günlerimiz” başlığıyla kaleme aldığı yazısında, Türkiye’de yaşanan felaketler
üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın politikalarını değerlendirdi.
“En ufak olay
felakete dönecek. Erdoğan sadece bir konuda haklı. Bunlar daha iyi günlerimiz…”
ifadelerini kullanan Aydın’ın yazısı şöyle:
“Türkiye her yeni
güne bir başka felaketle uyanıyor. Güneş, yağmur, sel ya da trafik kazası. Tüm
bunların yanı sıra 10 yıldır sorumsuzca sürdürülen göçmen politikasının
kaçınılmaz sonucu olarak yaşanan toplumsal gerilimler ve çatışmalar var.
Geçen hafta tüm bunların aynı anda görüldüğü kapkara bir
yedi gün yaşandı. Tüm bu manzarayı Türkiye ile birlikte izleyen bir kabine
vardı. Bir bölgeden bir bölgeye sadece demeç vermeye koştular. Ne kadar kredi
vereceklerini nasıl binalar yapacaklarını anlatıp durdular.
Her zamanki gibi o kadar konuşmaya rağmen yaşanan sorunların
çözümüne dair tek bir cümle edemediler.
Ama bakanların haklarını verelim en azından konularla
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan daha ilgiliydiler. Manavgat’a gidip çay atan,
Kastamonu’da seçim konuşması yapan Erdoğan felaket yaşanan bölgelerin
“Umumu etkileyen afet bölgesi ” ilan edildiğini bile bakan kulağına
söylediğinde hatırladı. Gittiği her yere götürdüğü cam ekrana bile
yazdırılmamış anlaşılan.
BU FELAKETLER ARTIK BİTMELİ
Son bir haftadır yaşananlar ve hükümetin yaptıkları ülkenin
basiretsiz, liyakatsiz, halktan kopuk, beceriksiz ve kibirli bir topluluk
tarafından yönetildiğini bir kez daha gösterdi. Dünyanın farklı ülke liderleri
kilometrelerce uzaktan Türkiye’ye ilişkin daha sağlıklı değerlendirmeler
yaparken ülkenin tek patronu gerçeklikten kopmuş olarak kendi hayal dünyasını
anlatmaya devam etti. Hem de tüm felaketler karşısında aynı tepkiyi vererek.
İKİ HAFTA YANDIK: Antalya Manavgat’ta 28 Temmuz, Muğla
Marmaris’te ise 29 Temmuz’da iki büyük yangın başladı. Ardından ülkenin pek çok
bölgesinde başlayan yangınlar geçtiğimiz hafta ortası kontrol altına
alınabildi. Yaklaşık 100 bin hektarlık alan yandı. Yangınlarda 8 kişi hayatını
kaybetti. Türkiye’nin yangın uçağının olmadığını ve kiralanan 3 uçaktan yeterli
verimi alamadığımızı bu süreçte öğrendik. Uluslararası yardım istemek için
karar almaları bile günlerce sürdü. Ormanlar yandı, binlerce canlı ve insanlar
öldü. Ne bir bakan ne de bir bürokrat sorumluluk üstlendi. Bırakın istifayı
özür dileyen bile yok. Türk Hava Kurumu’nun içinde bulunduğu durum da bu
dönemde yine ayyuka çıktı.
Yangınlar karşısında iktidarın aldığı en önemli önlem RTÜK
eliyle geldi. Haber merkezlerine yanan değil söndürülen yerlerin görüntülerinin
geçilmesi talimatı verildi. En az bu emir kadar saçma olan şey anlı şanlı
kanalların haberleri böyle vermeleri oldu.
Dünya lideri yine halka IBAN verdi. Ama halktan ilgi
görmedi. Yurttaş dayanışması, kamunun yaptığı yardım çağrılarının çok daha
önüne geçti.
SELE KAPILMAK: Bartın, Sinop ve Karabük. Yoğun yağışın
ardından gelen sel şu ana kadar 60’ın üzerinde insanın ölümüne yol açtı.
Karabük’ün Bozkurt ilçesinde çok sayıda insanın kaybolduğu bilgisi geliyor. Ama
ne Valilik ne de AFAD tarafından bu konuda bir açıklama yapılmadı. Kamu
binalarının bile dere yatağının ortasına yapıldığı ilçede adeta felakete
davetiye çıkarılmış. Devlet felaketin ardından bölgeye gitmiş. Erdoğan konuşma
bile yaptı. Ama ne arama çalışmalarından ne de kayıplardan bahsetti. Tüm
Karadeniz ilçeleri neredeyse aynı durumda. Ama yetkililerden buna dair tek bir
cümle yok. Bir başka felakete kadar yine susacaklar.
