Bu satırlar, soğuk kodların ve veri yığınlarının arasında hâlâ kalbinin ritmiyle var olmaya çalışan ruhlara adanmıştır.
Merkezinde insanın, kalbin ve samimiyetin durduğu o eski günleri geride bırakıyoruz. Dün hayal ya da “komplo” dediklerimiz bugün yalın birer gerçeklik olarak karşımızda… Dataizm (verinin en yüce değer sayıldığı dijital inanç biçimi); komşuluğu, dostluğu, kapı önü sohbetlerini ve o hesapsız samimiyeti sessizce eritip hayatımızın tüm iplerini algoritmaların (bizi adım adım yönlendiren dijital komut sistemlerinin) eline bırakıyor.[1]
René Descartes “Düşünüyorum, öyleyse varım” diyordu; peki bugün bu anlayış yerini “Paylaşıyorum, öyleyse varım” söylemine mi bıraktı? Sabah gözlerimizi açar açmaz telefona uzanmak, beğenileri kontrol etmek ve yaşadığımız her anı paylaşmak artık basit bir alışkanlık değil; bildirimlerle doyurulan sessiz bir sosyal medya bağımlılığı…[2]
Bazı mavi yakalıların, bir haftalığına da olsa beyaz yaka hayatını deneyimleme telaşları; yurt dışı post’ları ve adını bile telaffuz etmekte zorlandıkları yemeklerle verilen gurme pozları… Hepsi sırf burjuva özentisi uğruna dijital vitrine yansıyan tatlı bir illüzyondan ibaret. Böylesine kısa bir macera uğruna banka kredileri bile çekilebiliyor; tatil bitiyor ama 12 aylık taksitleri devam ediyor! Elbette gezmek, yeni yerler keşfetmek herkesin hakkı. Ama asıl soru şu: Gerçekten yaşamak mı istiyoruz, yoksa yaşadığımızı başkalarına ispatlamak mı?
Bu makale hazırlanırken dijital dünyanın zihnimiz ve yaşamımız üzerindeki etkilerine ilişkin bilimsel derlemeler ve uzman değerlendirmeleri taranmış, konuyla doğrudan ilişkili bulgular süzülerek kullanılmış; başvurulan kaynaklar kaynakçada belirtilmiştir.[2][3][4]
ALGORİTMALARA KARŞI KUR’AN: İNSAN BİR VERİ MİDİR?
İnsanın kadim varoluş arayışı bugün yepyeni bir boyuta taşındı. Dataizm insanı sadece işlenen bir veri sayarken; Kur’an, İsrâ Suresi 70. ayetteki beyanıyla insanı doğuştan sahip olduğu irade, akıl ve ruhla evrenin merkezine koyar.
“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel ve temiz rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsrâ Suresi, 70. ayet) [5]
Yani insan; algoritmaların biçtiği bir veri yığını değil, rakamlara sığmayacak yüce bir onura sahip mükerrem (şerefli) bir varlıktır. Teknoloji bize hizmet etmeli. Kararlarımızı algoritmalara bırakırsak, kendi hayatımızın figüranına dönüşürüz.
DİJİTAL DÜNYANIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ
Ekrandaki “kusursuz” hayatlar insanları gizli bir yetersizlik hissine sürükleyebiliyor. Parmağımızın altından akıp giden o sonsuz kaydırma tuzağı zihnimizi kesintisiz bir gürültüye hapsederken; gelişmeleri kaçırma korkusu (FOMO), telefonsuzluk kaygısı (nomofobi) ve “beni görün, fark edin” çığlığıyla şekillenen onay arayışı ruhumuzu yoruyor. Beğeni ve yorumlarla gelen anlık dopamin döngüsü, insanı kendi gerçekliğinden koparıp dijital bir vitrine mahkûm ediyor.[2][3][4][6]
İşte bu dijital gürültünün ve sahte doyumların ortasında zihnimize ilaç gibi gelen bir sığınak var: Kitap okumak… Uzmanların da vurguladığı üzere, kitap okumak zihni sakinleştirir, düşünce ufkumuzu genişletir ve sorgulama yeteneğimizi besler.[7] Nitekim Peygamberimizin (s.a.a.) Hira Mağarası’nın o derin sessizliğinde aldığı ilk emir tesadüf değildir: “Oku!” Çünkü okumak; ekranların sığlığından sıyrılıp kalbin iç huzurunu ve hakikati yeniden bulmasıdır. “Oku!” emri, kitapların satırları kadar1 insanı, doğayı ve bütün mahlukatı da okuyup anlamamız gerektiğini hatırlatır.
NAKİT PARA: CEBİMİZDEKİ SON ÖZGÜRLÜKLERDEN BİRİ Mİ?
Eskiden para cebimizde taşınırdı; bugünse giderek ekranlara sığıyor. Dijital ödemeler hayatı kolaylaştırıyor, ancak her işlem aynı zamanda dijital bir iz bırakabiliyor. Nakit paranın bir gün tamamen ortadan kalkacağına dair tartışmaların asıl düşündürücü yanı da burada: Her alışverişimizin kayıt altına alınabildiği bir dünyada mahremiyetimize ne olacak? Belki de mesele kâğıt ya da madeni para değil; hayatımızın her alanını izlenebilir kılmadan da yaşayabilme hakkımızdır.
SONUÇ: DİJİTAL ÇAĞDA İNSAN KALMAK
Bizi soğuk kodlardan ve veri yığınlarından ibaret sananlara tatlı bir hatırlatma: İmanla yoğrulmuş, merhametle güzelleşmiş; kapı önü sohbetleri, akraba sıcaklığı ve eski dostluklarla anlam bulmuş bir ruhu hiçbir algoritma taklit edemez!
- yüzyılda “insan kalabilmek” teknolojiyi kökten reddetmek değil; bazen o ekranı kapatıp bir komşunun kapısını çalmak, sevdiklerimizle göz göze bir demli çay içmektir. Dijital gürültünün ortasında bu satırlarla yüzlerde küçük bir tebessüm, kalplerde sıcak bir farkındalık bırakabildiysek ne mutlu…
Çünkü asıl mesele dijital vitrinde ne kadar göründüğümüz değil, gerçek hayatta ne kadar “var” olabildiğimizdir!
Ömer Avcı
KAYNAKÇA
Harari, Homo Deus; Koh ve ark., Worldviews on Evidence-Based Nursing (2024); Du ve ark., BMC Psychology (2024);
Ahmed ve ark., Journal of Affective Disorders (2024); Kur’an-ı Kerim, İsrâ Suresi, 70. ayet; Groenestein ve ark., PLOS
ONE (2024); Cognitive Effects and Correlates of Reading Fiction (2024).
