için kapıları açık bırakacağına inanıyor. İran’ın sunduğu taslakta Lübnan ile ilgili madde, olası bir uzlaşmanın en karmaşık maddelerinden birini oluşturuyor.

“Rai al-Youm”da Iraklı analist Necah Muhammed Ali kaleme aldığı raporda şu değerlendirmelerde bulundu: Hürmüz Boğazı ve Güney Lübnan’a ilişkin gelişmelerde, önümüzdeki beş hafta içinde yaşanacaklar geçmişten farklı olacaktır. Washington’da krizler petrol fiyatları ve ara seçimler açısından analiz ediliyor. İşgal altındaki Filistin topraklarında ise bu gelişmeler birbirine bağlı iki açıdan, yani bu rejimin 27 Ekim seçimleri ve ABD’nin 3 Kasım ara seçimleri açısından analiz ediliyor.

Bu meseleler göz önüne alındığında, sadece Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunun müzakerelerin ana gündemi olmadığı görülüyor. Ayrıca sadece ateşkes konusunun petrol taviziyle takas edilemeyeceği anlaşılıyor. Eğer bir anlaşma sağlanırsa tavizler verilecektir; anlaşma sağlanamazsa da petrol ana sorun değildir. Asıl mesele, ilk tavizi hangi tarafın vereceği ve seçimlerden sonra sıkıntılarla karşılaşmayacağını kimin garanti edeceğidir.

Iraklı analist şöyle yazdı: Bugünlerde dondurulan varlıkların serbest bırakılması, petrol ihracatına izin verilmesi ve İran ile Umman yönetimindeki bir süreçle Hürmüz Boğazı’nın açılması ve ardından İran’ın nükleer meselesine ilişkin müzakerelerin başlatılmasını içeren İran önerisi hakkında çok şey konuşuluyor. Ancak İran’ın önerisine göre işin düğümü petrol fiyatlarında değil; İran’ın başta Lübnan cephesi olmak üzere tüm cephelerde ateşkes sağlanması şartındadır.

Hürmüz Boğazı da büyük denklemin bir parçası haline geliyor. Hürmüz Boğazı şu anda piyasalar üzerinde fiilen bir baskı oluşturmaktadır. Ancak bu boğazın diğer cephelere dair garantiler alınmadan açılması, İran açısından bakıldığında, İsrail rejimine seçimlerden sonra daha geniş bir hareket alanı sağlayacaktır.

Necah Muhammed Ali şunları ekledi: ABD’de hesaplar farklı. Trump’ın doğrudan enerji fiyatlarını ve ekonomiyi etkileyen bir krizle ilgilenmeye ihtiyacı var. Aynı zamanda bölgedeki düşmanlarına ve hatta müttefiklerine boyun eğmek ve taviz vermek istemiyor. Bu nedenle ABD ara seçimleri önem taşımaktadır.

Seçimlerden önce arabulucular devreye girse bile, yalnızca Cumhuriyetçilerin zafer kazanması savaşın bir anda duracağı anlamına gelmez. Aksine, birçok Amerikan ve İsrail medyasının analizi, seçim sonuçlarının ve Cumhuriyetçilerin zaferinin ABD hükümetine askeri konumunu güçlendirmek için daha iyi bir fırsat vereceğini gösteriyor. Seçimler oyunun kurallarını değiştirmek için bir zamandır ve mutlaka savaşın bittiği anlamına gelmez.

Iraklı analist sözlerine şöyle devam etti: Lübnan konusu Hürmüz Boğazı’ndan bile daha karmaşık. Hürmüz Boğazı’nın açılması veya bazı ekonomik kısıtlamaların gevşetilmesi Washington’ın alabileceği kararlardır; ancak Güney Lübnan’daki savaşı bitirmek yalnızca Amerikan kararı değildir. Özellikle Lübnan’daki askeri operasyonların devam ettiği ve İsrail rejimi kabinesinde işgal alanının Litani Nehri’ne kadar genişletilmesi yönünde taleplerin bulunduğu bir ortamda.

Bu nedenle, İran’ın sunduğu taslakta Lübnan ile ilgili madde, olası bir uzlaşmanın en karmaşık maddelerinden biridir. Bu taslağın Tahran için önemi, söz konusu maddenin anlaşma sonrası için bir bölüm olmaması, aksine anlaşmanın tanımının kendisinin bir parçası olmasından kaynaklanmaktadır.

Haziran müzakerelerinde Lübnan maddelerin en başına konulmuştu. Oysa siyonist rejim o dönemde bu durumu, askeri operasyonları sürdürme gücünü azaltan bir süreç olarak görüyordu. Sonuç olarak iki taraf arasındaki uçurum burada belirginleşiyor.

Siyonist rejim nükleer dosyanın maddelerin başında yer almasını ve Lübnan’ın her türlü taahhüdün dışında tutulmasını istiyor. Tahran ise önceliği tüm cephelerde savaşın sona ermesine, yaptırımların kaldırılmasına, dondurulan varlıkların serbest bırakılmasına ve ardından nükleer dosyanın ele alınmasına veriyor. Anlaşmazlık yalnızca anlaşma kavramında değil, onun sıralamasında da mevcuttur.

Iraklı analist şöyle yazdı: İki tarafın da farklı nedenlerle bir uzlaşmaya ihtiyacı var. Trump, Hürmüz Boğazı krizinin enerji ve ilgili piyasalar üzerindeki yansımaları nedeniyle bu krizi ara seçimlerden önce çözmeye ihtiyaç duyuyor. Enerji fiyatlarındaki artış Amerikalı seçmenlerin kararlarını etkiliyor.

