Velayetin Şanlı Aynası Gadir’den Kerbela’ya ve oradan Hürmüz’e Direniş Ruhu
Bugün insanlık, çıkarcı beşeri sistemlerin gölgesinde hak ve adaletten uzaklaşmış, derin bir arayış içindedir. Çaresizliğe sürüklenen bu çağda; Hz. Ali’nin ilmine, cesaretine ve tavizsiz adaletine olan ihtiyaç her zamankinden daha fazladır. Kurtuluş, Gadir-i Hum’da müjdelenen ilahi velayet ve adalet meşalesindedir.

İnsanlık tarihi, kendi elleriyle kurduğu beşeri sistemlerin vadettiği refahın aksine hep zulüm, haksızlık ve adaletsizlik üretmesine şahit olmuştur. Güçlünün haklı sayıldığı bu düzenler, insanı manevi bir boşluğa sürüklemiştir. En küçük zerresi ile ilahi bir yaratılışın eseri olan bu evrende mutlak adalet de ancak ilahi tabii hukuk ile sağlanabilir. İnsanlık bunu artık anlamalı.
Dünya insanlarının ruhları saran bu evrensel buhrana işaret eden Mevlânâ, insanın özünden uzaklaşmasını ve ilahi aşka/adalete olan ihtiyacını “Aşk derdiyle olmayanı insan sayma / Aşk şerbetini içmeyeni can sayma” beytiyle özetler. Mevlânâ insanın yalnızca ilahi adaletin öğretileriyle gerçek huzura ereceğini ifade eder.
Peygamber Efendimiz (s.a.a.), Veda Haccı dönüşünde Gadir-i Hum mevkiinde “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlası’dır” buyurarak ilahi rehberliğin ve velayet sisteminin temelini atmıştır. Hz. Ali, ilmin şehri kabul edilen bir Peygamber mirasının taşıyıcısı; hak ve hukuku gözetirken kendi ailesine dahi zerre taviz vermeyen sarsılmaz bir adalet timsali olmuştur.
Adaletin sembolü olan Hz. Ali’nin ilmine ve maneviyatına vurgu yapan yüzlerce hadis ve İslam alimlerinin eserleri ortadadır dileyen oturup okusun onları yazmayacağım.
Ama Hâfız-ı Şîrâzî onun ruhaniyetine ve ilahi sığınağa olan bağlılığı şu mısraları yeterde artar bile.
“Ateş dolu bir rüzgâr esse de dünyaya, / Hak dostlarının sığınağıdır bu dergâh (Ali)”
Taptuk Emre’nin buyurduğu “Bütün yollar Ali (saa)’ye çıkar Yunusum” esası “ve kulle şey-in ahsaynâhu fî imâmin mubîn” (Yasın 12) ayetinin tefsiridir.
Bugün insanlığın içine düştüğü zulüm cenderesinden kurtulması, ancak Gadir-i Hum’da ilan edilen velayet ve adalet sancağının insanlığa rehber kılınmasıyla mümkündür.
Gadir-i Hum’da yükselen velayet avazı, yalnızca tarihin yapraklarında kalmış eski bir sada değil; asırlardır mazlumların göğsünde parıldayan sarsılmaz bir ihtilal meşalesidir. O gün Hz. Peygamber’in (s.a.a.) mübarek elleriyle göğe kaldırdığı Ali sancağı, bugün küresel emperyalizmin, modern firavunların ve zulüm odaklarının karşısında dik duran iradenin ta kendisidir. Bu meşale, Kerbela’nın kızıl ufkunda hürriyetin, fedakarlığın ve biate sadakatin en zirve destanına dönüşmüştür.
İran İslam Cumhuriyeti, yeryüzünü karanlığa boğmak isteyen müstekbir güçlere karşı verdiği topyekûn mücadelede gücünü beşeri sistemlerden değil; doğrudan Gadir-i Hum’da tebliğ edilen o ilahi esastan ve Aşura meydanında sergilenen Hüseyni kıyamdan almaktadır.
İslam Cumhuriyeti Yöneticilerin Sarsılmaz İradesini kadim İmamet öğretisinden alıyor. Velayet ekseninde kenetlenen rehberlik, dünya egemenlerinin tehditlerine ve ambargolarına karşı zerre mühlet vermeden adaletin sancaktarlığını yapmaktadır. Bu irade, haksızlığa karşı baş eğmeyen, zulme karşı topyekûn kıyam eden İmam Hüseyin’in (a.s) “Zillet bizden uzaktır!” haykırışının asrımızdaki gür sesidir.
Komutanların ve askerlerin efsanevi cesareti Kerbela öğretisi ile anlam buluyor. Cephede ölümün üzerine gülümseyerek yürüyen fedakar neferler, güçlerini Hayber’in kapısını söken o sarsılmaz imandan alırlar. Onlar; her bakışında, edasında ve o cihat meydanını inleten ezanında adeta Hz. Peygamber’in (s.a.a) cemalini ve celalini yansıtan Ali Ekber’in gençlik ateşiyle yanarlar. Cephede her bir bayraktar, nehir kenarında kolları kesilse de sancağı ve sadakati yere düşürmeyen fedakarlık abidesi Alemdar Abbas’ın cesaretiyle kuşanmıştır.
İran Halkın tüm dünyayı hayrete düşüren çelikten dirayetinin temelinde de Gadir mirası vardır. Her türlü baskı, ekonomik savaş, ambargo ve saldırıya karşı bir tek adım bile geri atmayan bu aziz millet, birliğini o gün Gadir’ de edilen ilahi ahde sadakatten alır. O gün İmam Ali’ye verilmeyen sadakat ve biate bağlılık bugün o makamın tek vekili Velayet-i Fakih’e ölümüne verildi ve verilmeye devam ediyor. Bu halkın dirayeti; sarayların ihtişamını, tiranların zulmünü tek bir hutbesiyle yerle bir eden, Kerbela’nın hakikat çığlığını ve ilahi mesajını asırlar ötesine, bugünün direniş hatlarına taşıyan Hz. Zeynep’in (s.a) sabrı ve metanetiyle yoğrulmuştur.
Bu asil direniş, beşeri sistemlerin çürümüş kalıplarını yıkarak, ilahi adaletin ve velayet nizamının yeryüzünde nasıl canlı bir kalkana dönüştüğünün en somut ispatıdır. Gadir’in çölünde ekilen, Kerbela’nın kanıyla sulanan o tevhid ve adalet tohumları; bugün küresel zulme diz çöktüren, emperyalizmin kalbine korku salan çelikten bir irade olarak boy vermiştir.
Kısacası İran’a İran yapan Gadir-i Hum’ da peygamber Aleyhisselam tarafından tebliğ edilen ilahi esas olan “velayet’ sistemine bağlılıkları ve asla ondan vazgeçmemeleridir.
Allaha ve onun gönderdiği kitaba ve peygamberine gönülden bağlılık hissedip ancak bu ilahi evrensel Sünnetullaha “mitolojik hikaye” diye küçümseyip önemsizleştiren bilhassa Ehli Sünnet kardeşlerimize bu ilahi düzenin ilahi ilkesinin nimetlerinden mahrum olmamalarını ve gelip geçen bu tarihi fırsatı kaçırmamalarını tavsiye ederek bu vesile ile tüm Müslümanların Gadir-i Hum Bayramını en içten dileklerimle tebrik ederim.
Vessellam…
Fatih Bilgin