DÖRDÜNCÜ PİK: Pandemide bir türlü istenilen aşamaya
gelinemedi. Aşılama iyi giderken aşı bitti. Aşı tekrar geldiğinde ise yeni
varyant ortalığı kavurmaya başlamıştı. Eğitimin yüz yüze yapılması planlandığı
söyleniyor. Ama buna dair hiçbir hazırlık yok. Yetkililer bazı alanlarda ve
meslek dallarında aşının zorunlu olacağına dair açıklamalar yapıyor. Ama buna
ilişkin de net bir bilgi yok. Tüm dünya Türkiye’nin pandemi verilerinde şeffaf
olmadığının altını çiziyor. İktidar pandemide de gerçekleri yüzleşme ve
mücadele etme yerine saklamayı tercih ediyor.
ALTINDAĞ ALARMI: Türkiye 5 milyona yakın mülteciye ev
sahipliği yapıyor. Bu insanların yaklaşık 4 milyonu Suriyeli. İktidar
mültecilere “misafir” demeyi tercih ediyor. Geçici süreli ucuz iş
gücü muamelesi yapıyor. İktidar mülteci sorununun gün geçtikçe toplumda ciddi
bir fay hattına dönüştüğünü kabul etmiyor. Altındağ’da bir gencin ölümüyle sonuçlanan
tartışma, Suriyelilerin evlerinin ve dükkanlarının yağmalanmasına kadar
ilerledi. Bu koşulda bile iktidar sözcüleri muhalefeti suçlu göstermeyi tercih
etti.
Suriyelilerin üzerine bir de Afgan göçü başladı. İktidar
için Afganlar da tıpkı Suriyeliler gibi batı karşısında siyasi bir koz.
Alırım-almam-batıya yollarım gibi laflarla milyonlarca insanı ve süreçten
tedirginlik duyan Türkiye’yi pazarlık masasına sürüyor. Yani hiçbir şey
yapmıyor.
‘ERDOĞAN TEK BAŞINA YETMEZ’ SESLERİ
Son yaşananlardan sonra ülkenin çoğunluğunun, AKP
iktidarının Cumhuriyet tarihinin en kötü yönetimini sergilediğine dair şüphesi
kalmadı. Bu durum kamuoyu yoklamalarına da yansıyor. Türkiye sorun çözmek bir
yana sürekli sorun biriktiren bir ülke haline geldi. Yaşanan bir doğa olayı ya
da dış politikada yaşanan en küçük bir olumsuz gelişme ülke için felaketle
sonuçlanıyor. Anlık gelişen bu olayların yanında bir de kronikleşen sorunlar
var. Yüksek enflasyon, işsizlik ve faiz gibi. İktidar tüm bu sorunlar karşısında
eli kolu bağlı oturuyor. Bu görüntü AKP içinde de ciddi rahatsızlık yarattı.
Muhtemelen bu hafta Saray’a gidip Bakanlardan, uygulamalardan ve genel
gidişattan doğan endişeleri dillendirecek isim listesi oldukça kabarık
olacaktır. Bu arada ilk kez bu kadar net “sadece Erdoğan yetmez”
sesleri çıkmaya başladı.
Erdoğan’ın 45 gün içinde 3 kez televizyona çıkması ve hiçbir
pozitif etkisinin olmaması bu fikri iyice güçlendirdi. Ankara kulislerinde bazı
eski AKP yöneticilerinin yeniden bir ekip görüntüsü verebilmek için ellerinde
listeyle Reis’in huzuruna çıkacakları konuşuluyor. Birden fazla güçlü ismin
olduğu yeni bir vizyon tarif ediyorlar. Yani hem kabinede hem de parti
yönetiminde değişimi açıktan talep edecekler. Erdoğan’ın da bu yönde adım atma
isteğinin olduğunu ama felaketler sonrasında ertelediği söyleniyor. Meclisin
açılış tarihi olan 1 Ekim’e yeni kabine ile gireceğini söyleyenlerin sayısı hiç
de az değil.
ONLAR DENEDİKÇE TÜRKİYE BATACAK
AKP kulislerinden anladığımız Cumhur İttifakı aşağıya gidişi
durdurmak için tekrar yeni şeyler denemeyi planlıyor. Beratlı, Beratsız,
Soylulu, Soylusuz, Hulisi Akar ya da Efkan Ala. Bazı isimler gidecek bazıları
gelecek. Erdoğan’ın yanına biraz daha güçlü figürler (ne kadar kaldıysa)
ekleyecekler. Kalan karizmasından faydalanmaya çalışacaklar. Sadece zaman kaybı
anlamına gelecek hamleler. Çünkü yapabilecekleri bir şey kalmadı. Toplumun çok
küçük bir bölümü inanıyor. Marjinal haldeler. Ama deneyecekler. Her deneme
ülkeyi biraz daha geriye götürecek. En ufak olay felakete dönecek. Erdoğan
sadece bir konuda haklı. Bunlar daha iyi günlerimiz…”