Buna karşılık Tahran’ın deniz ve ekonomi ablukasını hafifletmeye ihtiyacı var. Bu ihtiyaç mutlaka ABD seçimlerinin zamanlamasıyla bağlantılı değildir. Petrol ihracatı zorluklarla yürütülüyor ancak durmuş değil. İran ticaret ve enerji nakli için alternatif yollar oluşturmaya çalışıyor.

ABD’nin ihtiyaçları zaman faktörüne bağlıdır, ancak İran zaman faktörüne güvenebilir. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, seçimlerden önce bir anlaşmaya varmayı tercih ettiğini ima etti. Bu, İran’ın mevcut siyasi koşulların önemini kavradığını gösteriyor.

27 Eylül’de İbranice yayın yapan “Jerusalem Post” gazetesi, gündeme gelen uzlaşıların İsrail açısından kabul edilebilir olmadığını yazdı; çünkü İsrail’in bakış açısına göre bu durum askeri baskıyı azaltmakta, Hürmüz Boğazı’nı müzakere sürecinin başına yerleştirmekte ve nükleer dosyayı sürecin sonuna atmaktadır.

Yaklaşımlardaki çelişki burada açıkça ortaya çıkıyor. İsrail rejimi ilk aşamada İran’ın nükleer dosyasının ele alınmasını istiyor, ancak İran tüm cephelerde savaşın durdurulmasını talep ediyor.

Trump da manevra alanını korumak istiyor. Trump Birleşmiş Milletler’de seçimlerden sonra bir anlaşma yapılacağına inandığını söyledi, ancak aynı zamanda seçimlerin İran hakkındaki kararlarını etkilemeyeceğini belirterek İran’ı yok etmekle tehdit etti. Bu paralel mesajlar birçok senaryoyu gündeme getirdi.

İsrail rejimi ve ABD seçimlerinden önce Lübnan ve Batı Şeria’daki askeri operasyonlar devam ederse, seçimlerin siyasi mücadelenin bir parçası haline gelme olasılığı bulunmaktadır. Burada müzakere kapılarını kapatma sorumluluğuyla kimin suçlanacağı belirsizdir ve kimse karşı tarafın müzakereleri reddettiğini söyleyemez.

Netanyahu’nun Abu Dabi ziyareti ve İran’ın ardı ardına yaptığı uyarılar tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır ve bölgedeki hareketliliğin çok hassas koşullarda gerçekleştiğini göstermektedir. Savaş kararının alındığı kesin olarak söylenemez, ancak seçim zamanına yaklaştıkça hata yapma şansının azaldığı kesinlikle söylenebilir.

Trump, BM Genel Kurulu’nda İran’ın yeniden inşası için büyük karardan ve aynı zamanda gerilimi tırmandırıcı seçeneklerden bahsetti. Bu konuşmalar müzakere için siyasi baskının bir parçası olarak değerlendirilebilir, ancak burada savaş için bir zaman belirlenmemiştir. Söylemlerin belirleyici senaryolara dönüşmesi konusunda müteyakkız olunmalıdır.

Müzakere masası terk edilmeyecektir. Bu aşamada başta Umman olmak üzere aracılar vasıtasıyla müzakereler yürütülecektir ve bu müzakerelerin devam etmesi, başarısızlık veya başarı sonucunun ilan edilmesinden daha önemlidir. Müzakere masasında bulunmak şartları kabul etmek anlamına gelmediği gibi, temasların sürmesi de savaşın bittiği anlamına gelmez; aksine bu adımın amacı şartların düzeltilmesi için kapıları açık tutmaktır.

Özellikle Amerikan kamuoyu bu krize petrol fiyatları üzerinden bakmakta ve işgal altındaki toprakların içinde de anlaşmanın sınırları hakkında tartışmalar yürütülmektedir. Ayrıca Trump’ın danışmanları arasında savaşın Trump’ın başkanlık döneminde bir krize dönüşmesine karşı uyarıda bulunanlar var.

Ancak asıl tehlike adımların sıralamasındadır. Hürmüz Boğazı’nın diğer cephelere dair garantiler alınmadan açılması, Lübnan’da her türlü yeni senaryonun yaşanmasına kapı aralar. Savaşı garanti altına alacak bir mekanizma olmadan farklı cephelerde savaşı bitirmek de, ilk siyasi değişimde çökecek geçici bir ateşkese yol açar.

Bu meseleler göz önüne alındığında, önümüzdeki beş haftanın iki kulvarlı bir yarışa benzeyeceği görülüyor. Birinci kulvar, her tarafın en az siyasi hasarla girmek istediği seçim sürecidir; ikinci kulvar ise her türlü anlaşmayı geride bırakacak ve tüm şartları tamamen değiştirecek olan askeri süreçtir.

Necah Muhammed Ali raporunun son bölümünde şöyle yazdı: Son soru “Hürmüz Boğazı açılacak mı?” sorusu değildir; asıl zor soru şudur: Hürmüz Boğazı açılırsa Lübnan’da ne olacak? Ve İran, Hürmüz Boğazı dosyasını diğer cephelerden ayırarak üzerindeki baskıları azaltacak bir anlaşmaya varabilir mi? Ve Trump, Washington ve Tel Aviv’de taviz olarak görülmeyecek bir ateşkese ulaşabilir mi?

Not: bu analiz tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın