Teolojik Yozlaşma ve Jeopolitik Oportünizm: Selahattin Özgündüz Şahsında Bir Siyasi Müzakere Analizi

Fatih Bilgin

Giriş

Dinî söylemin siyasi iktidar ilişkileriyle araçsallaştırılması, tarih boyunca teolojik ilkelerin aşınmasına ve dinî aktörlerin meşruiyet krizine girmesine yol açmıştır. Türkiye’deki Caferi/Şii toplumunun marjinal bir kesimini temsil eden ve kendisini “Türkiye Caferilerinin Lideri” unvanıyla sunmaya çalışan Halkalı Zeynebiye Camii imamı Selahattin Özgündüz, bu teolojik-siyasi yozlaşmanın ve oportünist dönüşümün tipik bir örneğini sunmaktadır. Özgündüz’ün dilindeki argo bir dil ve tahripkar üslup, temsil iddiasında bulunduğu Ehlibeyt mektebinin ahlaki ve ilmi ilkeleriyle çelişmekte; siyasi iktidara eklemlenme çabası ise Şia doktrininin temel inanç esaslarının dahi feda edildiği bir pragmatizme işaret etmektedir.

  1. Sosyolojik Karşılıksızlık ve İktidar Eklemlenmesi

Özgündüz’ün kamusal alanda inşa etmeye çalıştığı “liderlik” illüzyonu, Caferi toplumunun geniş kesimlerinde sosyolojik bir karşılığa sahip değildir. Kendi etrafındaki dar bir kitle dışında Türkiye Caferileri nezdinde ciddiye alınmayan bu figür, meşruiyet açığını devlet ve iktidar mekanizmalarıyla kurduğu patronaj ilişkileri üzerinden kapatmaya çalışmaktadır.

Nitekim Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Danışma Kurulu üyeliğine atanması, söz konusu iktidar içi konumlanmanın somut bir tezahürüdür. Ancak Caferi toplumunun ve kurumlarının ezici çoğunluğu, bürokratik bir kontrol mekanizması olarak gördükleri bu yapıyı ve Özgündüz’ün buradaki varlığını reddetmiş, tanımamıştır. Bu durum, Özgündüz’ün toplum nezdindeki temsil gücünün bulunmadığını, aksine resmi kurumlar nezdinde kullanışlı bir “vitrin aktörü” olarak değerlendirildiğini ortaya koymaktadır.

  1. Teolojik İrtifa Kaybı, Mezhebi İlkesizlik ve Üslup Sorunu

İslam ilim geleneğinde ve bilhassa Şii Havza kültüründe dinî liderliğin merciyet ve alimliğin en temel ölçütü ilmi yetkinlik, takva ve ahlaki olgunluktur (ilm-i ahlak). Buna karşın Özgündüz’ün nezafetten uzak, hakaretamiz ve argo söylemi, minber ve mihrap makamının gerektirdiği vakardan tamamen kopuktur.

İktidara yaranma ve mevcut siyasi konjonktüre uyum sağlama kaygısı, Özgündüz’ü Şia inanç esaslarını akaid ve fıkhını sulandırma ve hatta açıkça reddetme noktasına taşımıştır. İsrail ile sürdürülen ticari ilişkileri eleştirenlere karşı sarf ettiği;

“Radikallerin söylediklerini mantıklı görmeyin. Ticareti kesmiyorum ‘ulan’. Niye, belki ben onu sömürüyorum? Kesersem, onun arkasındaki güçler de benimle kesecek. Kim zararlı çıkar bu işten? O bana muhtaç değil, onun ihtiyacını yine karşılarlar ama ben açıkta kalırım. Hükümet bu noktada doğrusunu yapıyor. Kimse Sayın Erdoğan’dan daha Kudüsçü olduğunu iddia etmesin.”

şeklindeki ifadeler, teolojik ve siyasi ilkesizliğin ibretlik bir vesikasıdır. Bu söylem; hem Filistin davası ve anti-siyonist ilkelerin faydacı bir dille feda edildiğini hem de iktidar merkezine sunulan niteliksiz bir sadakat beyanını gözler önüne sermektedir. Benzer şekilde, Azerbaycan’daki başörtüsü yasağını ve dinî baskıları eleştirenleri hakaretlerle hedef alarak “ülkede başörtüsü yasağı olmadığını” iddia etmesi, adalet ilkesinden ziyade konjonktürel güç odaklarının yanında saf tuttuğunun göstergesidir.

  1. Atlantik Projeleri İçinde Alternatif Medrese Tasarımı ve Jeopolitik İşlev

Özgündüz’ün Türkçü ve ırkçı-milliyetçi öğelerle harmanladığı dini söylem, bölgesel jeopolitikte son derece tehlikeli bir misyona hizmet etmektedir. Dini unsurları etnik hatlar üzerinden yeniden tanımlama gayreti, evrensel Şii ekolünün kapsayıcılığını felce uğratmayı hedeflemektedir.

Geçmişte İran İslam İnkılabı Rehberi ve bölgedeki üst düzey dinî otoriteleri hedef alan “Sen nasıl ayetullahsın?” türündeki sığ çıkışları, tesadüfi değildir. Bu tutum, Şiiliğin tarihsel, ilmi ve manevi merkezleri olan Kum (İran) ve Necef (Irak) medreseleri ile Velayet-i Fakih makamına karşı alternatif bir “Halkalı Zeynebiye” merkezi inşa etme iradesinin parçasıdır. Her şeyi ile İmam Ali’nin ve İmam Rızanın türbetlerinin takliti olan mimari yapısı bile bu izlenimi fazlası ile vermektedir.

Görünüşte “Avrasyacı” veya “milli” bir söylem arkasına gizlenen bu hamle, özü itibarıyla Atlantikçi stratejilerin bölgesel hesaplarıyla birebir örtüşmektedir:

İlmi Merkezlerin Etkisizleştirilmesi: Asırlık Havza geleneğinin temsil ettiği Kum ve Necef’in entelektüel ve manevi otoritesini kırarak, kontrol edilebilir, etnik-milliyetçi sınırlarla hapsedilmiş, güdük bir Şiilik tanımı üretmek.
Bunu da bizzat Şia’nın temel görüş ve rivayetlerinden olan Hz. Fatıma’nın kapısının yakıldığını reddetmesi, İmam Zeynel Abidin’in bir hutbesinde Yezid’in askerlerini İslam askeri olarak tanımlayıp övdüğünü iddia etmesi, ikinci Halife Ömer bin Hattap İmam Ali’yi çağırdığında çıplak ayak yarı üryan koşarak huzura gittiğini iddia ederek yapmaya çalışıp, daha birçok konuda Şia’nın inançlarını reddedip aynı zamanda Ali bin Ebu Talip Şiiliği öğretisini tahrip edip sulandırılmış mutedil bir noktaya getirme misyonunu da yüklenmiştir. Bu noktada yaptıkları tutarsızlıklar her iki ilim merkezi otoritelerinin de dikkatini çektiğinden kendisine karşı ölçülü bir ilişki ve sınırlı bir alaka gösterilmiş ve hatta dışlanmıştır.

Direniş Ekseni’nin Zayıflatılması: Bölgedeki anti-emperyalist ve anti-siyonist hatların dinî/mezhebi dayanaklarını içten çatlatmak; Şii dünyasını kendi içinde mezhebi ve etnik fay hatlarına bölerek direniş imkanlarını felce uğratmak. Karabağ savaşında İsrail ile işbirliği yapan Aliyev’i Başkomutan ilan edip aynı zamanda Siyonizmin yaydığı “İran Ermenistan’a yardım ediyor” iddiasını destekler mahiyette İran politikalarını eleştirmiştir.
Özgündüz, 2022 yılında Mahsa Emini’nin gözaltında hayatını kaybetmesinin ardından küresel Emperyalizmin tezvirat ve yalanlarına ve linç kampanyasına katılarak İran rejimine ve uygulamalarına büyük tepki göstermiş ve Rehberiyet makamına ve idari yönetimine seslenerek
“Çürüttünüz İslam’ı! Dünya sizin rezaletinize kilitlendi” ve “Tüküreyim senin cennetine! Biz Allah’ın cennetini istiyoruz yobaz molla. Senin cennetin senin olsun” sözleriyle İran İslam Cumhuriyetini sert bir şekilde eleştirmişti.

Ayrıştırıcı ve İktidar Yanlısı Din Söylemi: Hakiki teolojik birikimden yoksun, iktidar politikalarının savunuculuğunu yapan, iç kamuoyunda ayrıştırıcı bir “milli caferilik” algısı oluşturmaya çalışıp bu doğrultuda politikalar geliştirmiştir. Her halükarda iktidarın absürt işlerini ve hatalarını savunmayı kendisine ilke edinmiş ve bunun karşılığını da AKP’nin ilgisine ve çakarlı koruması ile korunmasına ve daha sonra da Alevi Bektaşi Kurultayına üye yapılması ile almıştır. Gerek iç siyasette ve gerekse dış siyasette her mesele üzerine hutbeye çıkıp saçmalamayı ve iktidarı yüceltmek adına çirkinleşerek kabalaşarak demeçler vermeyi ve hakikati duruma göre çarpıtmayı kendine ilke ve vazife edinmiştir. .

Sonuç

Selahattin Özgündüz örneği, teolojik ilke ve ahlaktan yoksun dinî figürlerin, siyasi iktidarlar ve küresel güç odakları elinde nasıl birer manipülasyon aracına dönüştüğünün açık bir kanıtıdır. Azerbaycan’daki hak ihlallerini görmezden gelen, İsrail ile ticareti gayri ahlaki argo bir dille savunan, Kum ve Necef gibi tarihi ilim merkezlerine alternatif oluşturma hülyasıyla hareket eden bu anlayış; ne Caferi toplumunun ne de Ehlibeyt mektebinin meşru bir temsilcisidir. Özgündüz, küresel Atlantik projeleri ile yerel iktidar hesaplarının kesişim noktasında konumlanmış, toplumsal karşılığı olmayan ve söylemsel agresifliğiyle marjinal kalmaya mahkum bir oportünizm örneğidir. Bu haliyle de küresel güçlerin ilgisine matuf olmuş ve bu doğrultuda da kullanılmaya müsait bir karakter arz etmektedir.

Fatih Bilgin

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın