alanlarda gelişmeleri ve büyümelerine değinerek
NATO üyesi ülkelerin daha fazla Pekin karşısında kenetlenmesini
istedi. Stoltenberg Çin’in ekonomik ve askeri alanlardaki
gelişmelerine itiraf edip dünyada güç
dengesinin değiştiğine şahitlik edildiğini belirtti. NATO genel sekreteri şöyle bir açıklamada
bulundu:” Batı Çin’in ekonomik ya da askeri güçlenmesine
kayıtsız kalamaz. Çin’in bu doğrultudaki doğuşu, küresel güç dengelerinde temel değişikliklere neden olmuş ve ekonomik ve teknoloji alanındaki rekabetleri
de kızıştırmıştır. Bu mesele ise serbest
toplumlar ve kişisel özgürlüklere karşı tehditleri de ikiye katlamış ve bizim
hayat modelimiz ve değerlerimiz hususundaki rekabeti de arttırmıştır. “
Stoltenberg Çin’in
büyümesinin NATO ortaklarına yönelik güvenlik sonuçları ile ilgili de
şöyle bir açıklamada bulundu:” Çin,
halihazırda dünyada ikinci en büyük
savunma bütçesine sahip ülkedir.
Çinliler gelişmiş askeri kabiliyetleri alanında büyük yatırımlar yapmış
ve NATO ülkelerine kadar ulaşabilen uzun
menzilli füzelere sahipler. “
Görünen o ki NATO
pratikte Washington’un elinde
bulunan bir araç olup Amerika çıkarları doğrultusunda Amerika’nın Avrupalı
ortaklarına bile baskı yapmak için kullanılır.
Bu organizasyon tıpkı Amerika gibi Batı dünyasının Çin’e karşı
kenetlenmesini ve Pekin’in askeri ve ekonomik olarak zayıflamasını istiyor.
Buna rağmen NATO genel sekreteri ve de Trump hükümetinin bu talepleri
Avrupalıların olumsuz tepkilerine neden olmuştur. Esasında Avrupa ve Amerika
arasındaki Çin hususundaki ihtilaflar da bu yeni güç ile ilişkilerden
kaynaklanıyor.
Avrupa Birliği dış siyaset temsilcisi Josep Borrel
Çin’in küresel barış için bir tehdit
sayılmadığını ve bu ülkeye karşı gerçekçi
yaklaşımın izlenmesine vurgu yapmıştır. Borrel’e göre Çin Avrupa Birliği
düzeni için bir tehdit olabilir ancak küresel barış için bir tehdit sayılmıyor.
Borrel, yaklaşık iki hafta önce de emarelerin Çin’in Amerika yerine geçtiğini ve küresel
liderliği eline geçirdiğini gösterdiğini belirtmişti. Borrel ayrıca
AB’nin Çin ile birçok ortak
noktaya sahip olduğunu özellikle de İran
ile nükleer anlaşmada aynı düşüncede
olduklarını söyledi.
Buna karşın Trump hükümeti üst düzey makamları defalarca
Çin’i en büyük ekonomik ve güvenlik tehdit olarak saymıştır. Amerika başkanı Donald Trump iktidara geldiğinden beri Çin’e
karşı sert siyasetler izlemiş ve
farklı açılardan Pekin’i baskı altına almaya çalışmıştır.
Çin ve Amerika arasındaki ihtilaflar farklı siyasi, ticari
ve ekonomik, askeri, güvenlik ve stratejik boyutlara sahiptir.
Washington Çin’i asıl
rakip, revizyoncu güç olarak tanımlamış ve Çin’e karşı siyasetler
izlemiştir. Amerika dışişleri bakanı
Mike Pompeo ise Çarşamba sabah saatlerinde bir bildiri yayımlayıp Çin’i zorbalık
ve kabadayılık taktikleri kullanmakla suçladı. “
Buna karşın Çin Rusya
ile beraber Trump’ın küresel meselelere
yönelik tek yanlı yaklaşımının asıl muhalifleri olarak sayılıyorlar. Bu
ülkeler, Amerika başkanının koruyucu ekonomik siyasetlerini de eleştirmiştir. Çin ayrıca
defalarca Amerika ve Britanya ile
Avusturalya gibi hava ve deniz güçlerinin Çin denizindeki kışkırtıcı askeri
girişimlerini eleştirmiştir.
Bu meselelerin toplamı ve de Washington’un Çin içişlerine karşı müdahalelerinin Hong
Kong protestocularını desteklemesi gibi girişimlerinin devam etmesi Pekin ve Washington arasında ciddi
ihtilaflara yol açmıştır.
Çin dışişleri bakanı Wang Yi’nin söylediğine göre Amerika ve
Çin yen bir soğuk savaş eşiğindeler.
Görünen o ki Amerika Çin ile mücadele etme hususunda AB’nin ortaklarının desteğini
kazanamamıştır. Çünkü Avrupalılar Pekin ile ekonomik ve ticari ilişkilerini
geliştirmek istiyorlar. Bu yüzden de
Çin’e gerçekçi davranmak istiyrolar.
Buna ilaveten NATO genel sekreterinin de söylediği gibi Çin günden güne daha büyük bir ekonomik ve
askeri güce dönüşüyor ve yakın gelecekte
dünyada birinci ekonomik güce dönüşecektir.
Böylece küresel güç
Doğu’ya kayacaktır. Bu durum ise Washington’un paniğe kapılmasına neden
olmuştur.
